|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Değer verdiğin bir genç insanın, bir genç yazarın sana gönül koymuş olacağını insan nerden, nasıl tahmin edebilir? Eğer bir gün durum itiraf edilmeyecek olsa.. Değer verdiğim insan, o genç yazar Selahattin Yusuf'tur. Onu, daha öğrencilik yıllarında, zaman zaman beni ziyaretlerinden tanıyorum. Arkadaşlarıyla birlikte çıkarttığı "Mekteb-i Mülkiye" dergisindeki yazılarını okumamı istemişti. Okumuş ve beğenmiştim. Sanıyorum mezun olduktan sonra da geldi ve gene bazı yazılarını gösterdi. Onları da okudum ve beğendim. Selahattin, has denilen yazarlardan biriydi. Genç yaşından beklenmeyen bir bilgi birikimi taşıyordu. Ben başka genç arkadaşlar da tanıdım, onların bilgi birikimi de iyiydi, ama bu birikimi kullanma hususunda Selahattin'in gösterdiği beceriyi, dirayet ve hazakati göstereni pek azdı. Ama zaten adım başı onlara rastlanacak olsa Selahattin örneğinin değeri nerde kalır? Selahattin'den önce tanıdığım öteki değerli insan ve değerli yazar Gökhan Özcan'dır. Ondan da önce tanıdığım Mustafa Şahin'dir. Onlardan sonra tanıdığım ise İdris Özyol'dur. Ve ne zaman tanıdığımı hatırlamadığım, ancak sanki doğumundan beri tanıdığım hissini yaşadığım bir diğer sima Hakan Albayrak'tır. Adını andığım bu şahsiyetler aynı anda ortak bir teşebbüs içinde bulunmuşlar mıdır, bilmiyorum. Ama, birinin adı ve üslûbu, kalite yönünden aklıma hemen ötekilerini getirir. Oysa her birinin üslûbu da, ilgisi de, çeşnisi de birbirinden farklı yönsemeler içinde... Selahattin'in üslûbu daha ilk kelimelerinden başlayarak bir bilgi birikimi, bir bilgi hamulesi ile çıkıyor okurun karşısına. İnsan, onu okudukça, bunları ben niye bilmiyorum diye soruyor kendi kendine. Gökhan'sa, tanıdığım en birinci ironi virtüözüdür. Hiciv veya latife veya nükte olarak yazdıkları, bence edebiyatımızın kalıcı ürünleri arasında her zaman yerini koruyacaktır. Mustafa Şahin, ağırbaşlı dokunduruşlarıyla öne çıkıyor. İdris Özyol'daysa kahrolmuşluğun bütün nüanslarını yakalayabiliyoruz. Varoşlar ondan önce de bir dolu yazar tarafından anlatıldı, ama onunkiler kadar insanı kalbinden yaralayanı, onlar kadar damardan yakalayanı görülmedi. Hakan Albayrak ise, malûm, icaz ustası. İşte bakın, birini anınca, ötekiler de aklımıza hemen geliverdi. Ben, Selahattin'in, rahatsızlığım dolayısıyla geç muttali olduğum bir yazısına değinmek üzere bu yazıya başlamıştım. Selahattin, Gerçek Hayat dergisinin 7-13 Mayıs 2004 tarihli nüshasındaki yazısında, vaktiyle (1994 veya '95 yılında) bana niçin "içerlediğini" anlatıyor. O tarihte, bir münasebetle: "Eğer Kanal 7 yaşamak istiyorsa o da bir gün TGRT gibi olmak zorunda" demişim. Selahattin, 10 yıl sonra Kanal 7'nin vaktiyle bizim söylediğimiz istikametteki uygulamasına bakarak haklı çıktığımızı söylüyor. Aslında ben o tarihte, İslâm'ın, şartların en olumsuz göründüğü bir ortamın içinden fışkırıp çıkacağını da söylemiş olmalıyım. Bazı televizyon yayınlarının bizim beklentimize cevap verip vermemesinin aslında fazlaca bir değer taşımadığını; söz konusu yayınlar bizim beklentimize cevap vermese bile (verse iyi olur elbet, kuşku mu var?), bunların yol üstündeki uğraklar sayılması gerektiğini anlatmış olmalıyım. Nitekim o tarihlerde kaleme aldığım bir yazıda "Televizyon işletmeciliği ve programcılığı, Müslümanlar yönünden geniş kapsamlı bir kültürel projenin parçası olarak ele alındığında anlam taşıyabilir. Böyle bir kültürel proje içinde ele alınan insanın hedonizme meydan okumaya hazır olduğu kabulünden yola çıkılıyor" demiştim. Ve aynı yazıda şunu da söylemiştim: "Her zaman söylediğim gibi, ben, İslâm'ın bu tablo içinden fışkıracağına inanıyorum. Her zaman öyle olmuştur. Biz, kendimize oportünizmin yollarını tıkayarak düşünmeye teşebbüs ediyoruz. Bunun bir anlamı, kendimizi boş hayallere kapılmaktan men etmektir." ("TV'nin Müslümancası Olur mu?" başlıklı yazı). Neyse.. kendimi savunma konumuna düşürmek değil niyetim. Selahattin'in bana mesafe koymasının muallakta kaldığını anlatmak istiyorum. Bana olan mesafesinin sebebini bilseydim, bunu çoktaaan telâfi etmiş olabileceğimi düşünüyorum. Her şeye rağmen onun hassasiyetini ve hissiyatını takdirle karşılıyorum. Bana bu açıklamayı yapma fırsatını verdiği için de teşekkür ediyorum.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |