|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
üç ustası aynı kitapta
EMETİ YÜCEL
Hoca'nınki iyi kalpli mizah Her bir ustayı her bir bölümde işleyen kitapta Nasrettin Hoca'nın fıkralarının ince, derin ve nezih vasıflar taşıdığı vurgulanıyor. Buna göre Hoca esprilerinde insaflı, ölçülü ve hesaplıdır. Allah'a imanı vardır, insana acır. Yakın çevresinde de, ulema arasında da itibar sahibi bir veli ve alim bir zat olarak tanınmasına rağmen son derece alçak gönüllüdür. Halk arasında büyük küçük, zengin fakir, alim cahil her kesimce sevilip sayılmasındaki sebep "İnsanlarla akıllarının yettiği ölçüde konuşun" hadisine göre davranmasıdır. Nasrettin Hoca'nın yaptığı budur. Mizahı sevimli ve kendisine mahsus iyi kalpli bir mizahtır, hiciv değil. Hoca'nın cevapları o kadar öz, kesin ve nettir ki, sloganlaşarak deyim halinde dilimize yerleşmiştir, yeri geldiğinde hala kullanılmaktadır. Bekri ayyaşların sembolü imiş
Bekri Mustafa ise içkiyle ve kabadayılıkla ilgili fıkraların kahramanıdır. Hazırcevaplığı ile meşhur nüktedan mizahçımızın kimliği hakkında ne yazık ki kesin bilgiler yok. İçki yasağı döneminde içki düşkünlerinin istek ve tepkilerini temsil eden Bekri Mustafa'nın adı ayyaşların sembolü olarak anıla gelmiş. Bekri Mustafa, ayyaşlığı yanı sıra devrin sayılı kabadayılarından biri olarak bilinir. Bekri'nin argoyu yerinde ve ustalıkla kullandığı, devrin büyükleriyle, özellikle sultan IV. Murat'la yakınlık kuracak kadar görgü ve medeni cesaret sahibi olduğu anlaşılmaktadır.
İncili Çavuş'tan inciler
İncili Çavuş hazırcevaplığı ile ünlenmiş, hem bilgili, görgülü bir diplomat, hem feleğin çemberinden geçmiş, hayatın içinden yetişmiş bir halk adamıdır. Kendisine verilen elçilik ve gelen elçilere nedimlik görevini bu özellikleri sayesinde hakkıyla yerine getirmiş. Padişahın yanında yer almış, iltifatına mazhar olmuş, zaman zaman da sözünü esirgemediği için padişahın gazabından payını almış. İşte bir İncili Çavuş fıkrası: Padişah bir gün İnciliye güzel bir Arap atı hediye etmiş ve tembihlemiş: "Ona iyi bakasın, hastalanmasın, sakatlanmasın, hele hele sakın ha öldü demeyesin!" İncili Çavuş atı götürmüş, ahıra bağlamış, bir şey olacak diye de ödü kopmuş. Sakınan göze çöp batar derler ya, at bir gün hastalanmış ve ölmüş. Atın öldüğünü gören İncili, 'İnşallah padişah unutmuştur' derken, bir gün padişah aniden soruvermiş: "İncili verdiğim at nasıl?" İncili öldü diyemez ya; "At yattı sultanım!" demiş. "Eee, sonra kalkmadı mı?". "Kalkmadı, kıpırdamadı, nefes de almadı...". "Öyleyse bu at öldü desene!" diyen padişahı şöyle cevaplamış: "Onu ben diyemem sultanım, siz buyurdunuz!"
|
|
|
|
|
|
|