|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Kış günü. Ayaz. Soğuk, insanların yüzlerini buzdan bir bıçak olup kesecek sanki. İyi ki damarlarda dolaşan kan sıcak, iyi ki akciğerlerden yükselen soluk sıcak! İyi ki sıkıca giyinmiş genç kız. Dolmuş bekliyor. Beklerken olduğu yerde durmak yerine, küçük adımlarla dolanıp duruyor. Hareket etmek gerek. Nihayet yolun ucunda görünüyor dolmuş. Yaklaşırken eliyle durmasını işaret ediyor. Minibüs sağa yanaşıp yavaşlıyor ve duruyor. Açılan kapının basamağına ayağını dikkatle basarak içeri giriyor. Koltukların yarısı boş. Bu iyi. Bir koltuğa oturup parayı uzatıyor. Şoförün bir eli direksiyonda, öbür eliyle paranın üstünü ayarlayıp uzatıyor. Müşterilerden birinin eli, o parayı alıp genç kıza ulaştırıyor. Bu ne? Hoş bir yardımlaşma mı? Belki… Şehrin kenar mahallelerine işleyen bir dolmuş bu. Belli durak yerleri yok buralarda. Duraklar şehir merkezinde var ama onlara da her zaman uyulduğu söylenemez. Olası müşterilere yaklaşırken yavaşlıyor şoför, onların binip binmeyeceklerini anlıyor ya da zaten müşteri durmasını işaret ediyor. Müşteri demek doğru mu? Satın alınan şey mal değil ki, taşıma hizmeti. Ama madem ki parayla alınıp veriliyor, hizmet de bir çeşit mal sayılır.Yine de "müşteri" yerine "yolcu" demek daha doğru olmalı. Dolmuş kısa sürede yolcularla doluyor, şimdiden birkaç kişi ayakta. Üstelik yolun yarısı bile geçilmedi henüz. Bu keskin ayazda bekleşen insanları yolda bırakmak da insafa sığmaz. Şoför, her müşterinin önünde durup onu içeri alıyor. "Biraz sıkışalım beyler, vatandaş soğukta beklemesin!" Sıkışıldıkça sıkışılıyor, "balık istifi" mi oluyor? Bu durumdan kimse rahatsız olmuyor mu, rahatsızlığını dile getiremiyor mu, belli değil. Galiba havanın böylesine soğuk oluşu, kuralların çiğneniyor olmasını hoş gösteriyor. Böyle hoş görmeler bir de Ramazan aylarında iftara doğru mu olur? Sıcak yaz günlerinde ya da serin bahar akşamlarında, böylesi durumlarda kimi yolcuların "Yeter kardeşim, onlar da sonraki dolmuşa binsin!" gibisinden itirazlarda bulunduklarını hatırlıyor genç kız. Ama bugün çok soğuk! Aaa, ileride bir trafik polisi! Şoförün gördüğünü yolcular da görüyor, motosikletli polise yaklaşırken eğilmeye çalışıyorlar. Sanki böyle yaparlarsa polis görmeyecek! Oysa polis görüyor ve şoföre durmasını işaret ediyor. Şoför, polisin dur işaretini görmemiş gibi davranmayı tercih ederek geçip gidiyor. Herkes biraz rahatlamış oluyor sanki. Ama az sonra durak var ve orada inecekler de var. Minibüs duruyor, yolculardan inenler, hemen enselerinde motosikletli polisin bittiğini fark edip hızlı adımlarla uzaklaşıyorlar. Sanki dolu dolmuşa binmekle onlar da şoförle suç ortaklığı etmişler de bundan kurtulmak istiyorlar. Polis şoföre çıkışıyor: "Bu kadar yolcu alınır mı? En az yedi kişi indirdin be!" Şoförün sözünü duyan genç kız, kulaklarına inanamıyor: "Ekmek Kuran çarpsın üç kişi indi aabi!" İşin tuhafı, öbür yolcularda da şoförü doğrulamaya çalışan mırıldanışlar, yüz ifadeleri… Genç kızın içinden "Neden yalan söylüyorsunuz?" diye bağırmak, "Değer mi?" diye haykırmak geliyor ama susuyor işte. Ne tuhaf! Nasıl bir yarık bu böyle? Ekmek parası peşinde koşan garibim şoföre arka çıkmak uğruna; iktidarın, gücün, yasanın, cezalandırmanın temsilcisi görünümündeki polisi kandırmaya çalışmak, onaylanabilir bir davranış mı? Tamam, hava çok soğuk. Tamam, yolcu sayısına ilişkin sınırlama böyle havalarda göz ardı edilebilir. Ama meselâ bunları söylemek yerine göz göre göre yalan söylemek olacak iş mi? Polisin şoföre inanmadığı belli. "Gözlerimle gördüm." diyor. Fakat yolcuların tutumundan mı, havanın soğukluğunun kendisini yumuşatmasından mı ne, ceza yazmaya yeltenmiyor, başını sallayarak geri çekiliyor. Şoför, bir belâyı savuşturmanın neşesiyle gaza basarken, genç kızın şaşkınlığını doruğa çıkaran şu sözleri söylüyor: "Adama bak yaa, üç kişiyi yedi kişi görüyor!" Göz, iz'an, söz, dil, mantık, ahlâk, her şey, her şey yarılıyor, yarılıyor, yarılıyor… kocaman ve korkunç bir yarık oluyor. Genç kız, yarığın hangi yanında, hangi yarda duracağını bilemiyor. Vatandaş yarından polis yarına sıçramayı da hiç mi hiç istemiyor. "Yol istiyorum ben, yol!" diye fısıldıyor.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |