|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Alman başbakanı Gerhard Schröder Ankara'ya ayak basar basmaz Türkiye'nin Avrupa Birliği (AB) üyeliğini desteklediklerini açıkladı. Hiç kuşkusuz zarif bir davranış bu. Alman muhalefet partisi CDU'nun lideri Angela Merkel'in, "Size ayrıcalıklı statü verelim" teklifi henüz kulaklarımızda çınlıyor. 2006 yılına kadar iktidarda kalması beklenen Schröder'in partisinin Türkiye konusunda muhafazakârlardan farklı düşünmesi, bu yılın sonunda müzakere sürecinin başlamasını bekleyen Türkiye için büyük bir değer taşıyor. Almanya'daki Hıristiyan Demokratlar'ın ters bakışları, Avrupa'daki bütün muhafazakâr partiler tarafından paylaşılmıyor. Geçen hafta ülkemize gelen İngiliz Muhafazakar Partisi'nin dış politika sorumlusu (gölge hükümetin dışişleri bakanı) Michael Ackram, sohbetimiz sırasında, çok açık bir ifadeyle Türkiye'nin AB üyeliğinden yana olduklarını söylediği gibi, Alman Hıristiyan demokrat politikacıların dünyada yaşanan köklü değişikliklerin pek farkında olmadıkları eleştirisini de kendisinden dinledim. Avrupa'da 'Türkiye' diye bir sorun varsa, bunu en derinden yaşayan ülkelerin başında Almanya geliyor. İkinci Dünya Savaşı tahribatını geride bırakmayı amaçlayan büyük ekonomik atılımında Türkiye'den işçi ithal eden Almanya'da, bunun sonucu olarak 2,5 milyondan fazla Türk yaşıyor bugün. Bu, bir bakıma, 2,5 milyon sorun demek Almanya için. Bu sebeple, Alman politikacılar, çok uzun yıllar Türkiye'nin AB üyeliğine sıcak bakmadılar. Türkiye-Yunanistan ilişkilerinin gergin olduğu dönemlerde, Almanlar'ın kendilerini 'itirazcı' olarak öne sürmeleri pek gerekmedi; iki komşu arasındaki ilişkiler yumuşayınca, esas itirazcının kimliği daha belirgin hale geldi. Almanya'nın kendi etki alanındaki birkaç ülke dışında AB'nin genişlemesine iyi gözle bakmadığı da biliniyor. Bunun mâkul bir sebebi var elbette: İki Almanya'nın birleşmesinin getirdiği ekonomik yükü göğüsledi Almanya, ama sıkıntılarını bütünüyle geride bırakamadı. Bu yüzden, Almanlar, rakip olabilecek veya ek masraf getireceğini düşündükleri ülkelerin AB içerisinde yer almasına iyi gözle bakmıyorlar. Almanlar'ın Türkiye'nin AB üyeliğine olumlu bakma belirtileri son bir yılda görünür hale geldi; bunu büyük çapta 11 Eylül sonrası ortamına borçluyuz. 11 Eylül eylemlerini düzenlediğine inanılan kadronun bir bölümü eğitimini Almanya'da almış gençler; 'uygarlıklar çatışması' senaryosuna açık bir ülke Almanya... Değişik Müslüman uluslardan vatandaş ve konuklarına 'ayrımcılık' uygulaması epey zor; bu sebeple 'uygarlıklar buluşmasını' kendi topraklarında gerçekleştirmek zorunda. AB ile Türkiye'ye açılma ona bu fırsatı sağlıyor... Almanya'nın gönlünün bu konuda bütünüyle rahat olduğu herhalde söylenemez. Türkiye'nin AB üyeliği konusunda Berlin'de git-geller yaşandığı, 'özel statü' denmese bile 'farklı bir üyelik' konumu üzerinde çalışmalar yapılıp yönetime bu yolda akıllar verildiği kulaklara ulaşıyor. Schröder'in Türkiye'ye kadar gelip destek sözleri sarf etmesi bu bakımdan rahatlatıcı. Sadece Türkiye'yi değil, AB'nin nihâî kararında etkisi olacak öteki ülkelerin tercihini de rahatlatacak bir tavır bu. Avrupa'ya Türkiye'nin girişinin Almanya eliyle olması, Türkiye'nin etkili olduğu çok daha geniş bir coğrafyanın Almanya'ya hoşgörülü bakışını sağlayabilecek bir gelişmedir. Avrupa'nın en stratejik düşünebilen ülkesi durumundaki Almanya, biraz da bu sebeple, Türkiye ile yakın durmayı yeğliyor. Yanlış bir hesap değil bu; ancak bu hesabın gerçekten bir değer taşıyabilmesi için Türkiye'nin AB perspektifine tam anlamıyla kilitlenmesi de şart; bu da müzakere sürecinin başlamasıyla mümkün olabilir. Almanya gözlerinin önündeki perdeyi kaldırdığında Türkiye'nin üyeliğine en hazır ülke olduğunu anlamakta zorlanmadı; önemli bir bölümü artık 'girişimci' haline dönüşmüş Almanya'daki Türk varlığı geçişi sağlamada önemli rol oynuyor. Ayrıca, Türkiye'nin dış ticaretinin neredeyse yarısı Almanya ile ve ticarî işbirliği de siyasî yakınlaşma için bayağı bir itici güç teşkil ediyor. Alman başbakanı Schröder Türkiye'den alacağı mesajı AB içindeki yakın dostlarına da taşıyacaktır. Öteki AB üyesi ülkeleri rahatsız etme pahasına geçen hafta biraraya geldiği Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac ve İngiliz Başbakanı Tony Blair'in görüşlerini Ankara'ya ilettiği gibi... AB'ye yakınlaşan Türkiye'nin de AB konusunu etraflıca tartışmasının zamanı herhalde geldi.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |