|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Zirveler, NATO içindeki çatlak, ABD ile Avrupa arasındaki gerilim, İsrail'in Kuzey Irak'taki faaliyetleri, Türkiye ile İsrail arasında yaşanan restleşme, son olarak İsrail savunma Bakanlığı'nın Aralık 2004'ten sonra Türk ordusunun Tayyip Erdoğan hükümetini devirebileceğine ve yeni bir 28 Şubat krizi yaşanabileceğine ilişkin iddiaları arasında bocalarken, her yeni gelişme bir öncekini hafızalarımızdan silip atıyor. Artık Irak işgalinin gayri meşruluğunu, Afganistan ve Irak'ta yaşanan tüyler ürpertici insan hakları ihlallerini, Filistinlilere yönelik İsrail devlet terörizmini, ABD'nin dünya genelinde uyguladığı devlet terörü örneklerini, Irak'ın yağmalanmasını, dünyanın askeri doktrinlere mahkum edilmesini ve özgürlük alanlarının hızla daraltılmasını sorgulamıyoruz. Irak'taki işkenceleri neden unuttuk? Ebu Gureyb ve 17 cezaevinde yaşanan tüyler ürpertici işkence ve tecavüzlerin, Afganistan'da medreselerin basılıp çocukların kaçırılmasının önü alındı mı? ABD'nin "ileri derecede gizli" sorgu merkezlerinde yaşanan vahşet örneklerini bilen var mı? ABD-İngiliz özel birliklerinin, Afganistan işgali sırasında 3 bin esiri kurşuna dizip Mezar-ı Şerif dışındaki toplu mezarlara gömdüklerini unutmamız gibi, Ebu Gureyb'den yükselen kadın çığlıklarını da birkaç ay içinde unuttuk. Mısır ve Ürdün istihbaratı ile işbirliği halinde yürütülen sorgulamalarda kaç kişinin öldüğünü, sakat kaldığını ya da bu gizli sorgu merkezlerinde kaç kişinin bulunduğunu merak bile etmiyoruz? Irak'ta, Afganistan'da ve dünya genelinde yerleri bilinmeyen işkence merkezlerinde ABD, İngiliz, İsrail, Mısır, Ürdün istihbaratı arasında ne tür bir işbirliği söz konusu olduğunu sormuyoruz. El Cezire televizyonu, Guantanamo'dan bırakılan Hişam Abdürrahman adlı bir kişiyle söyleşi yaptı. İran'da yakalanıp Kandahar'a götürüldüğünü, ardından Guantanamo'ya sevkedildiğini söyleyen Hişam'ın; Kandahar'daki ABD üssünde ve Guantanamo'da gördüğü işkence, Ebu Gureyb'den hiç farklı değil. Kendisini "Mısır aksanıyla konuşan" bir kişinin sorguladığını belirten Hişam, gördüğü işkenceleri anlatırken özellikle bir uygulamanın diğerleriyle kıyaslanamayacak ölçüde yıkıcı olduğunun altını çiziyor ve şöyle diyor: "Her türlü aşağılamaya, dayağa katlanabilirim. Ama bir Amerikan askerinin Kur'an'ı parçalara ayırıp yere atması, ardından üzerinde yürümesi, bir başkasının da Kur'an sayfalarını tuvalete atması kadar acı veren bir şey olamaz." Ebu Gureyb'de, Guantanamo'da, Kandahar'daki ABD üssünde, yerleri bilinmeyen ve "devlet sırrı" olarak gizlenen dünyanın değişik bölgelerindeki ABD gizli hapishanelerinde aynı "sorgu yöntemleri" uygulanıyor. İsrailli "sorgu uzmanları" Ebu Gureyb'de olduğu gibi buralarda da görev yapıyor. Bu "uzmanlar"ın keşfettiği İslam'ı ve değerleri aşağılama yöntemi ABD Savunma Bakanlığı'nın resmi onayıyla uygulanıyor. Bu "sorgu teknikleri"ne ilişkin emirler ve raporlar ABD Kongresi'nden bile gizleniyor, raporlar Kongre'ye sansürlü veriliyor. İşin daha ürkütücü tarafı; söz konusu uygulamalar öyle marjinal gruplara ya da radikal cemaatlere bağlı askerlerin bireysel davranışları olmayıp, ABD'nin küresel savaş kampanyasının arkasındaki ırkçı felsefenin bir sonucu olması, İslam topraklarına karşı adeta bir Haçlı ruhu ile hareket edilmesidir. Siyahların toplantısında konuşmayı bile reddeden, dinsel motiflerle süslenmiş ırkçılığı temsil eden, sakat kafa yapısıyla "tanrının kendisine Afganistan'a ve Irak'ı yola getirme görevi verdiğini" sanan bir Amerikan liderinin İslam dünyasında demokrasi, refah ve özgürlükleri destekleyen projelerine inananların, daha da ileri giderek, proje için seferber olanların bu toprakların geleceğine ilişkin sözlerinin hiçbir itibarı olamaz.
"Reformcu İslamcıları biz engelledik"
Amerika'nın bu ikiyüzlülüğünü eleştirmek bugünlerde Türkiye'de pek moda değil ve bu işi yapanlar "marjinallikle" suçlanıyor. O zaman biz de bir Amerikalı gazeteci olan Charley Reese'in "İslamcı Demokratlar" başlıklı yazısından bazı cümleleri aktaralım. "Birileri Bush'a bilmediği bazı şeyleri söylemek zorunda. Ortadoğu'da ekstremizme karşı demokrasiden ve genel reformlardan sözediyor. Yardımcılarının ona söylemediği şey şu: Ortadoğu'daki reformistlerin çoğu İslamcılar hatta bazen fundamentalislerdi. Devletin savsakladığı sosyal servisleri sağlayanlar onlardı. Sık sık demokratik seçimler ve namuslu hükümetler isteyenler onlardı. Mesela Cezayir'de; bir İslamcı parti serbest seçimlerde oyları süpürüp almanın kıyısına geldi. Cezayir ordusu harekete geçti ve seçimi durdurdu. Amerika, demokrasi ve İslamcılar yerine askerlere destek verdi. Sonuç kanlı bir iç savaş oldu. Afganistan'da iktidara gelen Taliban reformcuydu. Acımasız ve yolsuz savaş ağalarını devreden çıkardı. Biz ise her zamanki gibi savaş ağalarını yeniden iktidara taşıdık. Ve Afganistan şimdi dünyanın en büyük afyon kaynaklarından biri haline geldi.... Bush, demokrasiden söz ediyor çünkü bu yönetimi kontrolüne alan İsrail yanlısı neo-muhafazakar ideologlar tarafından üretilen bir klişe. Bu, gerçeklerle yüzleşmeden kaçış için bir yol. Bizim Ortadoğu'daki problemimiz, İsrail'in Filistinlilere yönelik tek yanlı korkunç uygulamalarını destek vermektir. Problem, Arap dünyasının durumu değil. İslamcı fundamentalistler de değil. Bizim aptal politikalarımızdır. İsrail'in nükleer gücü ortadayken ne yüzle İran'ın nükleer programını nasıl baskı altına alabiliyoruz? İran ve bütün Arap dünyası nükleer silahlardan arındırılmış bir Ortadoğu çağrısı yapıyor. Fakat biz buna destek vermeyeceğiz. Çünkü biz, kitle imha silahları için İsrail'i karşımıza almayacağız." Gerçekler, demokrasi ve özgürlük söylemleri arasında kaybolup gidiyor. Dün işkenceleri konuşuyorduk. Bugün "demokrasi tuzağı"na yakalanmış halde gerçeklere yüzümüzü bile dönmüyoruz. Oysa işgal, yağma, işkence, aşağılama devam ediyor. Devam edecek de...
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |