|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
"Neşter-2" ya da "Yargıda rüşvet" diye anılan savcılık soruşturmasıyla ilgili olarak Sabah'ın izlediği habercilik çizgisiyle ilgili olarak bugüne kadar dört yazı kaleme aldık... Bu haber çerçevesinde, aşağı yukarı aynı "çizgi"de yapan Akşam ve Star'dan çok Sabah'la uğraşmamızın bir nedeni vardı: Sabah, eski ağırlıklarından kurtulduktan sonra ilk kez çok önemli bir haberde önce anlaşılması zor bir "küçültme" çabası içine grmiş, ardından da bunu eleştirenlere karşı ikna edici olmayan bir savunma yapmaya çalışmıştı... 30 Ocak tarihli gazetelerde yer alan "Yargıtay, rüşvete adı karışan üyeleri hakkında soruşturma izni verdi" haberleri, gazetenin, bu haberi izlerken izlediği hattın yanlışlığını açık bir şekilde gösterdi. Ama önce o "hat"tın ne olduğunu hatırlayalım ki, son haberin Sabah'ı neden "yanlışladığını" daha iyi anlayabilelim. (İncelemenin sonunda, keza Sabah'ın 30 Ocak tarihli gazeteler arasında bu habere neden en küçük yeri veren gazete olduğunu da anlayabileceğiz.)
SABAH'TA İLK HABER...
Hatırlayacaksınız, olay, aralarında Turkcell ve Show TV yöneticilerinin de bulunduğu bir grubun, bir "çete" oluşturarak yargıdaki bazı davaların yönünü "rüşvet vererek" değiştirdikleri yönündeki iddialarla başlamıştı. DGM savcısı 10'un üstünde kişiyi gözaltına almıştı. İddialar arasında, "rüşvet alanlar"ın bir kısmının "yüksek yargı" mensubu olduğu da vardı... Sabah, Akşam'la birlikte haberi birinci sayfadan görmeyen iki gazeteden biriydi. Akşam, kendisinin de dahil olduğu grup ve kişi adlarını da vermemişti haberinde. Kronik Medya'da yer alan ilk eleştiride Akşam'ı "hard", Sabah'ı da "soft" tarzda haber gizlemekle eleştirmiştik..
ZANLILAR SERBEST KALIYOR...
17 Ocak'ta mahkeme, DGM savcısının tutuklama talebini reddederek bütün sanıkların salıverilmesine karar verdi; bazı sanıklar tutuksuz yargılanacaktı... Sabah, 18 Ocak'ta, haberi baştan beri "laiklik eksenli manipülasyon" hattından izleyen Star'a benzeyen bir tutumla çıktı. (Star, "yüksek yargı"ya yönelik iddiaların "ordudan sonra laik cumhuriyetin en önemli kalesi olan yargıyı yıpratmak" amacına dönük olduğunu savunuyordu.) O gün şöyleydi Sabah'ın haberi: "'NEŞTER' DEĞİL 'ŞOV'... DGM, savcının tutuklama talebini reddetti. Günlerdir yüksek yargıyı töhmet altında bırakan Neşter soruşturması fiyaskoyla sonuçlandı... Bazı medya gruplarının olaya yüksek yargıyı bulaştırma çabaları, DGM'nin kararıyla boşa çıktı. (...) Bu karar, Yargıtay ve Danıştay başkanlarının da uyarılarında haklı olduklarını ortaya koydu..." Çok aceleci bir çıkıştı bu... "Çete" üyesi olduğu iddia edilenler sadece serbest bırakılmıştı, davaları sürecekti. "Yüksek yargı" konusunda ise savcı zaten bir iddiada bulunamazdı, yapabileceği tek şey elindeki bilgileri Yargıtay'a iletmekti, nitekim o günlerde o da onu yaptı.
GENE ACELECİ BİR DEĞERLENDİRME
Sabah gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ergun Babahan, 19 Ocak'ta gazetesinin çizgisini savunan bir yazı kaleme aldı. Şöyle diyordu yazısında: "Biz bu soruşturmayı manşet yapmadık. Bundan sonra da böyle önümüze konmak istenen ısmarlama, hesaplı soruşturmaları ısrarla büyük haber yapmayacağız." Bu da çok aceleci bir değerlendirmeydi… Dosyalar Yargıtay'a gideli henüz bir gün olmuştu ve Yargıtay'ın ne yapacağı hiç bilinemezdi… Peki, gazete neden "hesaplı" bulmuştu soruşturmayı? Babahan, bunu da, soruşturmanın 4442 sayılı, "cebir ve şiddet kullanımı"nı şart koşan bir yasa kapsamında yürütülmesinden kuşku duyduklarını söyleyerek açmıştı… Vardığı sonuç şuydu: "Yani burada bu insanlar, bazı yargıçlara tehdit veya zor kullanarak para vermiş olamayacağına göre, bu yasanın uygulanması da söz konusu olamaz. Öyleyse niye özellikle bu yasa uygulanmak istendi? Buradaki asıl amaç, bu yasanın soruşturmacılara verdiği olağanüstü yetkileri, suç veya suçlu aramaktan ziyade, bazı kurumları (yani yüksek yargıyı) toptan dinlemek, izlemek ve daha sonra da baskı altına alıp yıpratmak mıydı?" Hatırlayacaksınız, Bu "gerekçe"yi hiç inandırıcı bulmamış, şöyle yazmıştık: "Madem daha en başta bunu tespit ettiniz, neden bu açıdan deşmediniz haberi? Yepyeni ve kimselerin aklına gelmeyen bir açı... Hangi gazeteci kaçırır böyle bir fırsatı?" Konuyla ilgili son yazıyı, Neşter-2'deki yeni bir gelişme üzerine 24 Ocak'ta yayımlamıştık… Sözünü ettiğimiz yeni gelişme, Yargıtay Başsavcısı'nın yaptığı "Soruşturmaya adı karışanlar istifa etsin" çağrısıydı… Bütün gazeteler bu haberi büyütürken, Sabah, Baykal'ın hükümeti eleştirdiği, "Bu, yargıya vurma operasyonudur" açıklamasını büyütmüştü... Bu, çok anlamlı bir tercihti ve Sabah'ın, olan biteni bütünüyle "Hükümetin yargıyı yıpratma operasyonu" olarak değerlendiren tutumunun sürdüğünü gösteriyordu.
'DUYGUSAL' GAZETECİLİK
O zaman da söylemiştik, biz bunu esas olarak Türk gazeteciliğinde geleneği olan duygusal-defansif gazeteciliğin bir tezahürü olarak görüyoruz. "Duygusal" gazetecilik, yani özetin özetiyle, "egosu sarsılan" gazetenin yanlışında ısrar etmesi tutumu… Bu gazetecilik türünün gazeteyi tehlikeli noktalara sürükleyebileceğini de şöyle anlatmıştık: "'Egosu sarsılan' gazete, tartışmalı haberi sunumunda ve değerlendirişinde haklı olduğunu gösterebilmek için sonrasında enteresan tercihler yapar, enteresan ittifaklara girişebilir... Çünkü artık merkezde tartışmalı haber değil, bizzat gazete ve 'gazetenin egosu' vardır; bu noktadan sonra bütün tercihler 'bakın biz haklıyız'a hizmet edecek şekilde yapılır..." Sabah işte bu haberle tam böyle bir durum içine düşmüş görünüyor… Sabah'ın "Ordudan sonra Cumhuriyet'in ikinci kalesi yargıyı yıkmaya çalışıyorlar" şeklindeki militer dille hiç ilişkisinin olmadığını biliyoruz… Ama başlangıçtaki yanlış tercih ve o tercihte direnme, gazeteyi CHP-Cumhuriyet-Star çizgisine çekmiş durumda (tabii sadece bu mesele için söylüyoruz). Nihayet, 30 Ocak tarihli gazeteler arasında "Yargıtay, rüşvete adı karışan üyeleri hakkında soruşturma izni verdi" haberini en küçük gören gazete olması da, Sabah'ın başlangıçtaki tercihinin, gazetenin yalnız "çizgisini" değil, "haberciliğini" de zehirlediğini bir kez daha gösterdi. (A.G.)
Bir "manşet"in anatomisi!
Gazetenin manşeti şöyle: "Vücut dili diplomasisi". Manşetin altbaşlığı da şu: "Başbakan Erdoğan'la birlikte Türk dış politikasında yeni bir anlayış ortaya çıktı. Erdoğan-Bush görüşmesinde 'vücut dili diplomasisi' bariz şekilde görüldü." Gazetede altbaşlığı takiben yer alan cümleler de üzüntü verici: "Beyaz Saray'daki görüşmede arka planda yer alan şöminenin sıcaklığın simgesi olduğunu belirten uzmanlar, iki liderin oturarak açıklama yapmasını ise Başkan Bush'un boyunun kısa olmasına bağladılar. Uzmanlar, Beyaz Saray'da diğer yabancı konuklara bu denli sıcak yaklaşılmadığını, bazılarını Başkan'ın kapıda kısa bir açıklamanın ardından uğurladığını belirttiler."(!) Yani öyle ifadeler ki, hemen hepsi arada bir bize "Allahım sen aklıma mukayyet ol!" dedirten türden... Yahu kim bu "uzmanlar"? Psikiatr mı yoksa psikolog mudurlar, yoksa birer stratejist falan mı? Hay onların "uzmanlıkları"na... Gazetenin başsayfa manşetinin altbaşlığında daha da üzücü ifadeler var: "Bush'un görüşmede bacak bacak üstüne atmasının hemen ardından Erdoğan'ın da aynı şekilde davranmasına dikkat çeken uzmanlar, Başbakan'ın görüşmede kendinden emin bir duruş sergilediğini vurguladı. Ecevit döneminde Başkan Clinton, bacak bacak üstüne atmış, Türkiye Başbakanı ise elleri iki yanda durmuştu."(!) Hay onların "uzmanlıkları"na... "Uzmanlar" delirmiş olmalı... "Uzmanlar"ın Türkiye Cumhuriyeti başbakanlarından Ecevit'in (zamanında)) nasıl birisi olduğundan haberleri hiç mi hiç yok herhalde... Biz hatırlatalım: Onun adı "Karaoğlan"dı ve 1974'te Kıbrıs'a orduyu yollayan o idi! Ayrıca çok da iyi İngilizce ve âdap erkân bilir, "uzmanlığın" âlemi yok.... Hem düşünün, Türkiye Cumhuriyeti'nin bir Başbakanı'nı küçültmeye çalışmak başka bir Başbakan'ı yüceltmek için iyi bir yol mudur? Gazetenin başsayfanın manşetine yerleşen haberin devamı 13. sayfada . 13. sayfanın manşeti de bir tuhaf: "Kendinden hep emin". Tabii ki yine Başbakan'dan söz ediliyor. Şu sözlere bir bakın: "Başbakan Erdoğan'ın ABD gezisinde basına yansıyan görüntüleri, Türk dış politikasına yeni bir anlayışın damgasını vurduğunu gösterdi. Erdoğan'ın kendinden emin tavrı görüşmelere yansıdı..."(!) Yapmayın, hiç değilse bu kadarını yapmayın! Siz okurları "saf", yani "aptal" yerine mi koyuyorsunuz? Böyle bir altbaşlığa bu dünyada hiçbir aklı başında okur tahammül edemez... Peki ya şu cümleler: "Uzmanlar, basın açıklamasının yapıldığı odanın atmosferinin de 'ilişkilerin' içyüzünü göstermesi açısından son derece önemli olduğunu düşünüyorlar. Buna göre, Bush ve Erdoğan'ın arkasındaki şömine, 'sıcaklık' düşüncesini pekiştiren bir görsel unsurdu."(!) "Lâhavle ve lâkuvvete ...." Bu "uzmanlar" da çok olmaya başladı doğrusu... Yahu ne "sıcaklık"ı, şömineden yükselen ve liderlerin sırtlarını ısıtan sıcaklık basbayağı odun ateşinin ısısı... İnsaf yani, bu da mı "uzmanlara" yorumlatılacak bir "mesaj"? Şimdi de isterseniz meseleyi toparlayalım: Bir kere herşeyden önce bu iş iyi bir iş değil...Mutlaka uzak durulması, ünsiyet peyda edilmemesi gereken bir iş bu... Ayrıca unutmamalı ki, bu işin kimseye yararı da yok... Gazetede yer alan bu manşet ile başka bir gazetede, mesela Hürriyet'te karşılaşsak, inanın en az yedi gün Kronik Medya'ya manşet yapardık... Şunu da ekleyelim: Bugüne kadar Hürriyet ve diğerlerinde konumuz olan manşeti hatırlatan çook manşet görmemize rağmen, böylesiyle, yani bu derece "çıplak" olanıyla ilk kez karşılaştık... Herşeyi bir kenara bırakın okurlara yapılan bir haksızlık bu. Gazetenin ülkenin Başbakanı'na sevgi ve güven duyan okurlarını böyle bir manşetle karşı karşıya bırakmanın kime yararı var? Kronik Medya'yı izleyenler farkındadır sanırız; biz "hür düşünceden" ve dolayısıyla "Hürriyet"ten yanayız... "Uzmanlar"ın görüşleri bizim umurumuzda değil! Buraya kadar olan satırların sizi memnun ettiğini düşünüyoruz. Yanılmıyoruzdur inşallah... (K.B)
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |