|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
'mal beyanı' kaplayacakmış!
Gazeteler yaklaşan yerel seçimlere yönelik hoş dosyalar yayımlıyor.. Bunlardan birisi de Hürriyet'in geçen gün okurlarına dağıttığı "SEÇİM HÜRRİYETİ" eki aracılığıyla gerçekleşen dosya... Hürriyet okurları bu ek aracılığıyla belediye başkan adaylarına "mal bildirimi"nde bulunmaları çağrısı yapınca, gazete de bu yoldaki ilk dosyasını 24 Şubat tarihli sayısında yayımladı. Hürriyet gazetesi manşetten "İlk mal beyanı Sirmen'den" diyor. Evet, CHP İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayı Sefa Sirmen, "İşte benim, eşimin ve çocuklarımın malvarlıklarını gösteren liste!" diyerek seçmenlerin çağrısına hemen uymuş. Peki, nasıl bir listeyle karşı karşıyayız? Hürriyet'in listeyle ilgili yayınında dikkatimizi çeken ilk husus, gazetenin yayımladığı listeyi haddinden fazla "soğukkanlı" karşılaması oldu. Çünkü listeyi inceleyince görüyorsunuz ki, listenin yayımlanması kadar listenin içeriği de ayrı bir haber konusu! Neden mi? Kimsenin malında gözümüz yok ama "Sirmen çekirdek ailesi"nin malvarlığı listesinin bayağı zengin olduğunu söyleyebiliriz. Gerçekten çok zengin bir liste bu; Sefa Sirmen, eşi ve iki çocuğu üzerine kayıtlı sadece gayrimenkuller (çünkü mal bildiriminde menkul değerlerden söz edilmiyor) bile, okuyana "Allah daha çok versin!" dedirtecek cinsten... Hürriyet de, sanki bir muziplik olsun diyerek, Sefa Sirmen'in çok güler yüzlü bir fotoğrafını bulup, hemen altına "İşte bütün malvarlığım" çerçevesini yerleştirmemiş mi?! Öyle zengin bir liste ki, işin içine "menkuller" de girseymiş, Hürriyet gazetesi 24 Şubat tarihli sayısının neredeyse tamamını Sefa Sirmen'in mal bildirimine ayıracakmış! Sefa Sirmen'in ("Ali Baba" şarkısından esinlenerek söylersek "Sefa Baba"nın) neleri var? Neleri yok ki, demek daha doğru olur. "Zenginin malı züğürtün çenesini yorarmış" misali oturup tek tek göz atmaya çalıştık... Ama ne mümkün; iş daha yarısına varmadan bizde güç kuvvet kalmadı... Ama listeye ilişkin bazı (kabaca) bilgiler verebiliriz:
Sirmenler'in üzerine kayıtlı aşağı yukarı 150 dönüm "arazi" var.
Ayrıca Sefa Sirmen'in üzerine kayıtlı 2000 metrekare büyüklüğünde bir "Soç. Hava Depo"su (Hürriyet böyle belirtmiş; "soğuk hava deposu" olsa gerek) var. Bunun üzerine ailecek sahip oldukları 2 dönümden fazla "arsa"yı da ilave edin... Peki daha? "Daha"sı var mı, daha ne olsun?! Ve bütün bu gayrimenkullerin büyük bölümü, Sirmen'in CHP listesinden milletvekili seçilmeden önce büyükşehir belediye başkanlığını yaptığı İzmit civarında. Yanlış anlaşılmasın, bir şey dediğimiz yok... Ama doğruya da doğru; güzel liste doğrusu.... İsterseniz son olarak da şu soruya cevap arayalım: Hürriyet'te yer alan bu liste ve Sirmen'in herkesten önce davranıp bu listeyi yayımlatması yaklaşan yerel seçimler gözönüne alındığında İstanbullu seçmenler üzerinde nasıl bir etki yapar? Seçmenler "Sirmen'i daha fazla yormanın anlamı yok!" diyerek üzerinde onun adının yeraldığı pusulaya iltifat etmemek gibi bir davranış sergilerler mi acaba? Yoksa tam tersine, şu ünlü "küp" hikayesini bir kez daha hatırlayarak "İşte mal varlığından korkmayan bir aday" diyerek ona mı yönelirler? Bilinmez ki, seçmen bu! (K.B.)
Köşelerden...
Radikal'den Türker Alkan, "Gökçen tartışması" başlıklı yazısında (25 Şubat) sözü tartışmaya katılan Pars Tuğlacı'ya getirerek devam ediyor: "Bu kargaşada Pars Tuğlacı da görüş bildirdi. O Pars Tuğlacı ki, onun Türkçeye ve Türk kültürüne yaptığı katkıya ulaşabilecek çok az Türk aydını vardır. Ne yapacağız şimdi? Sırf Ermeni kökenli diye onun katkılarını görmezden mi geleceğiz?" Bir zamanlar başka bir Ermeni yazar söz konusu olduğunda söylemiştik, benzer şekilde bugün de tekrar edelim: Pars Tuğlacı, Alkan'ın dediği gibi "Ermeni kökenli" bir yazar mıdır, yoksa doğrudan bir "Ermeni yazar" mı? Bizim bildiğimiz kadarıyla Pars Tuğlacı bugüne kadar "Ermeniliğim kökenimde kaldı!" gibi bir açıklamada bulunmadı ki... Öyle görülüyor ki, sınıflamayı Alkan'ın ellerine teslim edecek olursak, Hrant Dink'in genel yayın yönetmenliği altında yayımlanan Agos gazetesinden de "Ermeni kökenli gazete" diye söz etmemiz gerekecek!
Cumhuriyet'ten İlhan Selçuk, "İşimiz zor..." başlıklı yazısında (25 Şubat) sözü "Mübadele" ve "Tehcir"e getirerek devam ediyor: "İki sözcük: Mübadele.. Ve tehcir. 'Mübadele' Türkiye'deki Rumlarla Yunanistan'daki Türklerin geçmişte değiş tokuş edilmesidir. Çünkü Kurtuluş Savaşı'nda Batı Anadolu'yu işgal eden Yunanlılarla işbirliği yapan Rumlar, artık bu topraklarda barınamazlardı. Tehcir ise çok acılı oldu!.. Doğu Anadolu'da (Birinci Dünya Savaşı'nda) işgalci Ruslarla işbirlikçilik yapan Ermenileri, Osmanlı yönetimi göçe zorlamak durumunda kaldı; bu süreçte kanlı olaylar yaşandı." İlginç bir "tarih" doğrusu... İlginç olmasına ilginç ama bazı "problemler" barındırıyor... Bir kere "Mübadele"nin hikayesi anlatılanlardan mı ibaret? Hadi diyelim ki "Batı Anadolu"da işler böyleydi, peki ya Anadolu'nun diğer bölgelerindeki Rumlar? Uzun uzun hatırlatmanın şimdi sırası değil ama, bu konuyu (tabii ki Batı'nın da teşvikiyle yapılan) bir "etnik saflaştırma" politikası çerçevesinde değerlendiren yorumlar ne olacak? Bakın, "Tarih" söz konusu olduğunda da farklı okumalar mümkün... Yeter ki isteyin... Gelelim "Tehcir" meselesine: "Tehcir" sadece "Doğu Anadolu'da işgalci Ruslarla işbirlikçilik yapan Ermenileri" mi kapsıyordu? Tokat, Sivas, Ankara hatta Edirne Anadolu'nun neresi oluyor? İlhan Selçuk bu şehirlerin nerede bulunduğunu ve buradan göçe zorlanan Ermenilerin varlığından habersiz olabilir mi, böyle bir şey bu çağda mümkün mü? Peki o zaman bu "tarih cambazlıkları" neden? Cumhuriyet okurları ne günah işlediler ki, böyle elden geçmiş bir "Tarih" ile yetinmeleri uygun görülüyor.
Cumhuriyet'ten Deniz Som, "Sabiha Gökçen" başlıklı yazısında (25 Şubat) sözü Ermeni gazetesi Agos'un genel yayın yönetmeni Hrant Dink'in bir yazısına getirerek devam ediyor: "Hrant Dink yazısına şöyle başlıyor: 'Türk'ten boşalacak o zehirli kanın yerini dolduracak temiz kan, (Türkiye'deki) Ermeni'nin Ermenistan'da kuracağı asıl damarında mevcuttur. Yeter ki, bu mevcudiyetin farkında olsun...' Bu görüş, ırkçılıktan başka bir şey değildir ve dünyanın en büyük faşistlerinden Adolf Hitler'in bile aklına gelmemiş bir 'damardan kan temizleme' operasyonudur!" Çok şaşırtıcı doğrusu... Hrant Dink'in yazıp çizdikleri ve konuşmalarından haberdar olmayanlar için ne kadar da çarpıcı bir yorum bu böyle... Ne Adolf Hitler unutulmuş ne de "damardan kan temizleme" operasyonu... Oysa mutlaka siz de tahmin etmişsinizdir; Deniz Som, elinde pertavsız önüne aldığı bir yazı dizisinden işine yarayacak cümleler ayıklamak peşinde... Köşeyazarının ifşa ettiği cümle Hrant Dink'in Agos gazetesinde yayımlanan "Ermeni Kimliği Üzerine" başlıklı bir yazı dizinin 8. bölümünden çekip alınmış. Kim bilir alıntıladığı cümleyle karşılaşınca nasıl sevinmiş, "Sizi işte şimdi yakaladım!" diyerek köşayazarlığının geleceğine ilişkin ne hayaller kurmuştur... Ama Cumhuriyet yazarı tam da "hafiyelik"e merak sarmışken şu önemli noktayı ihmal etmiş: Önündeki yazıyı anlamamış... Hrant Dink neden söz ediyor, Deniz Som bunlardan ne mânâ çıkarıyor, uzaktan yakından ilgisi yok... Hrant Dink, yazı dizisinin doğrudan işaret ettiği gibi, dünyaya yayılmış olan Ermenilerin hakim ruh halini, daha doğrusu "kimlik" meselesini incelemeye, değerlendirmeye ve buradan kalkarak öneriler geliştirmeye koyulmuş. Diaspora Ermenilerinde hakim ruh halinin nasıl bir "inat" üzerine kurulu olduğunu, bu "inat"ın neye dayandığını, ama bundan sonrası için bambaşka yollar arayıp bulmak zorunda bulunduklarını o kadar güzel anlatıyor ki, bırakın Som'un yaptığı uygunsuz mu uygunsuz "Adolf Hitler" benzetmesini, bir "hümanist" ile karşı karşıya olduğumuz kesin. Şu cümlelere bakın: "Türk-Ermeni ilişkisinin günümüzde geldiği nokta ise şudur: Ermeniler ve Türkler birbirlerine bakışlarında klinik iki vaka durumundadırlar. Ermeniler travmalarıyla, Türkler de paranoyalarıyla..." "Sonuçta görülüyor ki işte 'Türk', Ermeni kimliğinin hem zehiri, hem de panzehiridir. Asıl önemli sorun ise Ermeni'nin kimliğindeki bu Türk'ten kurtulup kurtulamayacağıdır." "Adolf Hitler"miş! Ya bu adamın kim olduğundan , ya da okuduğuna ne anlam yüklemek gerektiğinden habersiz... Hrant Dink'in köşeyazına sokulup ardından üzerine bunca laf edilen cümlesi de aynı bağlamda okunan bir cümle. Agos yazarının "Türk"ten söz ederken kastettiği de, tabii ki, "Ermeni kimliğinin bugünkü yapısını şekillendiren ve Ermeni kimliğinde bir tür kanserojen tümör işlevi gören asıl etken 'Türk' olgusu"ndan başka bir şey değil. "Damardan kan temizleme" filan hikaye... Yani Ermeni dünyasında bundan böyle öyle yeni amaçlar, hedefler bulmak gerekir ki, dünyanın dört bir tarafına yayılmış bu halkın tek bildiği, olabildiğince ülkenin parlamentosundan çıkartacakları "soykırım" kararlarıyla Türkiye'yi sıkıştırmak olmaktan çıksın. Hrant Dink, üzerinden o büyük "travma"yı atamayan halkının kimliğini koruyarak, zenginleştirerek, "inat"lardan kurtularak bundan böyle nasıl bir politika izlerse daha mutlu nasıl yaşayabileceğini tartışıyor. Doğrusu bu kadar olur... "Kültür araştırmaları" faslına sokulabilecek bir yazı dizisinin Adolf Hitler'i çağrıştırabilmesi, bu işe soyunan birisi için kim bilir ne kadar zahmetli bir iştir! (K.B.)
Hrant Dink'ten Deniz Som'a 25 Şubat tarihli Cumhuriyet'in "Vaziyet" köşesinden: Haftalık Ermeni gazetesi Agos'un genel yayın yönetmeni Hrant Dink, "Türk'ten boşalacak o zehirli kanın yerini dolduracak temiz kan, Ermeni'nin Ermenistan'la kuracağı asil damarında mevcuttur. Yeter ki, bu mevcudiyetin farkında olunsun" şeklindeki görüşü üzerine şu açıklamayı yaptı: "Yazımdan alıntıladığınız bölümler diaspora Ermenilerine yapılmış bir çağrıdır ve bizim literatürümüzde Türkiyeli Ermeniler diaspora değildirler. Söz konusu ettiğiniz yazı 'Ermeni kimliği' üzerine yapmaya çalıştığım denemelerin sekizincisine aittir ve öncesindeki yedinci ve altıncı yazılar da tamamen bu konuyla ilgili sürekliliği arz eder. Bu yazılar birbirine bağlı yazılardır ve devamlılığı içinde değerlendirilmesi gerekir. Altıncısı olan 'Ermeni'nin Türk'ü' başlıklı bölümde Türk olgusunun Ermeni kimliğinde yarattığı tarihsel etkiler irdelenmiş ve özellikle bugün diaspora Ermenilerinin kimliğinde Türk olgusunun yarattığı olumsuz etkiye dikkat çekilerek bu etkinin Ermeni kimliğinde bir zehir ama diyalog kurulabilirse aynı zamanda da panzehir rolü oynayabileceği dile getirilmiştir. Nitekim panzehir rolünün örnekleri bizzat Türklerle birarada yaşayan biz Türkiyeli Ermenilerde görülebilir, ne var ki diasporalı Ermenilerin böyle bir şansı yoktur. 'Türk'ten kurtulmak' başlıklı yedinci deneme ise Ermeni kimliğinin sağlıklı bir huzura kavuşması için kendi kimliğinden bu düşmanlık temelli Türk olgusunu dışlaması gerektiği üzerine örülmüş, dünya çapında yürütülen soykırımı tanıtma çabalarının gereksiz çabalar olduğu salık verilmiş ve denemenin sonucu şöyle bağlanmıştır: 'Ermeni kimliğinin Türk'ten kurtuluşunun yolu gayet basittir: 'Türk'le uğraşmamak... Ermeni kimliğinin yeni cümlelerini arayacağı yeni alan ise artık hazırdır: Gayrı Ermenistan'la uğraşmak.' Sözünü ettiğiniz paragraflar ise bir sonraki hafta yayınlanan sekizinci metnin devamı niteliğinde paragraflardır ve diaspora Ermeni gençliğinin asimile olma sorununa açılımlar getirmeye çabalar. Bölümün girişi de zikrettiğiniz gibi 'Türk'ten boşalacak o zehirli kanın yerini dolduracak temiz kan, Ermeni'nin Ermenistan'la kuracağı asil damarında mevcuttur' şeklindedir. Sunmaya çalıştığım bütünlük içinde yazılarımın Türk kimliği ve Türk kimliğine hakaretle ilgisi olmadığı gibi Türkiye Ermenileriyle bir bağlantısı da şu ana kadar yoktur. Türkiye Ermenilerinin kimlik sorununa ilişkin bölümler ise halen yayın sırasını beklemektedir. Asıl niyetimin Ermeni kimliğinin sağlıklı bir zemine oturtulmasıyla ilgili olduğu sanırım bu açıklamamdan sonra siz ve okurlarınızca yeterince anlaşılır."
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |