AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ

Y A Z A R L A R
O 'yaman çelişki', yeniden...

Soruyu daha önce de sormuştum, ama üzerinde ne kadar düşünülse yararı artacağı için bir kez daha sormama tahammül edeceksiniz: Acaba Türkiye, iktidar ilişkilerinin doğru oluştuğu, kuvvetler ayrılığı ilkesinin tam anlamıyla uygulandığı çağdaş bir demokrasi olsaydı, Avrupa Birliği (AB) ve Kıbrıs gibi konular şimdiki gibi mi ele alınırdı?

Bir kez daha soruyu gündeme taşımayı düşündüren son gelişme olan Kıbrıs konusunun bizde ve Yunanistan'da meydana getirdiği hareketliliğe bakmamız bile yeterli. Genel olarak Annan Planı ve özel olarak BM genel sekreterinin taraflara gönderdiği mektuptan Yunanlılar ve Rumlar bizden daha az mutluluk duydular; ancak onlarda konu yürütme organı tarafından ele alınıyor; Yunan genelkurmay başkanının kaygılarını iletmek üzere başbakanlığa gittiği görülmedi. Rum lider Tasos Papadopulos New York'ta mızıkçılık edebilir, ancak bunu Atina'daki hükümeti kötü duruma düşürme amaçlı yapmayacağına emin olabilirsiniz...

Türkiye'nin demokrasi zaafları ve ülkedeki iktidar ilişkilerinin yanlış oluşması, sadece iç politikada ciddi sıkıntılara yol açmıyor, çok hayatî bir dönemde dış politika tercihlerini de derinden etkiliyor. Her şeyin yerli yerinde olduğu, politikaları seçilmişlerin belirlediği bir ülke olsaydık, siyasiler, halkın kendilerine verdiği misyonu çok daha dikkatle, inceden inceye tartarak kullanırlardı. Toplumda her geçen gün biraz daha artan AB taraftarlığında, Kıbrıs konusunda mutlaka bir çözümün yakalanması arzusunda, bu yolla Türkiye'nin demokratikleşmesini sağlama arzusunun yeri büyük.

Bu gerçeği şimdi bir daha hatırlatma ihtiyacı duymamın sebebi, Kıbrıs konusunda en keskin dönemece girildiği şu günlerde, siyaset dışı kalması gereken odaklar ile kamuoyuna yön verme iddiasıyla hareket eden bazı çevrelerin yanlış yapmaya devam ettiklerinin iyice ortaya çıkmasıdır. Sorumluluğu taşıması gereken siyasiler, uygunsuz müdahaleler sebebiyle kafaların karıştığı bir ortamda, daha az sorumlu davranma imkânına sahip oluyorlar. Bu da, sorunun daha da karmaşıklaşmasına ve Türkiye'nin tezlerinin daha az önem taşımasına yol açıyor. Eğer ileride Kıbrıs'ta çözüm aranırken yanlışlar yapıldığı ortaya çıkarsa, bunun sebebi, hiç kuşkunuz olmasın, Türkiye'deki demokratik uygulamalardaki zaaftır.

Ak Parti hükümeti, seçim öncesinden başlayan süreçte Türkiye'yi AB üyesi yapma konusunda kendisini bağlamış bulunuyor. 2004 hükümet için en riskli yıl; bu yılın sonunda AB ile müzakere sürecini başlatması veya bu anlama gelecek bir sözü Brüksel'den alması gerekiyor. Kıbrıs'ta çözüm de aynı sürecin bir unsuru. Hükümet, Kıbrıs'ta kamuoyunu rahatsız etmeden virajı almak ve yıl sonunda AB'yle müzakereye başlamayı garantilemek zorunda.

Şimdi burada durup bir başka soru üzerinde düşünebiliriz: Sürecin sonunda ulaşılacak nokta Türkiye'deki iktidar ilişkilerini şimdikinden çok farklı bir çizgiye taşıyacaksa, bundan zarar görecek (iktidar alanları daralacak) odak ve çevreler, kendileri için olumsuz bu gelişmeyi berhava etmek için çaba gösterirler mi, göstermezler mi? Ülke için hayırlı olacağını, halkın da bunu istediğini bile bile? Bu sorunun cevabını aslında biliyoruz: Türkiye'de geleneksel iktidar seçkinleri, kendi çıkarlarıyla ülke çıkarlarını aynı gördükleri için, iktidar alanlarını daraltacak gelişmeleri önlemeyi 'vatanseverlik' bileceklerdir, bu sebeple de süreci hedefinden saptırmak için ellerinden geleni artlarına koymayacaklardır.

Böyle bir ortamda, siyasilerin, müdahaleleri boşa çıkartmak ve kendileri için gerekli bildikleri (unutmayalım ki, onların baktığı pencereden, bu, ülke için de yararlı görünüyor) hedefe ulaşmak için her riski göze almaları yadırganmamalı. Kıbrıs'ta riski artıran ve AB'de işleri güçleştiren Türkiye'nin bu 'yaman çelişkisi'dir. İktidar ilişkileri doğru oluşmuş olsa ve kuvvetler ayrılığı ilkesi bütünüyle işlese, "Mutlaka AB'ye girelim" takıntısına saplanılmayabilir, dolayısıyla Kıbrıs'ta çözüme de çok daha farklı yaklaşılabilirdi. "Kıbrıs'ı satıyorlar" yaygarası koparanlar veya o yaygaralara hak verenler, biraz geriye yaslanıp düşünürlerse, şikâyet ettikleri konuda kendi muazzam sorumluluklarını fark edeceklerdir.

İktidarın işi çok zor. Sadece dışarıda Türkiye'nin önüne konulan zorlukları aşmaya çabalamıyor iktidar, içeride kurulu tuzaklara da yakalanmama derdinde. Devleti ve ülkesini bu kadar sevip sevgisi yüzünden ona bu kadar fazla zarar veren insanlar sadece bizde var çünkü.

Aynı soruyu dönüp dönüp sormamın sebebi bu 'yaman çelişki'yi bir türlü anlatamamak...


9 Şubat 2004
Pazartesi
 
FEHMİ KORU


Künye
Temsilcilikler
Abone Formu
Mesaj Formu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED