|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
| ||
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Aforizmalar, işaret fişekleri gibidir. Karanlığı yarar, göz alır, akılda kalırlar. Kısadırlar ama yüksektirler de. Işıkları dağınık düşse de alaca karanlığa, ifadeleri nettir. Evet, gösterişlidirler ama şüphe uyandırmadıklarını kim inkar edebilir? Yanlışlanamazlar ama doğrulanamazlar da. Vecize, kelam-ı kibar da dermiş eskiler; hâlâ kullanılır. İnsanlığın ortak tecrübesinden üretilmişlerdir ve keskin zekalardan. Dilden dile aktarılarak yaşatılmışlardır. Elenenler de olmuştur mutlaka, ömrü bize yetmeyenler. Ama, bugün de geçerli olan, işiten her insanda bir karşılık bulan, insanı, hayatı değiştirme gücü taşıyan sözler; aforizmalar. Yusuf Sancaktar'ın hazırladığı, Okul Yayınları'nın yayınladığı "Dünyayı Değiştiren Sözler", o ortak birikimden bir demet sunuyor, sözün ve erdemin hükmünü yitirdiği çağın insanlarına. Pek çok milletin kendine özgü atasözlerinden, her milletin kolektif dağarcığında yer alan atasözlerine, filozoflardan siyaset adamlarına, şairlerden eylemcilere kadar yüzlerce ifade ustasının zamana düşürdüğü binlerce ışığı derliyor. Aforizmaları siyaset, tarih, insan, aşk-bencillik, kadın-erkek, aydın-bilge, sabır-irade, din-inanç, hata-pişmanlık, iyilik-kötülük, zenginlik-fakirlik, mutluluk-hüzün, korku-cesaret, akıl-düşünce gibi başlıklar altında toplayan kitap, parçalı yapısı nedeniyle zihinsel alışkanlıklar kuyusuna yuvarlanmaya meyilli olsa da, zihni bir uyanışı tetikleyebilecek güce de sahip. Muhatap olunan her aforizma insanda aynı etkiyi uyandırmıyor elbette. Doğruluğuna kalıbını basabileceğiniz aforizmalar olduğu gibi, çok kolay çürütebileceğinizi düşündükleriniz de oluyor aralarında. Bir kaçını karşı karşıya getirip münazara açmak da mümkün yani. "Her çeşit iktidar bozar, ama mutlak iktidar mutlaka bozar" diyen Ackton'u, Bodin "Egemenliğin şöyle bir kötülüğü vardır ki, çoğu kez bilgeler delilere, cesurlar korkaklara, iyiler kötülere dönüşür" diyerek desteklemektedir ama Napolyon'un "Süngülerle her şey yapılabilir, ama üstüne oturulamaz." sözünü "Hükümetlerin alın yazısını tayin edenler, daima silah taşıyanlardır" diyen Aritoteles boşa çıkartmıyor mu sizce de? Ya da "Bütün insanları besleyen Tanrı'dır, yetersiz besleyen ise devlet." diyen Walter Benjamin'e "258 çeşit peyniri olan bir ülkeyi yönetmeyi kolay mı sanıyorsunuz?" diye soran De Gaulle itiraz ediyor sayılamaz mı? Yine De Gaule'ün "Türklere güven olmaz. Onlar başbakanlarını astı." yargısının ardından Atatürk'ün "Adaletin kılıcı bazen masumları vurur, fakat tarihin kılıcı her zaman zayıfları vurur" aforizmasını okuyunca, adalet tarihimizin zihnimizdeki, vicdanımızdaki yerini tespit etmemiz kolaylaşır mı? Japonların "Okuduğun her şeye inanacaksan, hiçbir şey okuma" atasözü iyi bir uyarı, Çinlilerin "Söyle unutayım; göster hatırlayayım; yaptır öğreneyim"i öğretici. Ordulu Deli Muharrem'in söylediğine "yok öyle değildir" diyen çıkar mı aranızdan: "Dünya bir gündür, o da bu gündür" Kadın üzerine söylenenler ise yine ve hep güzellik üzerinden söyleniyor: Araplar, "Kadının güzelliği küçük bir çocuğun elindeki silaha benzer. Hem kendisi hem de çevresindekiler için çok tehlikelidir.", Jamaikalılar "Güzel kadın, güzel bela" derken Hintliler bambaşka bir şeye vurgu yapıyor: "Bir kadının en son ölen organı dilidir".
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |