|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Tarih perspektifinden bakılınca, belki bazı gerçekler daha açık görülür. Bugünlerde, gündemin ilk maddesi, Kıbrıs. Biraz gerilere gidip, hatırlamaya çalışalım. Kısaca, sadece önemli noktalara değinerek... Kıbrıs'ta insan hayatına dair ilk izlerin, milattan önce 7. binyıla dayandığı söyleniyor. Tarihte, Kıbrıs'ı kuşatarak ele geçiren ilk büyük imparatorluk, Persler. Makedonya Kralı Büyük İskender Persler'i yenince, Kıbrıs, İskender'in imparatorluğunun bir parçası haline gelmiş. Roma İmparatorluğu döneminde, Kıbrıs, Suriye'ye bağlıymış. Roma, Doğu ve Batı diye ikiye bölündüğünde ise, Doğu Roma'nın hissesine düşmüş. Miladi 647 yılında ise, ada, İslam orduları tarafından fethedilmiş. İngilizler'in Kıbrıs'la ilk ilişkisi, Haçlı seferlerinin yapıldığı 12. yüzyıla rastlıyor. İngiltere Kralı Arslan Yürekli Richard, adayı işgal ediyor, Berengaria ile orada evleniyor. Fakat adayı, yüz bin dinar karşılığında Tapınak Şövalyeleri'ne satıyor. Şövalyeler de Kıbrıs'ı, yine yüz bin dinar karşılığında, Frenk savaş lordlarından Guy De Lusignan'a satıyorlar. Adadaki Ortodoks kilisesi, bu 'Katolik' hakimiyetinden büyük zarar görüyor. Venedikliler, 1489 yılında Lusignan hanedanına son veriyor. Ancak, daha yüz yıl bile geçmeden 1571 yılında Lala Mustafa Paşa komutasındaki Osmanlı donanması Kıbrıs'ı yeniden fethediyor. Osmanlı yönetimi, Katolik baskısından bunalan Ortodokslar'ı rahatlatıyor. 1878'de, dönemin süper gücü sayılan İngiltere -Aslan Yürekli Richard'dan yaklaşık 7 yüzyıl sonra- yeniden ortaya çıkıyor. Ada, bir anlaşmayla, sonradan iade edilmek üzere, Osmanlı-Rus savaşında Osmanlı'ya destek vaadeden İngiltere'ye bir bakıma emanet ediliyor. Ancak, Osmanlı İmparatorluğu 1914'te 1. Dünya Savaşı'na Almanlar'ın yanında girince, İngiltere, tek taraflı olarak anlaşmayı feshediyor ve adayı ilhak ediyor. Lozan'da, Türk tarafı Kıbrıs konusunda herhangi bir iddiada bulunmuyor. O yıllarda, ada nüfusunun büyük çoğunluğunu oluşturan (Yüzde 70'ten fazla) Müslüman Türkler sahipsiz kalıyor. Birçoğu göç ediyor. Lozan'dan sonra Kıbrıs'la ilk ilişkimiz, 1959 Londra ve 1960 Zürih anlaşmaları sonucunda gerçekleşiyor. Zamanın Dışişleri Bakanı (Daha sonra 27 Mayıs darbesinin idam ettiği) merhum Fatin Rüştü Zorlu, olağanüstü bir çabayla, Türkiye'nin 'garantör' ülke olmasını sağlıyor. Bundan sonrası, 'yakın tarih'. Rum baskıları, 'Megalo İdea' hayalleri, sınırlı Türk müdahaleleri ve son olarak 1974'te gerçekleşen 'Barış Harekatı'. Adada, 1974'ten beri kan dökülmüyor. Ancak, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin maruz kaldığı uluslararası ambargo yüzünden, Kıbrıs Türkü, büyük mahrumiyetlerle karşı karşıya. Adanın Rum tarafı Avrupa Birliği'ne girdiğinde, bu mahrumiyetlerin daha da büyüyeceğini herkes kabul ediyor. Uluslararası arenada, 'reelpolitik'te, hiç kimsenin hiç kimseye, 'kara kaşı, kara gözü için' hiçbir şey vermeyeceğini biliyoruz. Hiçbir Türk siyasetçisinin, 'ver kurtul' diye adlandırılan bir anlayışı, politika olarak benimsemeyeceğinden de eminiz. Türkiye, Kıbrıs Türkü için 'alabileceğinin en fazlasını' alma çabasında. Elbette, onlar, 'verebileceklerinin en azını' vermeye çalışacaklar. Atılan ve atılmayan adımların, çeşitli unsurları ve dinamikleriyle birlikte bir bütünü oluşturan Türkiye tarafından bu bilinçle atıldığını (ya da kimi durumlarda atılmadığını) düşünebiliriz. Çünkü Kıbrıs'taki gelişmeler, Türkiye'nin uluslararası hedefleri açısından büyük önem taşıyor. Önemli olan, Kıbrıs'ta, barışın sürmesini ve adadaki her iki kesim için de huzuru getirecek bir çözüme ulaşılması. Bu yönüyle, çekilen sancıların bir anlamı olduğunu görebiliriz. Peki Kıbrıs'ın, bazı siyasi ve gayrı siyasi kesimler tarafından iç siyaset malzemesi olarak kullanılmaya çalışıldığı bir gerçek mi? Evet, bir gerçek. Bu gerçek, son günlerde Türkiye'nin en büyük sorunlarından birini oluşturuyor. Biz, son müzakere sürecinde, Türkiye'nin ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin mümkün olan en iyi sonucu almasını diliyoruz. A'dan Z'ye Kültür ve Tarih Ansiklopedisi Yeni Şafak'ın, Kültür Hizmetleri'nde, okurları için en nitelikli olanı seçmeye ve hazırlamaya büyük özen gösterdiğini daha önce de defalarca belirtmiştik. A'dan Z'ye Kültür ve Tarih Ansiklopedisi, bu çabanın bir ürünü. Özellikle ilk ve ortaöğrenimde kaynak kitap olarak kullanılmaya çok elverişli olan bu 'bilgi hazinesi' 'bilgiye değer veren' yetişkinler için de güzel bir eser. Okurlarımıza, kampanyaya gösterdikleri ilgiden dolayı teşekkür ediyoruz. Kampanyamızın başlangıcına yetişemeyenler için bu güzel eseri edinme imkanı hâlâ devam ediyor. Bugün başlayabilirsiniz.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |