|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
En ciddi konuları bile sulandırmada üstümüze yok. Başarılarımızın keyfini çıkarmayı da hiç bilmiyoruz. Kolektif başarıyla yetinmek yerine illâ kendimizi ön plana çıkartmanın derdindeyiz; oysa kendimizi öne sürdüğümüz her ortamda eksilen yine bizim itibarımız oluyor... NATO Zirvesi nasıl geçti sizce? İçeriği, alınan kararları kast etmiyorum; meramım organizasyon... Uzaktan bakanlar açısından bile zirvenin 'mükemmele yakın' bir başarıda geçtiği görüntüsü verdiğine eminim. Korkulan, yüreklerimizi ağzımıza getiren, üzülmemiz gerekecek bir güvenlik olayıyla çok şükür karşılaşmadık. Organizasyonun dışa yansıyan yüzü göğüs kabartıcıydı. Konukların kendilerine sunulanlardan muazzam etkilendiğinin yakın tanığıyım. Hepimizi mutlu etmesi gereken bu görüntü meğer yapaymış... Az kalsın çok ciddi terör olaylarıyla karşılaşacakmışız... Van Valisi Hikmet Tan nasıl dört saniye ile hayatta kaldıysa, Başbakan Tayyip Erdoğan ve ABD başkanı George W. Bush da kendilerini şanslı sayabilirlermiş... Birkaç büyük felâket son anda önlenmiş... Önceki günkü bütün gazetelerde yer alan 'Kıl payı önlenen otopark fâciası' haberini herhalde okudunuz. Atatürk Havalimanı otoparkında patlamaya hazır bir bomba bulmuş güvenlik güçleri. Bir yedek lastiğin içine yerleştirilen 6,5 kiloluk bomba cep telefonuyla patlatılacak biçimde hazırlanmış. Gerilim filmlerinde olur ya, Başbakan Erdoğan'ın uçağının İstanbul'a inmesinden sadece bir dakika önce etkisiz hale getirilmiş bomba... Dün de bir başka haber öne çıktı: El-Kaide örgütü NATO Zirvesi sırasında bombalı planörle liderlerin kaldığı otele intihar saldırısı düzenleyecekmiş; Emniyet bu ihbarı derhal hava güvenliğinden sorumlu Genelkurmay'a iletmiş... Yarın bir başka haber daha okuyabiliriz... Topkapı Sarayı'ndaki zirve kadar ünlü ziyafette Selahattin Sadıkoğlu'nun cep telefonuna düşen haberi gözümle gördüm: "El Kaide örgütünün denizden saldıracağı duyumu alındı..." İnsan tedirgin olmaz da ne yapar? Benzer bir ihbar ilgililere de ulaşmış olmalı ki, konuklar ülkemizden ayrılana kadar Boğaz'da gemi trafiği durduruldu; şehir hatları vapurlarının bile hizmetine izin verilmedi... Zirvenin kazasız-belâsız geçmesini güvenlikten sorumlu bütün birimlerin her ihtimali göz önünde bulunduran kapsamlı ve titiz tedbirlerine borçlu olduğumuz kesin. Zaten bu yüzdendir ki, olayın bütününden sorumlu hükümetin başı, zirvenin hemen akabinde, güvenlikten sorumlu herkese, bazısının adını açıkça anarak, ağız dolusu teşekkür etti. Ama, işte görüyorsunuz, bazı sorumlular, bir adım daha öne çıkmadan yapamıyorlar... Kendilerinin ne kadar başarılı olduğunu bir daha bir daha hatırlatma ihtiyacı duyuyorlar. Bizim gibi zirveyi yakından izleyenlerin yüreklerini yeniden ağızlarına getirme pahasına... Herkes çelik yürekli olacak değil ya, havalimanının bombalı eylemler icrasına açık oluşu, planörle otellere havadan saldırılabilme ihtimali, kimbiler kimleri nasıl davranmaya sevk edecek? Bu durumda, daha önce yazmayı düşünmediğim dehşetengiz bir güvenlik zaafını buraya kaydetmeyi görev biliyorum: Dünya liderlerinin neredeyse önemli hepsinin katıldığı Topkapı Sarayı'ndaki ziyafet var ya, işte o akşam, güvenlik tedbirleri açısından tam bir rezaletti. Bireysel ve örgütsel eylemlere açıktı Topkapı Sarayı... Kapıda bir müddet durup şaşkın gözlerle izlediğim için eminim: Elinde dâvetiyeyle kapıya dayanan herkesi kimlik sormaksızın içeri aldılar; ne üst araması yapıldı, ne de elektronik tarama cihazından geçirildi konuklar... Bereket, kimse, böyle bir zaaf yaşanacağını tahmin etmemişti de, kötü bir olayla karşılaşmadık... Bence, herkes, zirve konusunu artık tadında bırakmalı. Buna, Bush'la o ünlü rastlaşmamızla ilgili haber ve yorumlar da dahil. Hergün tv'lerde konuşulan ve gazetelerde yazılanları okurken, inanın, yüzüm kızarıyor... Gerçekten de her şeyin suyunu çıkarma âdetimiz çok kötü... Görüşme olayının ertesi günü, bizim gazetenin birinci sayfasını hazırlayanlar, "Bunu manşet yapalım" dediklerinde karşı çıkmıştım; "Bırakın manşeti, haber bile yapmayın" diyerek... Sonunda, küçük bir fotoğraf ve alt yazıyla idare edilmesinin sebebi benim. Kanal-7'ye çıktığımda, daha önce duymuş Ahmet Hakan rica etmese konuyu orada da açmayacaktım. Yaptığımdan gurur duymadığım için değil, tam tersine, suyunun çıkarılacağını bildiğim için... O akşam, Ali Kırca (Sabah), Nurcan Akat (Akşam) ve Murat Yetkin (Radikal) ile birlikte gitmiştik anamasaya. Bütün karelerde en önde görülen onlar, ama olay, "Muhafazakâr gazetecilerin Bush merakı" olarak yansıtıldı. Akif Beki (Kanal-7) sorularıyla yönlendirmese Bush'a sadece adımı söylemekle yetinecektim, ABD başkanı yazılarımdaki tavrımı merak edince mecburen cevap verdim. Oysa, sanki ayak üzeri demeç almaya çalışmışım gibi yansıtanlar çıktı olayı... Çağrıldığım halde hiçbir tv programına katılmadım; konu ekranlarda eksilmeyen bir ilgiyle sürdürülüp durdu. Artık buna bir nokta koyalım arkadaşlar... Yeni işittiğim bir ayrıntıyı aktarayım: George W. Bush, ziyafetten ayrılırken, Tayyip Erdoğan'a, "Önceleri destek verdiği halde savaş sürecinde sert eleştiriler yazdığını söyleyen bir yazarla tanıştım" demiş...
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |