|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Seher Kadıoğlu
Oyun, seksekle başlıyor Dili ustalıkla kullanana Murathan Mungan'ın kaleminden, çocukluk yaşantılarındaki seksek oyununun sancıları, 20'li yaşlarda da peşini bırakmayan, geçmişini ve kendini aramak üzere yola çıkan bir Zehra doğuyor. Tiyatroyla hayat arasındaki sıkışmışlıkla, yakın çevresinin de katkılarıyla kendi macerasına sürükleniyor. Yazıda süsü sevmeyerek sözcüklerin anlamını çoğaltan, fotoğraf makinesiyle ruhların anlarını donduran Faruk Ulay, tiyatro öğrencisinin ayakkabılarında İstanbul'un çarpıklığnı görüyor; onu Bağdat Caddesinde dolaştırıyor. Kahramanının hikayesini çetrefilleştirirken, karar vermeye zorluyor. Şehrin Aynaları, Bit Palas, Araf romanlarının yazarı Elif Şafak, kendine özgü akımıyla Zehra'nın iç seslerini duyuruyor. Zehra'ya ruhunu soydururken, acıtıyor biraz onu başkaları onu yok etmesin diye. Polisiye ustası Celil Oker olabildiğince karıştırıyor olay örgüsünü. Her sayfayı kendince düğümlüyor. Yan karakterler sahneyi devinimleriyle iyice geriyor. Elden ele gezen bir romanı sonlandırmak, olayları toparlamak yapı ustası Pınar Kür'e kalıyor. Cesur bakışıyla sevmediklerini bir yandan yargılıyor, yaralıyor; diğer yandan geçmişi, kendi yorumuyla yeniden yapılandırıyor. Romanda beş elin teri var Özne olarak Zehra'yı seçen romanda diğer hayatlara, beraberlerinde taşıdıkları bakış açılarına da irdelenme anlamında haksızlık yapılmıyor. Anahtar kelime yerine yerleşirken, yan karakter boşlukları da ilginç yaşantılarıyla ve psikolojileriyle ayrı birer muammayı temsil ediyor. Beşpeşe'ye, beş elin teri aktığını bir an için unutursak, romanı kendi bütünselliğinde değerlendirirsek ve "Bu ne romanı" diye sorgularsak, durum ve olayın dengeyi sağlama yetisinin, kategorize etmeye izin vermediğini görürüz. Aslında her yazar, bir öncekine bağımlı olmaktan korunurcasına kendi oyununu akıtıyor sahneye ama her seferinde -sanki yazarlar aralarında söz birliği etmişçesine- serüven renklenmekten vazgeçmiyor ve Zehra' nın ruhunun değişik bir katmanı keşfediliyor. Romanın ilk satırlarında esas hamura ilk suyu, unu katan Murathan Mungan, kutsal'ını, 'anne'yi romanın ağırlığına koymuş. Murathan Mungan klasikleri incelendiğinde annenin kudsiyeti, yaralı, kırık gölgesi gözden kaçmaz. Anne acısı onun için öyle bir acıdır ki böyle bir romanın ana nedenselliğini oluşturur. Bilinmezlik çukurlarına bakmayı seven Mungan bir de seksek oyunu çizmiş Zehra'ya; yaşamınının gelgitlerinde taş sektirsin diye. İlerleyen zamanlarda, Zehra kozasından kurtulma çabalarında çırpınırken başkalarının sektirdiği taşların dalga hamlelerinde dağılır. Bu bir kalem sektirme Eserin biçimsel çerçevesiyle eş ruh taşıyan seksek oyununda beş yazar beş kalemi sektirerek kendi kamalarını oluştururlar. Bir romanda beş roman üretilerek, okuma farklılıklarına zemin oluşturan bu eser yapısalcılığıyla romanın doğasını çoğaltıyor. Beşpeşe'de karşılaştığımız bu yenilik, yazar imecelerini gündeme getirerek, ëaz okur' yakınmasına çözüm olacak gibi görünüyor. Çinko klişeli tipo baskılı 'nesne kitap'
Beşpeşe'yi yapma fikri tasarımcı Bülent Erkmen'e ait. 2002 yılında başlatılan projede yer alan metinleri beş yazar, kendi sıraları geldiğinde, daha önce yazılmış olanları okuyarak yazdılar. Bir romanın beş ayrı yazar tarafından yazılması, ülkemizde ilk kez ortaya çıkan bir uygulama. Okurların romanın niteliği dışında, bir edebi tür olarak roman üzerine de düşünmeleri arzulanıyor Beşpeşe ile. Metis Yayınları'ndan çıkan Beşpeşe bir "nesne-kitap" olarak kendine has bir özelliğe de sahip. Kitabın baskısı, ofset tekniğinin yanı sıra, ülkemizde 80'lerin sonlarına kadar yaygın olarak kullanılan, ancak günümüzde kitap yayıncılığında tamamen ortadan kalkmış bir baskı tekniğiyle, çinko alaşımlı klişe kullanılarak tipoyla yapıldı. "Bildiğimiz kitap, içindekini taşıyan kitaptır; yazı, resim, çizgiyle o kitaba o metni taşıtırız. Nesne-kitap ise kendisini de taşıyan, içindekiyle birlikte kendisini de gösteren kitaptır." diyerek nesne kitabı tanımlayan tasarımcı ve kitabın fikir babası Bülent Erkmen, Beşpeşe'de sonucun, tam hayal ettiği gibi olduğunu söylüyor.
|
|
|
|
|
|
|
|