|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Bugün bir açı doyur, yarın yine aç olacaktır. Bu deyiş, bizim gibi zekât, sadaka, vakıf ve sair yardımlaşma kurumları iyice içine işlemiş olan toplumların yadırgayacağı bir ifade. İslam'dan gelen terbiye, ihtiyacı olana gerekçesi sorulmadan yardım yapılmasını emreder. Biz yardımın, muhtaçları yormadan ve üzmeden yapılması gerektiğine inanırız. İçimize işlemiş iyi niyet, muhtaç olanın çıkışı olmadığı için alan el konumunda kaldığını hükmetmemize sebep olur. Vermek fiilinin, insanımızın kazancını temizleyen, helalleştiren ve meşrulaştıran bir yönü vardır çünkü. Ancak bu yaklaşım tarzı, yine de bugün doyurduğunuz açın yarın da aç olacağı gerçeğini değiştirmiyor. Zekâtı, bir miktar sadakayı ve yardımlaşmayı, dini ve toplumsal bir mükellefiyet, bir boyun borcu olarak görmek, yeniden paylaşım ve bölüşümü esas alan bu yükümlülüğün özünü unutmamıza sebep oluyor çoğu zaman. Oysa dinimizce de yardımın hayırlısı, muhtaç olanın bir daha muhtaç olmamasını sağlayacak ölçüde olanıdır. İşsize iş temin etmek, borçlunun borcunu kapatmak, hasta olanın sağlığına kavuşmasını sağlamak, yetimleri yetiştirmek ve okutmak, bekârları ve dulları evlendirmek bu anlamda çok daha verimli ve uzun vadeli yardımlardır. İhtiyacı kalıcı olarak çözüme kavuşturmak, ihtiyacı olanın zaman içinde sefalete sürüklenmesine ve devamlı yardıma muhtaç hale gelmesine izin vermeyerek, dilenmenin bir yaşam tarzı olarak benimsenmesini engeller. Bu durum, devletlerin sosyal politikaları için de geçerlidir. Karşılıksız transferler, hibeler, hatta denetimsiz teşvikler ve sübvansiyonlar, bu tip sosyal politikaların hedefi olan kesimleri içinde bulundukları konumdan kurtarıcı bir hedefi içermedikleri sürece, devamlılık gerektirecek ve hatta bu kesimlerin gelişmeleri önünde ciddi bir engel olarak yapılaşacaktır. Zaman içinde bu aktarımların daimi müşterileri oluşacak, tesis edilen bu kurumlar yozlaşacak ve yolsuzluk kaynağı olacaktır. Bugün sigorta sisteminin çatısı akıyor, teşvikler ve sübvansiyonlar Türk sanayiini ve tarımını bir arpa boyu ilerletmiyor ise, bunda popülist olmak dışında başka bir maksadı olmayan sosyal politikaların rolü çok büyük olsa gerekir. Şüphesiz ki, her toplumda her zaman, acil ihtiyaçları karşılanması gerekli olan kişi, kesim ve sektörler olacaktır. Hatta bunların içinden düzelmesi mümkün olmayacaklar da çıkacaktır. Ancak, bunlar istisna addedilmeli ve sosyal politikaların esasını teşkil etmemelidir. Esasında uluslararası mali desteklere konan bağlayıcı politikaların da temel mantığını bu yaklaşım tarzı oluşturmaktadır. Koşulsuz kredi ve desteğin ne amaçla kullanılacağı belli olmadığı için, bu tip kaynaklar çoğu zaman alıcılar tarafından en acil ve genelde en popülist politikaları finanse etmek için kullanılır. Bu sebeple bugün artık hemen her türlü mali destek, belli bazı politika veya yatırım uygulamalarına kullanılmaları şartıyla verilmekte. Ancak aşırı bir şekilde benimsenmiş olan bu yaklaşımın iki sorunu bulunmakta. Her şeyden önce, verdikleri destek karşısında belli bir programın uygulanmasını isteyen ülkeler ve uluslararası kurumlar, iyi niyetli olsa dahi, daha ziyade belli bir iktisadi doktrin çerçevesinde kendi tasarladıkları programları dayatmaktadır. Oysa bu programların söz konusu ülkede uygulama şansı, kalkınmakta olan ülkelerin iktisadi ve toplumsal yapısı sebebiyle, çoğunlukla oldukça düşüktür. Programlar, ya iktisadi mekanizmaların farklı olması ya da programın toplumsal etkilerinin boyutu yüzünden genellikle uygulama aşamasında ciddi engellerle karşılaşmakta. Bu sebeple, bu tip programlar birçok ülkede doğru dürüst uygulanamıyor. Dahası, düzgün uygulansa bile bu programların başarı şansı, yerel yapı ve dinamikleri hesaba katmadığı için, oldukça düşük. Bu eksikliklere rağmen, destek sağlayan kurumlar, ilgili ülkelerle bir araya gelerek, bu ülkelerin politika üreticileri ile beraber proje üretmek yerine, hâlâ herkes için geçerli olduklarına inandıkları reçeteleri salık vermeye devam etmektedir. Bu tip desteklerde yaşanan ikinci sorun, ihtiyacı olan ülkelerin bu ihtiyaçları geçici olduğu zaman dahi, destek karşılığında ellerine aynı reçetenin veriliyor olmasından kaynaklanıyor. Özellikle, tarım ürünleri ihracına ve enerji ithaline dayalı ekonomiler, bu ürünlerinin fiyatlarındaki aşırı hareketlilikten çok ciddi bir şekilde etkilenmektedir. Keza, Afrika'nın bazı ülkelerini belli aralıklarla vuran kuraklık, çoğu zaman acil yardım gerektirmektedir. Bu tip ihtiyaçlar karşılığında ille de belli standart reçetelerin uygulanmasını dayatmak, ekonomiyi daha bir çıkmaza sokabilmektedir. Benzer bir durum, dış borç sorunu altında kıvranan az gelişmiş ekonomilerin çoğunda yaşanıyor. Özellikle Afrika ülkeleri bu borçları, tarım ihracatı yaparak kapatabilme yeteneğine sahip değiller. İşin kötüsü, söz konusu borçlar sebebiyle ekonomi yönetimi de anlamlı iktisadi politikalar üretemiyor. Eğer bu dış borçlar silinecek olsa, bu ekonomilerin üzerinden muazzam bir yük kalkacak ve belki de kendi kaynaklarıyla ihya olabileceklerdir. Dış borçlar gelişmiş ülkeler tarafından bu ülkeler üzerinde iktisadi ve siyasi yaptırım amacıyla kullanılıyor ne yazık ki. Düşüncesizce yapılan yardımlar, sadece günü kurtarıyor. Ancak ihya edeceğim diye de muhtaç olanı cendereye almak, bugüne dahi yaramıyor.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |