AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ

Y A Z A R L A R
Ama 'ideolojik faaliyet' yapmıyor ki, sadece namaz kılıyor... (2)

Dünkü yazıda tartışmaya başlamıştık... Askeri Yüksek İdare Mahkemesi'nden (AYİM) geçen gün çıkan bir karar, Ardahan Jandarma Karakolu'ndan bir astsubayın Çukurca Merkez Camii'ne ünüformalı olarak girip ibadet etmesinden dolayı TSK'dan ihracını "hukuka uygun" bulmuştu. (Dünkü yazıyı okuyanlar hatırlıyordur; astsubayın adı haberlerde geçmiyor, kendisinden sadece "astsubay" olarak söz ediliyordu!) AYİM'de görüşülen ve karara bağlanan davanın seyrinde gerçekten dikkate diğer bir husus da, "astsubay"ın bu "camiye üniformalı girme" meselesinden dolayı hakkında önceden Asayiş Komutanlığı Askeri Mahkemesi'nde açılan davadan beraat etmiş olmasıydı. "Astsubay"ın söz konusu mahkemede beraat etmesinin gerekçesi de "suçun ceza hukukunda düzenlenmediği" şeklinde karara bağlanmıştı... (Yani kısaca, şu kadar yıllık cumhuriyet tarihinde yasakoyucunun aklına böyle bir "suç" belirlemek ve hemen arkasından müeyyidesini tespit etmek gelmemişti.)

Dünkü yazıda söylemiştim; bizim memlekette "hukuk" işleri gerçekten karmaşık, daha doğrusu karışıktır... Bu yapıda olduğu zaten ülkede doğru dürüst bir "hukuk reformu"nun bir türlü yapılamamasından da belli değil mi? Bu manzara karşısında "reform" ne yapsın?! Bakın isterseniz, "astsubay"ın hikayesinden izninizle kısa bir müddet uzaklaşıp, rivayete göre ülkenin üç ana kuvvetinden birisi olduğu söylenen "Yargı"ya ilişkin önceki gün gazetelerde yer alan bir haberi aktarayım: Meğerse geçen hafta Cuma günü Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından hazırlanıp camilere servis yapılan hutbede "vatandaşların günaha girmemesi için hakimlere rüşvet vermemeleri" çağrısında bulunulmuş! Ayrıca bu ifade, "tek tip hutbe" Yargıtay'ın mescitinde de okunmuş...

Hadi bakalım, kolaysa çıkın işin içinden... En iyisi ben işe karışmamayım da siz karar verin: Şimdi bu durumda "din" ile "devlet" işleri birbirine karışmış olmuyor mu?! Ya da daha doğrusu, ikisi de devletin birer "aygıtı" olan Diyanet İşleri ve "Yargı" arasında "din"i kullanarak veya onun üzerinden bir kapışma yaşanmış olmuyor mu?!

Neyse, biz dönelim yine "astsubay"ın hikayesine... İzin verirseniz bu fasılda, AYİM'nin kararını gözden geçirmeden önce, "astsubay"ın üniformalı olarak camiye girmesi üzerine kişisel olarak ne düşünüyorum onu açıklayayım: Kiliselerin bol olduğu memleketlerde kiliseye çok sayılı ayak basmama rağmen, (eğer doğru hatırlıyorsam!) bu özel mekanda hiçbir zaman üniformalı birisiyle karşılaşmadım... (Görüyorsunuz meseleyi AB kriterlerinden hareketle gözden geçirmeye başladım!) Peki niçin? Muhakkak ki "yasak" olduğundan dolayı değil; muhakkak ki "uygunsuz" kaçacağı düşünüldüğünden... Çünkü mutlaka herkes hemfikirdir ki, kilise, cami, havra gibi ibadet yerlerinde toplanan cemaat oraya aralarındaki bütün eşitsizliği ve hiyerarşiyi dışarıda bırakarak ayak basar... Dolayısıyla bu mekanlarda "paşa" ya da "er" veya "zengin" ya da "yoksul" olmuşsun hiçbir değeri yoktur. (Amerikan filmlerinde kilisede ön sıraları kasabanın ileri gelenleri işgal ediyor ama şimdi bu probleme takılmayalım!)

Aynı şekilde camiye de üniformalı olarak girilmesi "yasak" olmasa da uygun kaçmaz. Hatta "astsubay"ın hikayesiyle ilişkili olarak şunu da söyleyebiliriz: Konu hakkında bir bilgimiz olmasa da, söz konusu jandarma astsubayının camiye üniformasının yanında belinde silahıyla girmiş olabileceğini de kuvvetle tahmin edebiliriz. Herhalde böyledir, çünkü astsubayın Ardahan'da üniformalı ama "silahsız" dolaştığını ileri sürmek, sizi bilmem ama bana ihtimal dahilinde gelmiyor...

Demek ki, bir astsubayın üniformalı olarak (beline silah da taktık!) camiye girmesine herkesten önce caminin imamı karşı çıkmalıdır! Hatta bir adım daha ilerleyerek söyleyecek olursak, "astsubay"ın camiye üniformalı olarak girmesi din-devlet ilişkisinde birincinin aleyhine bir davranış olarak yorumlanmalıdır! Yani burada sesini yükseltmesi gerekenler, başta cami imamı olmak üzere cami cemaatidir... Onlar hep bir ağızdan "Burası bir cami, burada üniformanın hükmü geçmiyor, dolayısıyla belinde silah üzerinde üniforma ile namaza duramazsın!" deseydiler, doğrusu yerden göğe haklı olurlardı...

Haksız mıyım? Din-devlet ilişkisine titizlik gösterilirken karşılaşılan her problemli olaya "Devlet" açısından bakacak değiliz ya!

Ama tahmin ettiğiniz gibi, Askeri Mahkeme "camiye üniformayla girme" gibi bir suça ceza hukukunda rastlamadığı için beraat ettirse de, söz konusu "astsubay"ın TSK'dan ihracını "hukuka uygun" bulan AYİM'nin bu kararı alırken dayandığı gerekçe tamamen farklı...

Köşe yazılarının tefrikaya dönüşmesini ben de sevmiyorum ama AYİM'nin gerekçesini de yarın gözden geçirelim. Ayrıca şu da var: İçinizden bazılarına "lafı uzatmak" gibi gelse de, ben bu fikirde değilim... Hatta tam tersine, bu tür olaylar ve kararların çok daha ciddi olarak incelenmesinin gereğine inanıyorum. Mahkeme kararları ve bu arada AYİM'nin kararları az şey midir; hukukumuzu aynı zamanda içtihatlarla da geliştirmeyecek miyiz?


9 Şubat 2004
Pazartesi
 
KÜRŞAT BUMİN


Künye
Temsilcilikler
Abone Formu
Mesaj Formu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED