|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Cem Karaca öldü. Ölüm haberlerine baktım. Muhalif bir sanatçı olduğu belirtiliyordu. Bu tanımlama onun için çok yetersiz ve kuru kalır. Çevresinde olup biten olumsuzluklara, onun tabiri ile 'enayiliklere' itirazı olan bir insandı ve söyleyecek sözleri vardı. Bu nedenle 1979'da yurt dışına çıkmak zorunda kaldı. Muhalifliğine, itirazlarına yurt dışında da devam ettiği için, burada yazmaya bile gerek duymadığım aptalca bir nedenle vatandaşlıktan çıkartıldı. O buna rağmen Türkiyeli bir sanatçı kimliğini taşımaktan vazgeçmedi. Cem'le oralarda kimse ilgilenmedi. Bizim, o zamanlar 12 Eyül'cü olan şimdiki devletçi medyamız, hatta onu kötülemeye, oralarda da vatan hainliğini sürdürdüğüne ilişkin ihbarlar yapmaya devam etti. Onunla yurtdışında yaşadığı o yıllarda tanıştım. Çalıştığım gazetede vatandaşlıktan çıkarılan insanlarımızla ilgili bir dizi yazı hazırlıyordum. Cem, memleketini çok seviyor ve özlüyordu. Vatandaşlıktan çıkarılmayı bir türlü kabul edemiyordu. Yıllar sonra bir resmi ziyaret için Almanya'ya giden zamanın başbakanı Tugut Özal ile görüşerek memleketine dönmek istediğini, bu konuda kendisine yardımcı olmasını istedi. Özal da yardımcı oldu ve Cem bir süre sonra yurda döndü. Saçma sapan nedenlerle elinden alınan vatandaşlık hakkı da iade edildi. Kendilerine 'sol' yakıştırması yapan bir- takım tipler bu olayı parmaklarına doladılar. Özal'la görüşerek ve onun yardımını sağlayarak ülkeye döndüğü için Cem'i 'hain' ilan ettiler. O da onlara, yazdığı birkaç şarkıyla cevap verdi. Bir tanesi çok meşhur oldu. Parçanın adı 'Yarım Porsiyon Aydınlık'tı. Kendisinin yurda dönme çabalarını hor gören, aşağılayan yarı aydın tiplere, 'yarım yamalak' aydınlara cevap veriyordu. Dönüşünden bir süre sonra hatırımı kırmayarak Mülkiyeliler Birliği'nin Kuruçeşme'deki lokalinde birkaç gece müzik yaptı. Programın öncesinde ve sonrasında oturup konuşurduk. Bir keresinde, döndükten sonra karşılaştığı bir olayı anlattı. Bir gece İstiklal Caddesi'nde yürürken sarhoşun biri onu durdurmuş. Cem, onun ne söyleyeceğini merak etmiş, eğilmiş. Adam kulağına doğru bağırmış: "Bu son olsun, son" demiş. Cem'in o unutulmaz şarkısının meşhur nakaratını tekrarlamış. Cem, adamın, bu nakaratı neden kafasına taktığını çözememişti. "Acaba" diyordu, "o şarkıyı mı çok seviyordu da böyle haykırdı, yoksa bu sözlerle kendi hayatının bir noktasını mı bağdaştırıyordu anlayamadım." "Yoksa o da 'yarım porsiyon aydınlar'ın peşine takılmış, memlekete Özal'ın yardımıyla döndüğümüz için bize serzenişte mi bulunuyordu?" Her nedense bu olay ve Cem'in bu olayı anlatış tarzı, beni çok güldürmüştü. Ne zaman Cem'i hatırlasam ya da bir şarkısını dinlesem, onunla ilgili bir şey okusam bu anekdot aklıma gelir. Belki de o şarkıyı ve Cem'i çok sevmemden dolayıdır. Bilmiyorum... Lafı nerden nereye getireceğime şimdi belki çok şaşacaksınız. Cem hayatta olsa o da şaşardı eminim. Kıbrıs meselesinde gelinen noktadan ve Denktaş'ın çözüm yolunda yan çizmesinden rahatsız olan bazı kalem erbabının eleştirilerini okuyunca bir yazı yazmaya karar verdim. "Ciğeri kediye teslim etmek' koyacaktım adını. Ama sevgili Cem'in ölüm haberini okuyunca vazgeçtim. Denktaş'ı "büyük devlet adamı, muazzam bir kişilik" diyerek bu noktaya taşıyanlar, şimdi onu Türkiye'nin önünü tıkamaya ve hem Kıbrıs'ı hem de Türkiye'yi felekate sürüklemeye çalışmakla suçlamaya hazırlanıyorlar. Şimdiden suçlayanlar da var. Bu kalemler, şimdi onun anlaşma sürecini sabote etmeye hazırlandığını söylüyorlar. Eh günaydın. Kıbrıs meselesinde hem çözüm isteyip hem de çözüme iliklerine kadar karşı olan Denktaş'ı bu çözüm sürecinde yetkili kılmaya devam etmek, ciğeri kediye teslim etmekten başka ne olabilir? Denktaş'ın peşine takılıp sonra dövünmenin bir anlamı yok. O, Türkiye'deki derin devlet adına, iktidar erkini ellerinden kaçırmak istemeyen odaklar adına ve Türkiye'deki kamufle Turancılar adına bu görevi yerine getirmeye çalışıyor. Bir de kendisi, ailesi, yakınları ve menfaat çevresinin menfaatleri bozulmasın, 'Kuzey Kıbrıs Türk Çiftiği'nde yaptıkları ortaya dökülmesin diye gayret ediyor. O kadar... Kıbrıs meselesinde anlaşma sürecinin sabote edilmesi durumunda kimse dönüp Denktaş'a ve bu oyunun sorumlularına artık, "Bu son olsun, son" diyecek değil. Çünkü artık bu oyunun tekrarı olmayacak... Ne bileyim, belki de bu son bir ders olabilir. Herşeye yeniden başlamak için gerçekten "Bu son" olabilir. Cem Karaca seni çok özleyeceğim...
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |