AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ

Y A Z A R L A R
'Hem Saddam hem de Bush'la görüşen adam'la görüştüm

Övünmek gibi olmasın ama öyle. Hatta şakalaştım bile. Gayet sempatik ve bu az bulunur özelliğine rağmen de oldukça mütevazı bir insan.

Onu tanıyorsunuz, yabancımız değil. Devlet Bakanı Kürşat Tüzmen. Hatırlanacaktır, ABD Irak'a harekat yapmadan önce Tüzmen bu ülkeye geniş bir heyetle gidip ticari bağlantılar yapmış ve Saddam Hüseyin'le de iki saat görüşmüştü. Ardından da bayağı gürültü kopmuştu.

Gürültü, geçen haftaki ABD ziyaretine kadar devam etti. Herkes, heyetler arası görüşmelerde, bir saat süren bir çalışma yemeğinde Tüzmen'le Bush'un görüşmesinin nasıl bir şey olacağını merak ediyordu.

İşte, bu merakı gidermek için uçakta Tüzmen'e bunun nasıl bir duygu olduğunu sordum. Büyük bir tevazu gösterip, "Ne olacak yahu, normal bir şey" dedi.

"Daha daha nasıl bir duygu" deyince du şunları söyledi:

"Valla hiç de bir şey olmadı. Ben zaten 2001'de bürokratken ABD'den iki ülke arasındaki ticareti artırmaktan dolayı ödül almıştım ama görevden alınınca Amerika'ya gidemedim. Sonra bir ara, ABD Ticaret Bakanı ile oturup görüştüm. İlişkilerimde sorun yok…"

"Yemeğe gelseniz artık "dedim.

"Başkan Bush'la selamlaştık, oturduk. Her şey gayet normal. Bir ara, Başkan'ın Ulusal Güvenlik Danışmanı Condoleezza Rice kulağıma eğildi…"

"Ne dedi?" diye sordum.

Şu cevabı verdi: "Sayın bakan sizi izliyoruz. Ülkeniz için çok iyi işler yapıyorsunuz, dedi. Durum bundan ibaret."

Bir gezinin üç dosyası

Başbakan Erdoğan'ın Amerika ziyaretiyle ilgili olarak üç aşağı beş yukarı herkes aynı değerlendirmeye iştirak ediyor. Erdoğan-Bush görüşmesi ile bu görüşmenin teknik tamamlayıcısı olan Gül-Powell buluşması başarılı geçmiştir. Öncelikle, bir Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı'nın bir ABD Başkanı ile görüşmesi hem iç, hem de dış siyaset açısından değerlidir. Yani gezinin tahakkuk etmesi zaten bir başarıdır. İkincisi, Amerika Başkanı'nın Türkiye'ye resmi ziyaret ilan etmesidir. Bu da diplomatik bir başarıdır. Her ikisi de Ak Parti hükümetiyle Bush yönetimi arasındaki ilişkilerin iyi olduğuna delalet eder.

Gelelim gezinin sonuçlarına… Türkiye, Amerika'dan üç şey istedi ve prensipte üçünü de aldı…

Bir… Kıbrıs'ın çözümüne yardımcı olunmasını istedik. Bu konuda sorun yok, Amerika çözüm için Dışişleri Bakanı düzeyinde bir katılımla inisiyatif alacak.

İki.. Irak'ın yeniden siyasal yapılandırılması konusunda Türkiye'nin hassasiyetlerinin korunmasını. Yani bir Kürt devletinin kurulmamasını istedik. ABD Başkanı Bush, yemin billah etti, "Ben dindar adamım, sözüme güvenin asla sizin kaygılarınıza yol açacak bir şey olmayacak. Toprak bütünlüğü korunacak" dedi ama… Aması var. O da şu. "Toprak bütünlüğü" demek Türkiye'nin kaygılarının giderilmesi demek değil. Tamam bir federasyon kurulacak ve bir parçası da Kürt devleti olacak; buna çok büyük itiraz yok. Zaten iş işten geçti. Sorun, kurulacak federasyonun siyasal birliğinin nasıl tanımlanacağı ve işleyeceğidir. Yani Irak'ta muhatabın Bağdat'taki merkezi hükümetin olup olmayacağıdır. Eğer merkezi hükümet zayıf olur ve federal devletçikler üç gün sonra kafalarına göre davranmaya başlarlarsa o zaman Bush yemininin altında kalır! Yani özetle bu konuda ne söz verilirse verilsin uygulamaya bakmak ve presi sürdürmek gerekiyor.

Üç.. PKK ile mücadele edilmesini istedik. O da hemen söz verdi. Ama nasıl bir mücadele olacağı belli değil. Silah mı bıraktırılacak, harekat mı yapılacak ya da örgüt parçalara mı bölünecek, belli değil. Çünkü, Amerika'nın kafasında bu konuda bir netlik yok. Hâlâ, "Haziran gelsin bakarız" diyerek PKK'ya karşı cephe açmaktan çekiniyorlar. Washington için Irak'ı stabil hale getirmek hâlâ öncelikli bir hedef durumunda. Mücadele için bir yöntem belirlenmedi ama şimdilik en azından, PKK'nın palazlanmayacağı garantisine sahibiz. Ancak, Türkiye'yi yönetenlerin kafasındaki "Kıbrıs'la beraber PKK (Kongre Gel)'yı da yıl sonuna kadar halledip AB kapısına sorunsuz dayanmak fikri" ölçü alındığında bunun yeterli olduğu da söylenemez.

Amerika seferinin dar özeti bu.

Amerika doğruyu mutlaka bulur!

Amerika dönüşü uçakta Başbakan Erdoğan yoktu. Boston'da kalmıştı. Heyet Türkiye'ye Abdullah Gül 'le döndü. Artık adet olduğu üzere uçakta mini basın toplantısı yapıldı. Bir haftadır biz aynı soruları sormaktan, Erdoğan ile Gül de hemen hemen aynı cevapları yetiştirmekten bitap düşmüştük ama ne yaparsınız ki durum böyle. Gül, Amerika'nın askeri-politik tavrını değerlendirirken dedi ki, "Amerika deneme yanılmayla doğruyu buluyor."

Önemli bir cümle! Ama bu yaklaşım yeni değil. Müteveffa İngiltere Başbakanı Churchill'in bir sözü var. "Amerikalılar doğruyu mutlaka bulur. Ama birkaç kez denedikten sonra!" der. Dışişleri Bakanı'nınki oradan mülhem.

Yoksa, daha dumanı üstünde bir ziyaretten dönerken "stratejik müttefik"e laf çarpacak değil herhalde!


1 Şubat 2004
Pazar
 
MUSTAFA KARAALİOĞLU


Künye
Temsilcilikler
Abone Formu
Mesaj Formu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED