AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ
Bugünkü Yeni Şafak
Y A Z A R L A R
Verimsiz bir tartışma

"Siyasetin yine tadı tuzu kalmadı" diyebiliriz herhalde... Meclis'ten yeni bir ceza yasası geçiyor; ancak gelen tepkiler üzerine yasanın yürürlüğe giriş tarihi -eleştiriler göz önüne alınacak, yasa gözden geçirilecek umuduyla- erteleniyor; alınan "mola" süresi tepki çeken maddelere pek dokunulmadan hafif bir makyaj ile geçiriliyor; ama sıra yasanın "kanun ve nizamlara aykırı olarak" açılan okul, dershane, kurs ve eğitime ilişkin maddesine gelince taraflar "kılıçları çekiyor".

Bu zaman zarfında ülkenin Adalet Bakanı'nın "Ben de insanım, benim de düşünce özgürlüğüm var!" diyerek yaman bir çıkış yapmasına da şahit oluyoruz. (Anlatamadık herhalde,tekrarlayalım: Kimsenin "vatandaş Çiçek"in fikir özgürlüğüne laf ettiği yok. Problem "vatandaş Çiçek"in -herşeyden önce- henüz gerçekleşmemiş bir olayı peşinen mahkûm eden malum konuşmasını ülkenin Adalet Bakanı olarak yapabilmesinde yatıyor... Ve ne yazık ki -bence- Adalet Bakanı ehliyetini yitirmiş olan "vatandaş Çiçek", Başbakan'ın hoşgörüsü çerçevesinde koltuğunu hâlâ "işgal" edebiliyor. Bir demokraside bu durumda da değilse ne zaman bakan yenilenir? Neyse uzatmayalım..)

Başbakan'ın "Konferans" skandalının hemen ardından yapılan Birlik Vakfı'nın toplantısında bayağı "moral" topladığı gözleniyor... İlginç bir rastlantı doğrusu. Ülkenin gündemine oturan yeni ceza yasası tartışmaları da böylece, Başbakan'ın "Halkın büyük bir çoğunluğu Müslüman. Tabii ki dininin gereğini öğrenecek. Tabii ki kitabını öğrenecek" sözleriyle noktalanmış bulunuyor.

Başbakan'ın yeni ceza yasasının 263. maddesinde yapılan son dakika değişikliklerini açıklayan ve savunan konuşması dikkatle okudum. Okuduklarımdan çıkardığım "anafikir" şudur: Salondaki dinleyicilerin kompozisyonunu özellikle hatırlayan ama ülkenin "din eğitimi" sorununa ilişkin kayda değer, ciddi hiçbir öneri ve tespit içermeyen bir konuşmadır bu.

Başbakan, "Meclis'ten çıkan yasayı kalkıp da bir yere yönlendirmek, 'Bu Kuran kursları ile alakalı' demek yanlışın ta kendisidir" diyor. Ama yapmayın, bunun neresi "yanlışın ta kendisi"dir? Söz konusu yasada son dakikada yapılan değişikliğin doğrudan Kuran kurslarını ilgilendirdiğinden bu ülkede bir tek Başbakan mı habersiz acaba?

Başbakan, CHP Genel Başkanı Baykal'a hitaben de şöyle konuşuyor: "Bir tarafta Mescid-i Aksa'da el bağlayacaksın namaza duracaksın, öbür tarafta geleceksin Kuran'ın öğretilmesine karşı çıkacaksın. Bunun anlaşılır bir yanı yok."

Başbakan, bu fasıla ilişkin olarak şunları da ekliyor: "Karşı çıkabilirsiniz. Karşıysanız çıkın çok açık ve net söyleyin, gizlemeyin. 'Biz öğretilmesine karşıyız' deyin. İnanın bu daha saygındır. Ama millet bunu da görür."

Görüyorsunuz, aslında Başbakan, "Voltaire'cilik"i çok "kurnaz" bir biçimde kullanarak CHP'yi "millet" ile karşı karşıya getirecek bir tuzağı da iyi kuruyor! Başbakan'ın bu son sözlerini şöyle tercüme edersek yanlış olmaz herhalde: "Size katılmıyorum ama sizin CHP olarak bu ülkede Kuran'ın öğretilmesine karşı olduğunuzu açıklama hakkınız bulunduğunu sonuna kadar savunuyorum. Ama 'millet' bu özgürlük meselesinden nasıl bir sonuç çıkarır orasını da siz düşünün!"

Başbakan'ın bu konuşması -size de- ülkenin ellili yıllarında çokça işittiğimiz Demokrat Parti'nin miting konuşmalarını hatırlatmadı mı? Sizi bilmem ama ben "Hem de nasıl!" diyorum. Ama bu tespitim yanlış anlaşılmasın; Demokrat Parti'nin o yıllarda benzer nutuklar çekmesinin anlaşılır, makul bir nedeni vardı. Tek Parti yönetimi altında dini hepten marjinal kılma çabaları, ortaya haklı olarak halkın önünde din özgürlüğü çerçevesinde "Kuran öğretilmesi" hak ve özgürlüğünün talep edilmesini de haklı kılıyordu. Ama insaf edin, 2005 yılında Türkiye ellili yılların bu heyecanı içinde midir?

Peki bu "Kuran öğretilmesi" tartışmasında diğer taraf, yani CHP'nin tavrı-tutumu nasıl? CHP Genel Başkanı'nın Başbakan'ın konuşmasına cevaben sarfettiği şu sözler (elinizi vicdanınıza koyun!) tabii ki fevkalade yerinde sözlerdir: "Her Müslüman'ın kutsal kitabını öğrenme hakkı vardır. Bunu 'Kuran öğretilsin mi, öğretilmesin mi' tartışmasına çekmek fevkalade yanlıştır. "

Ama aynı Baykal'ın şu sözleri ise (eliniz yine vicdanınızda!) yersiz mi yersiz bir "klişe"nin tekrarından başka bir şey değildir: "Ama Kuran'ı bahane ederek, dini bahane ederek başka şeyin eğitimi yapılıyorsa, o kanunsuz bir durum ortaya çıkarır ve buna karşı da tedbir almak devletin görevidir."

Baykal'ın bu sözleri yersizdir, çünkü bu sözler burada kalmamakta ve hızla "Hizbullah" ve "Milli Görüş" ile ilişkilendirilmektedir. Yani aslına bakacak olursanız, Kuran kursları etrafında gelişen bu polemikte bu kurslara devam edecek olan ve dolayısıyla bu kursların "varlık nedeni" olan "çocuklar", CHP'nin de özel olarak umurunda değildir.

Oysa biliyorsunuz; hangi eğitim ya da öğretimden söz ederseniz edin, bu yönde bir tartışma "çocuklar"ı kuşatacak olan koşullardan başlamalıdır.

Bir düşüneyim bakayım; belki yarınki yazıda da bu konunun etrafında döner dururuz...


30 Mayıs 2005
Pazartesi
 
KÜRŞAT BUMİN


Künye
Temsilcilikler
Abone Formu
Mesaj Formu
Online İlan

ALPORT Trabzon Liman İşletmeciliği
Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Sağlık | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED