|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Günümüzde ilgi gören roman ve romancıların 'yığın edebiyatı' yaptığını, gerçek edebiyat okurunun bunlara meyil etmeyeceğini söylüyor 'Pencere' adlı öykü kitabı Hece Yayınları'ndan çıkan Cemal Şakar. Bugünkü popüler isimlerin ve romanların akıbetini bundan 50 yıl önce en çok okunan Mayk Hammerler, Cingöz Recailer gibi isimlere gösterilen ilgiyle açıklayan Şakar sözlerini şöyle sürdürüyor: "Öykü de yazan Peyami Safa ve Kemal Tahir gibi isimler ise hâlâ yaşıyor. Ama Cingözler, Mayklar yok, ölmüşler. Yani sel gitmiş, kum kalmış."
AYŞE OLGUN / İSTANBUL
Elbette örtüşüyor. Çünkü benim temel 'mesele'm, kim olduğumdur. Nerden gelip nereye gittiğimdir. Bu sorulara bulabildiğim cevaplarla kimliğimi tanımlar ve bu tanıma uygun bir hayat 'kurar'ım kendime. Bu hayatın, biricik öznesi 'ben'imdir. Dünyanın hatta evrenin tam merkezine konumlanan 'ben' kendimden yola çıkarak evreni 'kurar'ım. Yani 'düzen'i keşfederim. Bu 'Hakikat'in bana, bir kompozisyon içinde 'gerçek'liği açmasıdır. 'Hakikat yolculuğu' da dediğimiz/diyebileceğimiz bu serüven boyunca yaşadığım kimi sıçramalar, düşmeler, sürçmeler, hayretler ve sevinçler kendimi tanımlayabileceğim an'ları, durumları oluşturur. Bu an'lar beni değiştirir ve dönüştürür. Öykü diliyle böylesi bir ruh halini kurmaya, aramaya, anlatmaya çalışıyorum. Öyküleriniz akıcı ve karmaşık olmayan bir dile sahip. Bunda, öykülerin geçmişin, yaşanmış bitmiş anıların izinde kaleme alınmış olmasının etkisi var mı? Sanmıyorum. Çünkü ben günlerin 'geçtiği', anıların yaşanıp 'bittiği' fikrine katılmıyorum. Biz hep geniş bir şimdiki zamanı yaşıyoruz; yaşanmışlar, yaşananlar ve yaşanacak olanlar hep bu şimdiki zamanın içinde. Sizin dediğiniz nostalji. Uzak durmaya çalıştım o tuzaktan. Hep kendimden yola çıkarak yazıyorum. Bu bana güven veriyor. Çünkü en iyi kendimi tanıyorum. Eğer öykülerimde dediğiniz gibi akıcı ve karmaşık olmayan bir dil varsa, bu en iyi bildiğimden yola çıkmamdandır. Pencere adlı öykünüzüde zor bir anlatımı tercih ediyorsunuz. Yazarın oluşturduğu karakterlerle kurduğu empati, öykünün başarısında ne derece etkilidir sizce? Az önce, yazarken beni besleyen ruh hâlimden ve bu hâli öykü diliyle kurarken yaslandığım kendimden yola çıkıştan söz ettim. Bu anlamda karakterlerimle aramda zorunlu bir iç içe geçmişlik zaten peşinen var. Otobiyografi yazdığım filan düşünülmesin. İstitraden, 'kendi'mden yola çıkarak 'ben' dediğimiz o birinci tekil kişinin peşinde olduğumu belirteyim. Bu iç içe geçmişlik yine zorunlu olarak empatik bir ilişkiyi doğuruyor. Şimdiye kadar tanımadığım, gözlemlemediğim, bana kendini açmayan; dolayısıyla içselleştiremediğim için kurduğum dünyaya yerleştiremediğim bir imgeyi, simgeyi, yani bir 'hâl'i yazmadım. Yazmadığım için de yazar-karakter arasında antipatinin esas olduğu bir ilişkinin öyküye nasıl yansıyacağını da bilmiyorum. Yazar-karakter arasında zorunlu olarak esas aldığım 'empatik' ilişkinin de, öykülerimin başarısında ne denli etkili olduğunu söylemek bana düşmez, düşmemeli diye düşünüyorum. Türk edebiyatında da dünya edebiyatında da dün olduğu gibi bugün de roman, öykünün önünde. Aynı şekilde okuyucu da romandan yana tercihini kullanıyor. Bir öykücü olarak bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz? Dünya edebiyatı dediğiniz aslında Batı edebiyatıdır ve onun asli türü olan romanın da orada olumlu bir karşılık bulması normaldir. Bizim edebiyatımızdaki asli türler ise şiir ve öyküdür, ki ben romanın bu asli türlerden kalite itibariyle önde gittiğine ve kaliteli okurun tercihini romandan yana kullandığına sizin kadar emin değilim. Şundan ki, yığın edebiyatı dediğimiz olgu, işin uzmanlarında sadece romanla ilişkilendirilen bir olgudur ve "yığın"dan söz edilen yerde edebiyat ancak bir nesne olarak bu tanıma eklenebilir. Nesne derken de tecimsel işlemlere uygunluğu kastettiğime göre, talep ettiğiniz değerlendirmeyi yapamam. Yapamam çünkü, bir edebiyatçının piyasa dilini konuşamayacağına, en azından konuşmaması gerektiğine inanıyorum. Bunları söylüyorum da bir yandan da 50'li yılların yığın romancılığı geliveriyor aklıma... Cingöz Recailer, Mayk Hammerler... Öykü de yazan Peyami Safa ve Kemal Tahir hâlâ yaşıyorlar ama Cingözler, Mayklar yok, ölmüşler. Yani sel gitmiş, kum kalmış, bu hep böyle olmuş, olmaya da devam edecek.
"Kendim kılabildiğimden yola çıkıyorum" "Hep kendimden yola çıkarak yazıyorum" diyen Cemal Şakar bunu şöyle gerekçelendiriyor: "Çünkü en iyi kendimi tanıyorum; en iyi kendi gözlediklerimi, kendi anlamlandırdıklarımı biliyorum. Yani içselleştirebildiğim / kendim kılabildiğim imge ve simgelerden yola çıkıyorum." KÜLTÜR HARİTASI
Niyazi Selçuk ve Esin Tanrısever'in söyleşisi saat: 09.30'da, Prof. Ahmet Yürür'ün vereceği seminer saat: 18.30'da Borusan Kültür'de. Tel: 0212 2920655
Engin Orbey saat: 18.30'da Yapı Kredi'de Tiyatronun Tanığı: Müsahipzade Celal'i anlatıyor. Tel: 0 212 473 04 44
Sinema Hukuk Buluşması kapsamında Mohsen Makmalbaf'ın Aşk Nöbeti saat: 19.30'da, Mike Nichols'ın Kirli Yarış'ı 21.30'da AKM'de. Tel: 0 212 251 56 00
Çengi, saat: 20.30'da Ümraniye Sahnesi'nde. Tel: 0 216 461 85 29
İstanbul Devlet Tiyatrosu sanatçıları 'Topor Parti' adlı oyunla, Antalya Devlet Tiyatrosu'nda. Tel: 0 242 247 74 60
|
|
|
|
|
|
|
|