|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Yönetici sorun çözen insandır. Sorun üreten ya da kendisi sorun olanlar yönetilmeye muhtaçtırlar. Özel sektörde liyakat ve ehliyetin yanı sıra başarı önemlidir. Hangi görev olursa olsun özel sektör göreve layık ve ehil olmayan ile çalışmaz. Layık ve ehil olan kimse eğer başarılı değilse onunla da çalışmaz. Aslında kamu yönetiminde de aynı ilkelerin geçerli olması gerekir. Ama maalesef Türkiye'de ideolojik yaklaşım liyakat ve ehliyetin önüne geçmiş, sadakat de başarıyı gölgelemiştir. Bu bağlamda demokrasi yani seçmenlerin reyine (görüşüne) saygı ise hak getire. Sistem de liyakat ehliyet, başarı ve demokratik kriterleri ihmale müsaitse işte bugünkü manzara çıkıyor ortaya. Devlette bir çok kademede kapıcı bile yapmayacağınız adamlar en üst göreve yükselebilmekte, ideolojik yaklaşımların arkasına sığınılarak her türlü yolsuzluk yapılmakta, başarı yerine sorun üreten hatta ülkeyi resmen krizden krize sürükleyenler ve acısını halka çektirenler elini kolunu sallayarak gezebilmektedir. Milletimiz bu durumdan bizar olduğu için 3 Kasım'da köklü bir değişiklik yaparak beyaz bir sayfa açtı. İktidara getirdiği siyasetçiler de bu aksaklıkları gidermek için kolları sıvadılar ve tahminlerin ötesinde bir başarı ile krizlerin üstesinden gelip, sistemi restore etmeye başladılar. Meclis bugün hala çalışıyorsa bu eksikleri tamamlamak için çalışıyor. 28 Mart'ta millet de icraatın arkasında olduğunu oylarıyla göstererek bu hükümete olan desteğini yeniledi. Şimdi bu hükümetin önünde direnen bir bürokrasi ve statükoyu korumayı yöneticilik zanneden, sorun çözmek yerine sorun üreten ve çağı yakalayamamış ama bir şekilde yetkiyi eline almış çevreler var. Bu çevreler sadece hükümete engel olmaya çalışmıyorlar aynı zamanda son derece ideolojik davranarak başkalarına hayat hakkı tanımayan bir yaklaşımla yetkim var diyip kamu vicdanını sızlatmaktan kaçınmıyorlar. İşte son rektör atamaları. Sayın Cumhurbaşkanı'nın yaptığı rektör atamaları bu bağlamda kamu vicdanını sızlatan atamalar olmuştur. Tamam kimse yetkisi yok demiyor yetkisi var. (Hoş cumhurbaşkanının yetkisi fazla kısmak lazım diyen de bu yetkileri tepe tepe kullanana da bizzat kendisidir.) Ama 1026 oy alana bir adayı bırakıp 336 oy alan bir adayı atamak hangi vicdana sığar? Binyirmialtı kişinin oyunu sıfır sayıp üçyüzotuzaltı oyu tercih etmek hangi adalet ölçüsüne sığar? Sayın Cumhurbaşkanı'nın bizzat kendisi "En çok oyu alan rektör adaylarının liste dışı bırakılması, YÖK'ün üniversitelerin demokratikleşmesinin önündeki engel olduğunu açıkça göstermektedir." (19 Temmuz 2000) dememiş midir? Kendi mantığıyla şu anda demokratikleşmenin önüne bizzat kendisi engel koymamış mıdır? Kendisini seçen hükümetin başı dahil her hükümetle kavga eden anayasa kitapçığını fırlatıp bir günde ülkeyi ekonomik bir krize sokarak sorun üreten sayın Cumhurbaşkanı'nın bu atamasını başbakana sormuşlar o da devletin tepesinde bir kavgaya mahal vermemek için, "yetkisidir" demiş. Ne yapsın bir kavga da o mu başlatsın?! Doğru, yetkisidir ama dün karşı olduğu uygulamayı bugün bizzat kendisi yapınca bu uygulama kamu vicdanını sızlatıyor yaralıyor. Evet neden sayın Cumhurbaşkanı'mız da yetkisini kullanarak sorun üretmekte ve kamu vicdanını yaralamakta dersiniz? Liyakat ve ehliyet, başarı demokratik kriterler mi yoksa ideolojik yaklaşım mı ya da kadrolaşma mı?!
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |