|
|
|
Bugünkü Yeni Şafak |
|
|
|
|
|
|
Avrupa Birliği
yolunda yavaşlama
Hükümetin 17 Aralık tarihine kadar yaptığı aşırı gayretin normal bir sürece dönmesi, reformlarda yavaş hareket edildiği düşüncesini doğuran sebepler arasında gösterilebilir. Yani, hükümet reform çalışmalarına gerçekten ara vermemiş olsa bile, 17 Aralık öncesi ve sonrası arasındaki davranış farkı, bu intibaı vermektedir. Bu konuda ne söylenirse söylensin, Türkiye'nin 17 Aralık'tan önce heyecanla kabul ettiği taahhütlere ait faturaların ülkemizin önüne çıkarılmış olması, yavaşlamanın asıl sebebi olarak kabul edilebilir. Bir kişi düşünün ki, lüks bir lokantada eğlenmektedir. Müzik sesinden, etrafındakilerin neşesinden ve övgülerinden o kadar etkilenmiştir ki, önüne ne gelirse bir lokma tatmakta, şunu da getir, bunu da getir diye sipariş etmektedir. Bu kimsenin sevinci, fatura önüne getirilinceye kadar sürecektir. Faturayı görünce ayılacak; fakat ödemekten başka çaresi de kalmayacaktır.
Faturada neler var?
Türkiye'ye koşulan şartlar arasında öyle hükümler vardır ki, bunlar teker teker ortaya çıkmaktadır. Avrupa Birliği yetkilileri, Diyanet İşleri Başkanlığı'nın "bizim için en doğru din Müslümanlık'tır" demesinden bile rahatsız olmaktadır. Yani, Diyanet İşleri Başkanlığı'nın, "dünyadaki her din 'hak dinidir', istediğinizi seçin, hepsi cennete gidecek" demesi mi beklenmektedir? 17 Aralık'tan önce, reform yaptığımıza inanılarak öyle kanunlar kabul edilmiştir ki, daha bunların uygulaması başlamadan feryatlar ayyuka çıkmıştır. Bunun en tipik misali, Yeni Türk Ceza Kanunu'dur.
Sadece bir misal:
Basın özgürlüğü
Bu kanunu savunan Adalet Bakanı, basın mensupları için, "daha önceden neredeydiniz?" diye sormaktadır. Başbakanımız ise, "dün bu konuda suskun duran medya, bugün istemezük diye kazan kaldırıyor" demektedir. Bu kanun daha tartışılırken, basının gerekli uyarıları yaptığını söylemek gerekmektedir. Bu köşede yazmış olduğumuz, "Ceza Kanunu mu, eza kanunu mu" başlıklı yazımız, kanun henüz TBMM Genel Kurulu'nda tartışılmaya başlamadan önce yazılmıştır. Başta Yeni Türk Ceza kanunu olmak üzere, "uyum kanunları" adı altında kabul ettiğimiz kanunların çoğunun sadece ismi "reform"dur. Bunların içeriğindeki sakıncalar ise, zamanla ortaya çıkmaktadır. Türk Ceza Kanunu'nu bir misalle anlatmak gerekirse, acemi ressamın çizdiği "at resmine" benzemektedir. Acemi ressam, bir at resmi çizmek ister. Yaptığı resim ata benzemez; fakat, ressam bu resmin altına "bu bir at resmidir" diye yazar. Yazıyı okuyanlar, ancak bu suretle ressamın ne yapmak istediğini fark eder. Yeni Türk Ceza Kanunu'nun gerekçesinde bulunan reform kelimesi de, sadece bu manayı taşımaktadır.
Savunmalarınız
Kim ne derse desin, hükümetin 17 Aralık 2004 tarihinden sonra Avrupa Birliği yolunda hızlıca atması gereken adımlarında yavaşlama olduğu bir gerçektir. Bu yavaşlamanın asıl sebebi, 17 Aralık'ta büyük bir heyecanla altına girdiğimiz taahhütlerin faturasının yeni yeni fark edilmiş olmasıdır. Tıpkı, lüks lokantada eğlenen bir kimsenin, eğlence sonunda önüne sürülen faturayı görünce aklının başına gelmesi gibi. Bu yazımızdan, hiç kimse Avrupa Birliği'ne girmemizin ülkemizin çıkarlarına ters düştüğünü söylemek istediğimiz sonucunu çıkarmasın. Demek istediğimiz şudur: Lüks lokantadaki eğlenceye kendini kaptıran kişi bile, sonradan önüne gelecek faturayı düşünerek ölçülü olmalıdır.
|
|
![]() |
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Sağlık | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |