AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ

Y A Z A R L A R
Abdullah Öcalan'ın avukatlarından dinlediklerim (2)

Abdullah Öcalan'ın iki avukatıyla yaptığım görüşmeyi aktarmaya başlamıştım. Avukatlardan gelen görüşme önerisini memnuniyetle kabul etmiş ve yaptığımız görüşmenin bende bıraktığı izlenimleri aktarıyordum.

Avukatlar müvekkillerinin epeyce bir zamandan beri "barış"tan yana olduğunu, "silahlı mücadele"den epeyce bir zamandır vazgeçtiğini söylediler.

Dünkü yazıda söz ettiğim "batıni dil" benzetmesini hafife almayın. Gerçekten de, benim epeydir söylemeye çalıştığım gibi, Öcalan ve çevresinin "dilini" kolaylıkla anlamak mümkün değil. Nitekim bu kanaatimin etkisiyle kendilerine şunu da sordum: "Öyle diyorsunuz ama, müvekkilinizin 'silahlı mücadele'den vazgeçmesinin asıl nedeni olarak onun yakalanması ve yargılanıp mahkûm olması gösteriliyor. Yani bu 'barış' isteğinin 'mecburen' gelen bir tavır olduğu iddia ediliyor, buna ne dersiniz?"

Avukatların verdiği cevabı tahmin ediyorsunuzdur... Olayın hiç de böyle olmadığını, müvekkillerinin bu düşünceyi çok daha önceden oluşturup ifade ettiğini söylediler... Hatta söylediklerine göre, müvekkilleri epeyce bir zamandır tabii ki Kürtleri de kuşatan Ortadoğu için "devletsiz" bir düzen istemektedir. Bu bilgi de ilgimi çekti; "Nasıl yani" diye cevap verdim, "Yoksa müvekkiliniz artık anarşizmi mi savunuyor?" "Hayır" dediler, "O anlamda değil." "O zaman" diye devam ettim, "Müvekkilinizin siyaset felsefesi herhalde Marksizm'in bir zamanlar söylediği gibi, 'devletin kendiliğinden sönmesi' gibi bir öneri ve iddiaya doğru ilerliyor?" Avukatlar bu yorumu gerçeğe daha yakın buldular...

PKK'yı destekleyen bazı yayınlar aracılığıyla biraz haberdar olsam da, Öcalan'ın kendisini destekleyen çevreler tarafından bir "teorisyen" olarak da ne derece yüceltildiğine de bu görüşme sırasında şahit oldum. Doğan Bey, müvekkilinin uzun süredir bir tür "uygarlık tarihi" üzerinde çalıştığını söyledi. Müvekkili Öcalan, binlerce sayfa tutan yazılarında meseleyi ta "rahipler devleti"nden itibaren ele alıp bugüne getiriyormuş. Bu açıklamaları duyunca yine dayanamayıp, "Demek oluyor ki, müvekkiliniz Engels'in 'Ailenin, Mülkiyetin ve Devletin Kökeni" adlı eseri gibi bir çalışma kaleme alıyor!" dedim ve ekledim: "Ama biliyorsunuz, 'büyük anlatılar'ın devri artık çoktan kapandı..."

Neyse, anlaşıldığı gibi benim asıl derdim, Öcalan'ın "ateşkes"in bozulmasına ilişkin kararı nasıl değerlendirdiğiydi. Muhataplarıma bu çerçevede hakkında epeyce laf edilen şu tezi de hatırlattım: Öcalan, Türkiye'nin AB'den müzakere tarihi alacağı yönünde umutların belirdiği şu ortamda, "ateşkes'" bozdurma yoluyla kendisinin unutulması-unutturulması karşısında önlem almak istiyor.

Avukatlar bu teze şiddetle itiraz ettiler. "Barışı bu kadar isteyen bir insanın bu şekilde suçlanması haksızlıktır" diyerek isyan ettiler...

Sizi bilmem ama bu çerçevede ortaya koydukları itiraz benim çok hoşuma gitti. Belki de gerçek onların tahmin ettiği gibidir. Belki de müvekkilleri gerçekten "silahlı mücadele"den bu derece kararlı bir biçimde vazgeçmiştir... Belki de (hissettiğim kadarıyla) müvekkilleri "Kandil Dağı"ndan yapılan açıklamaları desteklemiyordur... Bütün bunlar eğer doğruysa, ne derece önemli bir manzara ile karşı karşıya olduğumuzu tasavvur edebiliyor musunuz?

Sonuç olarak keşke üç haftadır "tekne arızası" bahanesiyle gerçekleştirilemeyen görüşme yapılsaydı da işin gerçeğini anlayabilseydik... Ben kendi hesabıma böyle bir sonuç çıkarıyorum.

İşin şu cephesi de var: Niçin (ne hakla!), Öcalan'ın Leyla Zana'yı "Brüksel'e tayin ettiği" yolundaki haberler kendilerine kolaylıkla dünyaya yayılma mecrası buluyor da, anladığım kadarıyla Öcalan'ın avukatlarının da hiç değilse kuvvetle tahmin ettikleri belki de çok önemli bir başka açıklamaya "tekne arızası" bahanesiyle bir türlü fırsat verilmiyor?

Hiç değilse denemeye değmez mi?

Sizi bilmem ama bu "umut" küçük de olsa beni heyecanlandırdı. Karşımda oturan ve müvekkilini iyi tanıyan bir avukatın açıklamalarını dinledikten sonra (beni fevkalade "naif" bulacakların çıkacağını bilmiyor değilim), görüşmeden çok daha "iyimser" ayrıldığımı söyleyebilirim...


4 Temmuz 2004
Pazar
 
KÜRŞAT BUMİN


Künye
Temsilcilikler
Abone Formu
Mesaj Formu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED