|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Belki de ben fazla abartıyorum. Çünkü benden başka ciddiye alıp da cevap veren yok. MGK'nın eski genel sekreterlerinden biri, geçen gün, az reytingli bir televizyon kanalında, "karşıdevrim tehlikesine karşı alınacak tedbirler"den söz ediyordu. Bu tedbirlerin başında, tabii ki Türkiye'nin "bir an önce devrim sürecine sokulması" geliyor. Bu devrim, emekçi sol kitlelerin ve kendilerine "kurtarıcı" rolü verilen etkili güçlerin önderliğinde gerçekleşecek. Böylece batıya ve emperyalist Amerika'ya karşı "devrimci sosyalist cumhuriyet" yeniden ihya edilecek. Atatürk de böyle yapmış. Eh, onlar da Atatürk'ün izinden gittiklerine göre... Büsbütün haksız sayılmazlar aslında; Atatürk "Türkiye Komünist Fırkası"nı bizzat kendisi kurdurtmuş, Yunus Nadi'ye partinin yayın organı olarak "Yenigün" gazetesini çıkarttırmış, Fevzi Çakmak'ı, Kazım Karabekir'i, İsmet İnönü'yü, Refik Koraltan'ı, Tevfik Rüştü Aras'ı, Kılıç Ali'yi ve adlarını buraya sığdıramayacağımız yığınla Türk büyüğünü partiye kaydettirmişti ama, muradı hiçbir zaman "sosyalizm" olmadı. Evet, bir dönem Lenin'le yakınlaşmış, batıya karşı bir tür "benzerler ittifakına" gidebilecekleri mesajını vermişti ama, asıl amacı kuzey komşumuz kanalıyla Anadolu'yu etkilemeye başlayan (dönemin moda ifadesiyle) "komünizma belasını" defetmek, dolayısıyla Sultan Galiyef'le Mustafa Suphi'nin defterlerinin dürülmesini sağlamaktı. Çünkü, Mustafa Suphi'nin, "Türk-İslam" unsurlarını tek bayrak altında toplama fikri, Kafkasya'dan sonra Anadolu'da da taraftar bulmaya başlamıştı. Galiyef'le Suphi'nin "haledilmesi" Ankara'ya nefes aldıracaktı. Öyle de oldu. Mustafa Kemal sosyalist değildi. Sadece çok akıllı bir adamdı. Mustafa Kemal'i bürokrat totaliterliğin değişmez şefi ilan edip nasyonalist bir kalıp içine hapsedenler de yanılmışlardır. Atatürk'ün "nasyonalist" bir lider, bir "sağcı önder" olmadığı, olmayacağı "1937 fırtınası"ndan sonra görülebilmiştir ancak. Millî Şef aydınları, yağcılık olsun diye, daha da ileri gidip, korporatist ruhlarına uygun bir de "kemalizm" icat ettiler sonradan. Maksat, "Atatürk" isminin arkasına sığınıp "Kuva-yı Milliye" ve "Müdafaa-i Hukuk" ruhunu öldürmek, dahası "Yunan/Latin" kültür kökenli bir "yabancılaşma"ya zemin hazırlamak ve zamanla "Millî Şef İnönü"yü ebedileştirecek "dönüşümü" gerçekleştirmek... Bakın sapına kadar Atatürkçü Attila İlhan ne diyor: "Hem insan haklarına saygılı, katılımcı ve özgürlükçü bir 'demokrasi' oluşturmak isteyeceksin, hem de toplumunu o dönemde totaliterleştirilmiş bir Ulu Önder'in 'dokunulmaz buyrukları' çerçevesinde tutmaya, handiyse dondurmaya çalışacaksın..." İki kere iki dört: Türkiye gerçek bir demokrasi olacaksa, üstadın da belirttiği gibi, önce Mustafa Kemal'e "totaliterce" yaklaşmayı bırakmalı, ona "demokratça" yaklaşmayı öğrenmelidir. Çünkü, "bizzat" o demiştir ki: "Medeniyet yolunda muvaffakiyet yenileşmeye bağlıdır; içtimaî hayatta, iktisadî hayatta, ilim ve fen sahasında muvaffak olmak için tek gelişme ve yükselme yolu budur. Hayat ve maişete hakim olan hükümlerin zamanla değişmesi, gelişmesi ve yenileşmesi zaruridir." Gel de sen bunu, "devrimci sosyalist cumhuriyeti ihya" heyecanıyla değişime ve yeniliklere karşı çıkıp el altından darbe kovalayan anakronik zihinlere anlat. Anlatamazsın ki!
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |