|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
İnanmayan insan bulunduğu ülkenin dışına çıkmakta zorlanır. Sınırların dışına çıkmak için, belirsizliklerle savaşmaya hazır olmak gerekir. Kendinden ve geleceğinden emin olmayanlar, ülke değiştirmenin getireceği sorunlarla uğraşmayı göze alamazlar. Ümitsizlik inançsızlıktan kaynaklanır. Ümitsizliğin olduğu yerde, hiç kimse geleceğe güvenle bakamadığı gibi, ekonomik ve kültürel üretim patlaması olmaz. İster ürün, ister hizmet, isterse de bilgi üretimi olsun, her türlü bolluğun kaynağı inanmış insandır. Dünya inanmış insanın vatanıdır. Bu yüzden, Hint alt kıtasının ünlü düşünür ve şairi Muhammed İkbal "Gerçek Müslüman ne Doğulu ne de Batılıdır. Benim vatanım ne Delhi, ne İsfehan ne de Semerkant'tır. Ben Müslüman oldukça bütün dünya benim vatanım demektir" diyor. Gerçekten Müslümanlar ezanın okunduğu her coğrafyayı vatan, ezan okunmayan coğrafyada da ezan okumayı görev bilmişlerdir. Tarık Bin Ziyad Fas'tan gemilerle İspanya'ya geçtikten sonra bütün gemileri yaktırmış. "Kardeşlerim ben arkama dönmeyi asla düşünmüyorum. Hepimiz burada kalacağız. Bu ülkeyi kendimize vatan yapacağız. Allah'ın insana bağışladığı bütün dünya bizim vatanımızdır. Bu durumda Arap ile Acem'in Doğu ile Batı'nın arasında hiçbir fark yoktur" demiştir. Dünyayı ayrılmaz bir bütün olarak gören Müslümanlar, yeryüzünün orta kesimini kendilerine vatan edinmişlerdir. Yirmibirinci yüzyılda medeniyetlerin hesaplaşması Asya ve Afrika'dan Avrupa ve Amerika'ya kaymıştır. Müslümanlar için artık hedef Afrika ya da Asya'dan Avrupa'ya geçmek değil, Avrupa'dan Amerika'ya geçmektir. Tarihin hiçbir döneminde Avrupa'da Müslümanlar bu kadar büyük bir nüfusa ulaşmamışlardı. Şimdi Avrupa'nın her ülkesinde küçük küçük Türkiye, Pakistan, Cezayir ve Mısır'lar var. Batılıların Müslüman dünyayı İslam cumhuriyetlerine dönüştürmeye çalıştıkları bir dönemde, Müslüman ülkeler, Avrupa ülkelerini İslam cumhuriyetlerine dönüştürme yolunda önemli adımlar atıyor. Artık Avrupa'nın bütün şehirlerinde çifte şerefeli, çifte minareli ve kubbeli, toplantı salonları, iş yerleriyle desteklenmiş camiler var. Bu ibadet ve kültür merkezlerini Avrupa pazarlarında kendilerine sağlam bir yer tutmayı başaran girişimciler inşa etmiştir. Avrupa'daki Müslüman diaspora, şehirleri işyerleri ve camilerle donattığı gibi, doksanlı yıllardan sonra başta Doğu Avrupa ülkeleri olmak üzere okullarla da donatmaya başladı. Onlar Medine'de azınlık olan Müslümanların, savaşsız bir biçimde Mekke'yi dönüştürdükleri gibi, bütün Avrupa şehirlerini bir bir değiştiriyor. Amerikalıların "Büyük Ortadoğu Projesi" İslam dünyasından önce "Büyük Avrupa Projesi" olarak Batı dünyasında gerçekleşecek gibi görünüyor. Azınlıkların birbirleri arasındaki dayanışma ve yardımlaşma çoğunlukların arasındaki işbirliğinden çok daha güçlüdür. Bu yüzden, Müslümanların azınlıkta oldukları ülke ve şehirlerdeki etkileri, çoğunlukta oldukları coğrafyalardan daha büyük olmuştur. Endülüs ve Anadolu bu dönüşümün tarihteki iki önemli örneğidir. Birinde İslam'ın güneşi batarken, diğerinde doğmuştur. İspanya'da batan güneş, Yirmibirinci Yüzyılda Almanya, Fransa, İngiltere, Hollanda, Avusturya, Danimarka, Belçika ve İsviçre'de yeniden doğuyor. İslam'ın kültürel gücü, orta çağlarda olduğu gibi, Avrupa'ya yeni bir dinamizm kazandıracaktır. Dünyanın kalbi Atlantik'te değil, Pasifik'te atıyor.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |