AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ

Y A Z A R L A R
Son üç ay

BRÜKSEL- Randevu yaklaştıkça merak da artıyor: Türkiye Avrupa Birliği (AB) ile müzakereye başlayabilecek mi? Bugünlerde yolu Brüksel'e ve AB çevrelerine düşenler bu soruya nete yakın bir cevap alabiliyorlar. Türkiye'nin 'AB üyesi' olma ihtimalini 'varlık sebebi' saydıkları çıkarlarına aykırı gören kişi ve odakların faaliyetlerini yoğunlaştırmaları da cevap hakkında yeterince ipucu sağlıyor zaten.

Çok meraklılara özet mesaj şu: AB adına Türkiye'yi gözleyenler de, Türkiye adına AB'deki gelişmeleri izleyenler de, şu günlerdeki havanın 'müthiş olumlu' olduğu konusunda hemfikir... Artık ismini ezbere bildiğimiz AB'nin genişlemeden sorumlu üyesi Günter Verheugen ile konuyu görüşen TOBB Başkanı Rıfat Hisarcıklıoğlu "Her şey yolunda" mesajını açıkça aldı. Verheugen'in verdiği izlenim, müzakerenin 2005'in ilk yarısında başlayacağı yönünde...

Türkiye'yi Avrupa'da temsil edip gelişmeleri yakından izleyenler, 'müzakere' ve 'müzakere tarihi' deyimlerini titiz kullanma gerekliliğine dikkat çekiyorlar. Bizdeki yaygın kullanım, "AB Türkiye'ye müzakere tarihi verecek" biçiminde. Bu yanlış. 2002 yılı sonunda Kopenhag'ta toplanan AB Zirvesi'nde, dönemin başbakanı Abdullah Gül'ün çabalarıyla bildiriye eklenen 'hiç gecikmeden' cümleciği sayesinde, AB'nin eli mahkum: Yazımına başlanan ve önümüzdeki zirveden önce (6 Ekim 2004'te) çıkacak 'ilerleme raporu' Türkiye'nin üzerine düşen görevleri yerine getirdiğini belirttiği taktirde, AB, 'hiç gecikmeden' müzakereyi başlatmak zorunda... Bu sebeple, "AB'nin müzakere tarihi vermesinden" söz etmek kendi kendini yokuşa sürmekten farksız. Doğru olan, beklentiden, "AB'nin Türkiye ile müzakereyi başlatması" biçiminde söz etmek...

Önümüzdeki üç ay içerisinde yerine getirilecek birkaç konu daha var. Türkiye'nin elindeki, bazı maddelerinin karşısında çentik bulunmayan 'yapılacak işler listesi' de, henüz bütün taahhütlerin yerine getirilmediğini gösteriyor. Önümüzdeki haftadan sonra uzunca bir tatile hak kazanacaklarını düşünen milletvekilleri bir sürprizle karşılaşabilirler: Yasalaştırılması gereken konular için, Meclis'in ya tatilini ertelemesi, ya da ekim başına kadar bütün birikmiş işleri temizleyecek biçimde erken işbaşı yapması şart. Burada en fazla endişe edilen, bir anlık gevşeme yüzünden basit birkaç yasanın gecikmesinin rapora olumsuz yansıma ihtimali...

Ülkemizi yurtdışında temsil edenleri hep telâşta ve savunmada görmeye alışmış biri olarak, verdiği sözleri yerine getiren ve şikâyet konusu edilen her sorunun üzerine cesaretle gidilen bugünkü Türkiye'nin en fazla diplomatlarımızı rahatlattığını fark ettim. Bu, ikili temaslar ve görüşmelerde Türkiye'ye pazarlık üstünlüğü sağlaması bakımından önemli. Hep mâzeret üreten ve sözünü tutmakta zorlanan bir ülkenin üzerine daha fazla gidiliyor bugünün dünyasında; "Nasıl olsa zaman içerisinde yerine getirir" görüşüyle diğer adaylarda göz yumulan eksiklikleri tamamlaması Türkiye'den daha en başta ve ısrarla talep ediliyorsa, bundan...

Hükümetin ve özellikle uluslararası platformda 'sözü senet' olması gereken sözcülerinin bilmesi gereken bir nokta da şu: Vâde de bildirerek verdikleri sözlerin yerine getirilmemesi ciddi bir sorun teşkil edebilir. İç politikada ayak sürümenin, geri adım atmanın âcil bir faturası bulunmayabilir; ancak dışa karşı verilen taahhütlerde aksamalar, özellikle AB sürecinde, ciddi sıkıntılar doğurabilir. Türkiye'ye ve Ak Parti hükümetine dönük olumlu havanın devamı için, Başbakan Erdoğan ve dışişleri bakanı Gül'ün, kendi elleriyle yazdıkları 'yapılacak işler listesi'nin vâdeye bağlı maddelerini hep gözleri önünde bulundurmaları şart.

Türkiye'nin AB yolunda kat ettiği mesafe, ülkenin olduğu kadar hükümetin de geleceğini 'AB üyeliği' ile sımsıkı bağlaması, süreci kendi egemenlik alanlarının daralması olarak gören kişi ve çevreleri ellerini çabuk tutmaya sevk edecektir. Sağda-solda yapılan zamansız ve anlamsız çıkışlar ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM) şu sıralarda verdiği 'Avrupalılık' fikriyle taban tabana zıt 'türban kararı' bile bu gözle değerlendirilebilir.

Bereket, Türkiye'yi tanıyan AB çevreleri ile Türkiye gözlemcileri ülkemizin dengelerini ve önünü kesmek isteyenlerin gücünü en az bizler kadar biliyorlar...


10 Temmuz 2004
Cumartesi
 
FEHMİ KORU


Künye
Temsilcilikler
Abone Formu
Mesaj Formu

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED