|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Türkiye'nin Avrupa Birliği ile ilişkilerindeki gri alan her adımda bir kez daha tanımlanıyor. Kopenhag Kriterleri'ne uyum bahsinde önce yasaların çıkartılması, ardından da doğal olarak bunların uygulanması ezberi tekrarlanıyor. Almanya Başbakanı Gerhard Schröder de bunu söyledi: "Türkiye, Kopenhag siyasi kriterlerini yerine getirdiğinde, yani demokrasi ve hukuk devleti ilkelerini teminat altına aldığında, insan haklarını ve azınlıkları uygun şekilde koruduğunda üyelik müzakereleri başlamalıdır." Schröder bu sözlerine ek olarak "Ben bunun için çalışacağım. AB verdiği sözü tutmalıdır" diyerek; hem "Türkiye'nin AB üyeliği için henüz erken" diyen Almanya Cumhurbaşkanı Johannes Rau ile hem de bu üyeliğe kategorik olarak karşı çıkan siyasi rakibesi CDU lideri Angela Merkel'le arasındaki farkı da ortaya koydu ama geride o soru işareti yine kaldı: Türkiye'nin kriterleri yerine getirmesinin kriteri nedir? Schröder ve Erdoğan Üstelik, Almanya Başbakanı gibi Türkiye Başbakanı Tayip Erdoğan da bu sorunun cevabındaki sırrı daha da gizemli hale getiren sözler sarfetti: "2003 yılı içerisinde uyumlu ilgili reformları gerçekleştirdik. Henüz tamamlanmayan 2-3 yasa var, onları da çıkartacağız. Ama şimdi uyumla ilgili çaba içerisindeyiz. Ayrıca, hedefimiz müzakerelere başlamaktır, tam üyelik için beklenti içerisinde değiliz." Erdoğan bu tanımı sık sık yapıyor. AB konusunda agresif bir politika yerine temkinli davranmayı tercih ediyor. Ankara'nın birlikle ilişkilerden kaynaklanan siyasi ve ekonomik hak edişlerini Kasımpaşalı üslubuyla değil, diplomatik bir ifadeyle seslendiriyor. Ne var ki AB ile ilgili bütün açıklamalarından "Türkiye'nin henüz hazır olmadığı" kanaati yayılıyor. Ya, Kopenhag kriterlerine uyum için gereken kanunlar eksik ya da özellikle uyum konusunda yapılanlar yeterli değil. Erdoğan'ın ifadelerinden bu özetler çıkıyor. İlki konusunda belki artık Türkiye'ye söylenecek söz de kalmamıştır. Yani, Kopenhag Kriterleri yolunda Avrupalılar'ın da deyimiyle "inanılmaz" adımlar atılmıştır. Böylelikle Türkiye, "nasıl olsa bu yasaları çıkartamayacağı için kolay savuşturulabilecek bir aday ülke" olarak görülürken, şimdi Brüksel kapılarına dayanan bir güç haline gelmiştir. AB kulislerinde "6. ve 7. uyum paketlerinin çıkartılacağı tahmin edilseydi Türkiye'ye müzakere kararı için 2004 sonuna tarih verilmezdi" sözlerinin dolaştığı artık bir sır da değildir. Öte yandan, Türkiye'nin önüne yeni bir kriter ya da engel konamayacağı da görülmektedir. Şu halde, karar günü geldiğinde AB'nin Türkiye'nin önüne koyabileceği tek itiraz alanı ya da tek bahane uygulama konusundaki değerlendirmeye referans yapacaktır. Siyasi karar İşte Erdoğan'ın belki dürüstçe dile getirdiği "uygulama konusundaki eksiklerimiz var, bunları tamamlayacağız" yaklaşımı da bu bahane arayışlarına delil teşkil etmeye namzettir. Zira, uygulamanın bir sınırı, objektif bir ölçüsü bulunmamaktadır hatta, Mayıs ayında birliğe katılacak 10 yeni üyede bile bu konuda hâlâ büyük sıkıntılar olduğu bilinmektedir. Ya da bu ülkeler müzakereler öncesinde Kopenhag Kriterleri'nin uygulanması konusunda zaman kaybettirici bir tarzda hesaba çekilmemişler, eksikleri müzakere sürecinin önüne engel olarak konulmamıştır. Özetle, uygulamayı ölçecek objektif bir kriter bulunmamaktadır. Ne Kürtçe dil eğitim kursları, ne Leyla Zana'nın serbest bırakılması, hatta ne de Kıbrıs'ın çözülmesi…. Sorun, Avrupa Komisyonu Başkanı Romano Prodi'nin açık bir şekilde ifade ettiği "yıl sonunda siyasi bir karar verilecektir" cümlesiyle ilgilidir. Amaç, Türkiye'yi birliğe dahil etmek ise; hem uyumun hem de uygulamanın en kestirme yolunun Ankara'yı müzakere yoluna sokmak olduğunu Avrupa da çok iyi bilmektedir.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |