AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ

Y A Z A R L A R
Tayyip Erdoğan'ın mutlaka bir bildiği vardır

Büyüklerimizin bir bildiği olur

Kıbrıs konusu o hale gelmiştir ki, kafalardaki sorulara, elde edilen bilgilerle makul bir cevap vermek mümkün değildir. Türk halkı, büyüklerinin yaptıklarını beğenmediği zaman, kendisini teselli eder: "Mutlaka, büyüklerimizin bir bildiği vardır", diye.

Bu gün bakıyoruz: Kıbrıs konusunda akıl almayacak kadar tutarsızlıklar var. Kıbrıs'ta demokratik bir seçim yapıyorsunuz: Avrupa Birliği'nin genişlemeden sorumlu kimsesi Verheugen, "bu seçimde muhalefet kazanırsa seçimleri tanırız. İktidar partileri kazanırsa, seçim gayrimeşrudur. "diyor. Bu mantıksızlığa ne resmi makamlardan ve ne de medyadan gerekli tepkiler gösterilmiyor.

TBMM Kıbrıs konusunda yaptığı oturumda, ittifakla karar alıyor ve bu kararları bir deklarasyonla dünyaya ilan ediyor. Bu kararlarda, Türk tarafının masaya oturabilmesi için asgari şartlar belirtiliyor. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan, "hiçbir şart kabul etmem. 10 Şubat tarihinde gelip Newyork'ta müzakerelere başlayın," diye bir davetiye gönderiyor, bir yetkili çıkıp da, TBMM kararlarını hatırlatmıyor.

Kıbrıs görüşmelerinin her ne pahasına olursa olsun sonuçlandırılacağını öğrenen, Verheugen, "Kıbrıs konusunun halledilmesini isteyenler vardır" gibi muğlak bir beyanda bulunuyor. Yani iki taraf istese de bu konu halledilmez demek istiyor.

Davetiye veya ültimatom

Kofi Annan yaptığı davette, "müzakereler sonunda ne karar verilirse verilsin, iki taraf Nisan sonunda referandum yapsın" diye ısrar ediyor. Referandumun sonucu taraflardan birisi bunu reddederse sonuç ne olacaktır sualini cevap veremiyor. Üstelik taraflar anlaşmazlarsa,"boşluklar benim istediğim gibi doldurulacaktır" diye dayatıyor.

Bunun gibi, belki yüzlerce gariplik tespit etmek mümkündür. Fakat pekçok kimse bu gariplikleri gördüğü halde, Türk tarafını ve bu tarafın temsilcisi sıfatıyla Rauf Denktaş'ın neden itiraz etmeksizin gidip belgeyi imzalamakta çekince gösterdiğini sorguluyor.

Kurtla kuzu hikayesi mi?

Basınımızda da pek az kimse olaya yukarıda aktardığımız gözlükle bakıyor. Bu şartlarla başlayacak müzakerelerden alınacak sonucun ne olduğu bütün yönleriyle belli. Öyle görülüyor ki "kurt kuzuyu yemeyi kafaya koymuş" Türk tarafı düşünüyor: Kuzunun hayatını kurtarmaya mı çalışalım? Yoksa hiç olmazsa bir budunu kurtararak kavurma mı yapalım?

Önemli çelişkiler ve meşruiyet arama çabası

Dışişleri Bakanı Gül son beyanatında "masaya oturmak için bazı şartlarımız vardır, demesi ile, Sayın Başbakan Tayyip Erdoğan'ın ısrarı arasında bir çelişki görülmektedir. Annan'ın mektubuna göre, Türk ve Kıbrıs Rum liderlerinin, masaya oturmaları sadece bir formaliteyi tamamlamak içindir.

Öyle görünüyor ki, taraflardan hiçbirisi, düşüncelerini açıkça söyleyememektedirler. İki taraf da, Annan mektubundaki önerilerin, ortaya atılan fikirlerin tutarsızlığının farkındadır. Kofi Annan ve onun arkasındaki Amerika, kendi fikirlerini iki tarafa zorla kabul ettirme gayreti içerisindedir. Bunu zorla kabul ettirmek yerine, masaya oturulduğu görünümünü vermek istemektedir.

Bu davranış, AB. nin ve Amerika'nın zorla kabul ettirdiği bir anlaşmaya, meşru bır kılıf arama çabasıdır. Rum tarafı istediği her şeyi almıştır. Bunlardan bir taviz vermeye mecbur kalırsa, bunun günahını Annan'a yükleyecektir.

Türk tarafı ise, sanki "elimden bir şey gelmiyor. Beni Amerikalı dostlarım aldattı" diye bir mazeret bulma peşindedir.

Bu saydıklarımız belki bir evhamdır veya yanlıştır. "İnşallah rüya görmüyoruz" diye kendimizi teselli etmekten başka çaremiz yoktur:

Elbet de, sayın yetkililerimizin bir bildiği vardır…

AL SANA BİR KAYA

Bilge kişilerin bir bildiği olur

Birçoğumuz tarafından bilinen bir hikâye vardır. Bunu herkes bildiği halde, yeri geldiğinde tekrarlansa da garip karşılanmaz.

Bir köyde, antika bir küp varmış. Bu küpü görmek için, köy turistlerle dolar taşarmış.

O köyün bir de meşhur bir de boğası varmış. Ondan döl almak için civar kasabalar sıraya girerlermiş.

Bir gün bakmışlar ki, köyün boğası, küpün içindeki suyu içmek isterken kafası küpün içerisinde sıkışıp kalmış. Ne kadar, uğraştılarsa da, boğanın başını küpten bir türlü çıkaramamışlar. Civar köyde oturan bir bilge kişi varmış. Halk, başı sıkıştığı zaman ona gidip danışırmış. Bu defa da bu bilge kişiye danışmaya karar vermişler ve onu çağırıp sormuşlar:

-Ağa, bu küp de, bu boğa da çok kıymetli ve köyümüzün geçim kaynağıdır. Biz boğanın başını küpten çıkaramıyoruz. Siz ne akıl verirsiniz: Boğanın boğazını mı keselim, yoksa küpü mü kıralım?

Bilge kişi biraz düşünmüş ve kararını bildirmiş:

-Boğa'nın boğazını kesin.

Hemen bir kasap bulup boğanın başını kesmişler. Fakat bütün çalışmalarına rağmen, başı küpten çıkaramamışlar. Çaresizlik içinde "bilge kişiye" tekrar "ne yapacağız "diye sorunca, bilge kişi:

-Şimdi de küpü kırın, diye kararını bildirmiş…

NEREYE DAYARSAN DAYA


9 Şubat 2004
Pazartesi
 
CEVDET AKÇALI


Künye
Temsilcilikler
Abone Formu
Mesaj Formu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED