|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
"Arena yine zirvede" diyor gazete haberi... Uğur Dündar'ın "Arena"sı geçen akşamki bölümüyle de 7,1 rating ve 21 izlenme payı elde ederek başa güreşmiş... "Arena"nın "demirbaş" konusu malûm: "Gıda terörü" ile mücadele... Nitekim son programda da "vatandaşa ucuz lahmacun, kebap ve köfte yedirenlerin kullandıkları etleri, nereden ve nasıl aldıkları gözler önüne" serilmiş.... Demek ki, görmesek de izlemesek de, ekrandan neler geçtiğini kolayca tahmin edebiliriz: Uğur Dündar yine "Belediye Zabıta Komutanı" rolüyle bir takım imalathaneleri ve toptancıları ziyaret edip, halkın sağlığına yönelik "gıda terörü"nü gözler önüne seriyor... Hatırlıyorsunuzdur, Dündar bu işi yıllardır, taa TRT'deki yıllarından beri yapıyor... Gazetede geçen günkü programa ilişkin yer alan haberden "Arena"nın (gazetenin diliyle söyleyecek olursak) "sosyo-ekonomik statüsü daha üst düzeydeki seyircilerden oluşan ve reklam verenlerin tercihini belirleyen AB grubu" nezdindeki başarısını yine sürdürdüğünü de öğreniyoruz. Ne dersiniz, epeyce şaşırtıcı bir sonuç değil mi? "Ucuz lahmacun, kebap ve köfteleri" ağzına koymayan "AB grubu", "gıda terörü"nün ifşa edildiği "Arena"nın en sadık izleyicileri! "Temiz lahmacun, kebap ve köfte" için gerekli malzemeyi üretenlerin verdikleri reklamlar, "ucuz lahmacun, kebap ve köfte" yiyenleri seyretmek için ekran başından ayrılmayan sosyo-ekonomik statüsü yüksek televizyon izleyicilerine sunuluyor... Bu tuhaf program-reklam-izleyici ilişkisinin nedeni ne olsa gerek acaba? Belki de, Dündar'ın "gıda terörü"ne takmış ve reyting ve izlenme payı söz konusu olduğunda herkesi geride bırakan "Arena"sının şu kadar yıl başarıyla sürmesinin nedeni, "ucuz lahmacun, kebap ve köfte" yiyenlerin programın izlenmesini AB grubuna bırakarak, vakitlerini başka programlarla geçirmesidir! Çünkü bakın, "Arena" reyting ve izlenme payı rekorları kırarken, başka televizyon kanallarının aynı saat diliminde ekrana getirdikleri filmleri de sollamış... Demek ki, AB grubunu takip eden ve C'den başlayıp Z'ye kadar uzanan gruplar içinde yer alan izleyiciler "Arena"nın o sırada tam da kendileriyle ilgili bir husustan söz etmesine kulak asmadan, ellerindeki "ucuz lahmacun, kebap ve köfte"leri film izleyerek atıştırmakla meşgullermiş... Bu da hiç fena değil doğrusu; "Arena"daki "gıda terörü" vakıası AB grubuna, ama binbir çeşit film CZ grubuna! AB grubu arada bir ekrana gelen temiz sucuk reklamlarını da temaşa ederek ucuz lahmacun, kebap ve köfteleri seyrediyor, C-Z grubu ise ellerinde ucuz lahmacun, kebap ve köftelerle filmlerin tadını çıkarıyor... İkinci kategoriye girenler "sosyo-ekonomik düzeyleri" itibariyle üst düzeyde bulunmadıklarından izledikleri film zırt pırt reklamla da kesilmiyor... İsterseniz bitirmeden bu çerçevede aklımıza gelen şu soruyu da soralım: Eğer başta belediyeler olmak üzere "gıda terörü"nü önlemekle görevli kurumlar işlerini layıkıyla yapıp halkın ucuz ama temiz lahmacun, kebap, köfte ve diğer gıda maddelerine ulaşabilmelerini sağlayacak olursa, "Arena"nın durumu ne olur? Yani hâlâ "zirvede" kalması, şu kadar reyting ve izlenme payı elde etmesi mümkün olur mu? Yani daha özetle, ülkedeki "gıda terörü"nün bir türlü önüne geçilememesi veya daha doğrusu geçilmemesi sırf "Arena" zirvede kalsın diye olmasın! Görüyorsunuz, bizim gibi ülkelerde adına "medya" denilen kuvvet aslında ne kadar güçsüz... Yoksa neredeyse 30 yıldır her hafta asıl olarak "gıda terörü" üzerine kurulu "Arena" gibi bir program hâlâ "zirvede" olur muydu?! Çok şaşırtıcı bir "kısır döngü" değil mi? "Arena" yıllardır "gıda terörü"nü ekrana taşıyacak; en çok AB grubu içinde yer alan izleyiciler tarafından izlenecek; bu grup tarafından izlendiği için en çok reklamı o alacak; sağlıksız gıda üretenlerin müşterisi olan C-Z grubu ise her gün tüketmek zorunda kaldıklarının hikayesini bir de ekranda izlemekten haklı olarak imtina edip, diğer kanallardaki filmlerin seyrine koyulacak... (K.B.)
Şu 'Resmi Gazete'yi görelim artık...
İstanbul Emniyeti Mali Şube Müdürlüğü'nün, "Cem ve Hakan Uzan'ın Ürdün vatandaşı olduğunu gösteren belgeler"i (pasaportların ve Ürdün Resmi Gazetesi'nin fotokopileri) Şişli Cumhuriyet Başsavcılığı'na iletmesi konuyu yeniden güncellemiş, Hürriyet ve Milliyet manşetlerini bu meseleye ayırmıştı. Hatırlayacaksınız, biz de 6 Şubat tarihli Kronik Medya'da iki gazetenin haberi ele alışlarını karşılaştırmış, "pasaportlar"ı öne çıkaran Hürriyet'in değil, "Uzanlar'ın Ürdün vatandaşlığının Resmi Gazete'de de yer aldığı" iddiasını öne çıkaran Milliyet'in daha doğru bir tercih yaptığını söylemiştik... Çünkü "pasaport fotokopileri" bundan yaklaşık iki yıl önce Milliyet'te zaten yer almıştı, ki Milliyet son haberinde bunu bir kez daha hatırlatarak Hürriyet'e bir selam gönderiyordu... Oysa "Resmi Gazete" yeni ve çok daha önemli bir gelişmeyi işaret ediyordu. (6 Şubat taihli Vakit, pasaport fotokopilerinin iki yıl önce yalnız Milliyet'te değil, Vakit'in de dahil olduğu çok sayıda gazetede yayımlandığını hatırlattı.) Milliyet'in sürmanşete çektiği, Hürriyet'in ise "İŞTE YOK DEDİKLERİ PASAPORTLAR" manşetinin üçüncü dereceden bir parçası olarak verdiği "Resmi Gazete" kanıtına, Uzanlar'ın Ürdün temsilcisinin Hakan Uzan'a gönderdiği ve Mali Polis'in 2003 Ağustosu'nda ulaştığı bir elektronik posta mesajı sayesinde ulaşılmıştı. Temsilci, mesajında "Konsolosluktaki kayıtlar silindi ama cildi 11 dolar olan Resmi Gazete'deki kayıt duruyor" tespitini yapıp "inşallah oraya bakmak kimsenin aklına gelmez" demeye getiriyordu... Cuma günü, bu iki yıl içinde Resmi Gazete'ye bakmayı hiçbir gazetecinin akıl edememiş olmasına çok şaşırdığımızı yazmıştık... Aynı gün Star gazetesinin ve Cem Uzan'ın avukatının gösterdiği tepki, asıl haberin "Resmi Gazete" olduğu yönündeki iddiamızda ne kadar haklı olduğumuzu gösterdi bize... Avukatlar, "Pasaportlar bilgisayarda yaratılmış" derken, Star, "İŞTE BU KADAR BASİT" başlığı altında, "Ürdün resmi makamlarının Aydın Doğan'a verdiği pasaportun bilgisayar marifetiyle yaratılmış fotokopisi"ni yayımladı... Fakat gerek Star gazetesi gerekse de avukatlar "Resmi Gazete" iddialarına hiçbir cevap vermemişler, o iddiayı görmezlikten gelmişlerdi... Hürriyet, "pasaportlarla öldürdüğü" asıl haberde, Mali Polis'in savcılığa teslim ettiği "Resmi Gazete fotokopisi"nde yer aldığı öne sürülen somut ifadeleri yayımlamıştı. Belli ki Mali Polis'in verdiği bilgi, böyle... Bizim anlamadığımız şu: Hiç değilse Star'ın ve avukatlarının tepkisinden sonra neden hiçbir gazete "11 dolar"ı bastırıp şu Resmi Gazete'yi "ele geçirip" yayımlamıyor? Anlamak, hakikaten çok zor. (A.G.)
'Bakla' ve 'seviye testi' Cumhuriyet gazetesi yazarı Mustafa Balbay'ın "Erdoğan'ın C-esaret Veren Adımları" başlıklı yazısından (7 Şubat)... Siyahla dizili "ara başlıklar"ı biz verdik:
'BAKLA' (...) Çok geçmeden anladı ki, Brüksel modeliyle Kıbrıs sorununu çözmek zor. Ama kafaya takmıştı bir kez, sorunu çözecek. Baktı ki modelden olmadı, zamandan girdi: 'Bir sorun 40 yıl devam etmez. Demek ki başarısızlık var.' Bizim karakterimizdir, her gelen siyasi her şeye kendi yaşam dilimi içinde bakar, uzunluğu-kısalığı da buna göre hesaplar. Oysa gerçekten devlet adamı niteliklerine sahip kişiler, kimi sorunların değil birkaç kuşak, 5-10 kuşak bile devam edebileceğinin ayırdındadır."
'SEVİYE TESTİ' (...) ABD'de aldığı cesaret ödülünün de etkisiyle 'Rumlar ne diyorsa bir adım ilerisi benden' diyerek politika üretmeye girişen Erdoğan, şimdi bu mektuba karşılık ne diyeceğini araştırıyor. Sözüm Başbakan'dan tamamen dışarı, cesaret deyince benim aklıma ilk şu fıkra gelir: Recep'le Acep dünya cesaret yarışmasına gitmiş. Herkes ne yapabileceğini yazdırmış. Kimi iğne yutarım diyor, kimi ateşte dans edeceğini söylüyor. Recep, 'Ben AIDS'li kanı vücuduma enjekte ettiririm' demiş. Herkes geri çekilmiş. Acep şaşkın: 'Sen delirdin mi, bu yapılır mı?' Recep kendinden emin, 'Merak etme, önlemimi aldım' deyip devam etmiş: 'Prezervatif taktım...'" (A.G.)
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |