AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ

Y A Z A R L A R
AK Parti aday profili neye işaret ediyor?

İktidar partisi, iktidar olduktan, "iktidarın cazibesi"ni ve iktidara yönelişi doya doya yaşadıktan sonra ilk kez seçimlere katılıyor.

Bu cazibe kendisini aday adaylıkları sürecinde alabildiğine açık bir şekilde gösterdi. ANAP'tan, DYP'den açığa düşmüş eski bakanlar, eski ve mevcut belediye başkanları, kimi eski CHPli, DSP'liler bu mıknatısa doğru hareket etti. RP, FP ve AK Parti saflarında siyaset yapmış ilçe belediye başkanları, teşkilat üyeleri büyük kentlere aday oldu.

Diğer siyasi partilerde bunun hemen tam tersi yaşandı.

ANAP belde ve ilçelere aday bulmakta zorlandı, DYP ve CHP'nin aday adaylarına, adaylarına basında, kamuoyunda bile ilgi olmadı.

Bu gelişme bir ölçüde doğaldır...

Zira Mart seçimlerinin galibi şimdiden bellidir; tek "bilinmeyen" bu galibiyetin nasıl bir skorla tescil edileceğidir.

Türk siyasetinde pek sık karşılaşmadığımız bu görüntüyü doğru siyasetin ve siyasi normalleşmenin sonucu, hatta istikrarın bir kanıtı olarak yorumlayanlar çıkabilir.

Oysa tersine, bu görüntü yeni bir sıkıntının başlangıç noktasıdır.

Başka bir deyişle siyasi sistemin "baskın tek partili bir düzen"e doğru hareket ediyor olması, bu baskın partinin katılım hücumuna uğruyor olması, ezik muhalefeti daha da ezecek, "siyasi faaliyeti partiler arası rekabet"ten, "tek bir siyasi parti içindeki rekabet"e yönlendirecek bir durumdur.

Görünen köy kılavuz istemez...

Böyle bir durum, partinin alt ve orta kademelerinde ilkelerin geri plana itilmesine, kişisel ve popülist beklentilerin yaygınlaşmasına yol açar. O siyasi parti üzerinde pragmatik ve hastalıklı bir kitle partisi baskısı oluşturur.

Asıl vahim olan, "siyasetin, kişilerin ve grupların özel alanlarını genişletmesini meşrulaştırması"dır; bu meşrulaşma faydayı kuralların önüne iter, siyasi çoğulculuğu baltalar ve temsil mekanizmasının ilkesel özünü bozar. Zira bu durumu yönetmek ya da bunlara karşı önlem almak o siyasi partinin yönetimini merkezileşmeye, "fiili iki dereceli seçimlerin tek seçicisi" olmaya iter:

"Parti, yani lider seçer, seçmen onaylar"; siyaset, lideri etkilemek için kuşatacak gruplar arasında rekabete dönüşür ve sonuç kaçınılmaz bir popülizm olur...

Bunlar "muhalefetsiz bir demokrasi" yaratacağı sorunlardan sadece bazılardır.

Muhalefet sadece alternatifler arası açık tartışma ve yarışma yoluyla yeni siyasi katılım kanallarının açılması ve siyasi denetim imkanlarının artması açısından değil; "siyasi kültürün girmesi gereken uzlaşma ve etkileşim eşiği" açısından da son derece önemlidir.

Türkiye'nin girdiği değişim kuşağı ne yazık ki, mevcut muhalif akımları ciddi yapısal sorunlar içine sürükleyerek, kendi "şeytan"ını da üretiyor.

Bu durum AK Parti gibi değişimci dili her alana yayan, kimlik tanımı açısından dünkü modellerle yeni modeller arasında gidip gelen bir siyasi parti açısından da bir şansızlıktır.

Nitekim bu durumun kimi sonuçları daha şimdiden hissediliyor: Bu çerçevede AK Parti'nin aday profili ya da aday yapısı, iç ilişkilerine, iç siyasetine ve dokusuna yönelik ciddi ipuçları sunuyor. Ve üç unsur ön plana çıkıyor:

1. Mutlak lider hakimiyeti...

2. Parti içinde lideri etkilemeye yönelik grupların oluşumu ve parti içi siyasetin ve siyasi enerjinin bu gruplar arasındaki rekabette yoğunlaşması...

3. Beldelerde İslami gelenek içinden gelen, ilçelerde MHP'ye yakın olan, illerde AK Partililer ile eski merkez sağ temsilcileri karmasına işaret eden, geleneksel sağ kitle partilerini andıran eklektik, kimliksiz bir aday dokusu...

Olumlu ve olumsuz yönleriyle AKP'yi ve muhalefet meselesini tartışmayı sürdüreceğiz...


24 Şubat 2004
Salı
 
ALİ BAYRAMOĞLU
ALİ BAYRAMOĞLU


Künye
Temsilcilikler
Abone Formu
Mesaj Formu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED