|
|
|
Bugünkü Yeni Şafak |
|
|
|
|
|
|
yorumu devasa Toplumda ortaya çıkan farklı tepkiler artık "sağ-sol" eksenine göre konumlanmadığı gibi ülkenin medyası da olup bitene bu eksenden hareketle yaklaşmıyor. Ortaya yeni "cepheleşmeler" çıktı. Dolayısıyla bir işçi direnişi söz konusu olduğunda da, önünüzdeki gazeteleri bu olaya verdikleri önemden hareketle "eski takvime" göre sınıflandırabilmek mümkün değil. Seydişehir'deki "özelleştirmeye karşı işçi direnişi"nde olduğu gibi...
"Eski günler"de olsa iş kolaydı; "grev", "direniş", "yürüyüş" gibi işçi sınıfının kalkıştığı sosyal olaylar karşısında ülkenin "sağ" eğilimli medyası (daha doğrusu o zamanki adı ile "basını") ile "sol" eğilimli medyası daha baştan ortaya farklı tepkiler koyardı. Nasıl mı? Mesela medyanın "sağ" eğilimlisinin mikrofonu gecikmeden hükümete ve işverenler sendikası yetkililerine, 'sol" eğilimlisinin ise muhalefet partilerine ve işçi sendikalarına uzattığına şahit olunurdu... Ama biliyorsunuz, bu "refleksler" artık yerini epeydir başka türden reflekslere terketmiş bulunuyor. Toplumda ortaya çıkan farklı tepkiler artık "sağ-sol" eksenine göre konumlanmadığı gibi ülkenin medyası da olup bitene bu eksenden hareketle yaklaşmıyor. Ortaya yeni "cepheleşmeler" çıktı. Dolayısıyla bir işçi direnişi söz konusu olduğunda da, önünüzdeki gazeteleri bu olaya verdikleri önemden hareketle "eski takvime" göre sınıflandırabilmek mümkün değil. Hangi medya kuruluşunun hangi olaya önem atfettiğini belirleyen ölçütler artık neredeyse tamamen değişmiş durumda. İsterseniz bir örnekle devam edelim ki, kaleme almaya çalıştığımız yorumumuz havada kalmasın... ORTADOĞU BİLE... Mesela: Benimsediği ve savunduğu fikriyat hemen herkes tarafından bilinen Ortadoğu gibi bir gazetenin Seydişehir Alüminyum Tesisleri'nde geçen gün "özelleştirme"ye karşı yaşanan işçi direnişine "İşçiler fabrikasına sahip çıktı" başlığıyla geniş yer ayırması (24 Mayıs) "eski günler"de akla hayale gelir miydi? Tabii ki gelmezdi; ama bugün durum böyle... Seydişehir'de "özelleştirme"ye karşı çıkan bu direnişin kendisine sadece Ortadoğu gibi "milliyetçiliği" apaçık olan bir gazetede değil, bir müddettir milliyetçiliğin "modern" olanı ile flört etmeye çalışan Akşam'da geniş yer bulabilmesi de -bizce- yine bu çerçevede değerlendirilmelidir. Söz konusu olaylar bu gazetede de doğrusu çok "sıcak" bir başlıkla verilmişti: "Seydişehir'de özelleştirmeye İSYAN /81 yaralı". Hatta bir adım daha ilerleyerek Seydişehir olaylarının Cumhuriyet'in baş sayfasında manşete kurulmasını da -yine bu çerçevede- hatırlayabiliriz. Burada da akla hemen şu soru gelmiyor mu: Ne yani, ülkenin "merkez"i en güçlü kucaklayan gazetesi de mi kendisini "sol"da görüyor? 24 Mayıs tarihli gazetelerin Seydişehir olaylarına yer verme konusunda sergiledikleri tavırlar söz konusu olduğunda Sabah gazetesini de unutmamak gerekiyor. Sabah bu olaya 11. sayfasında tek sütuna gerçekten mini minnacık bir yer ayırmış. (Hadi işin biraz şakasını (?) da yapalım: Bu bilinçli kayıtsızlığın arkasındaki neden gazetenin yeni patronunun "madenci" olmasından kaynaklanıyor olmasın!) SABAH'IN HABERİ, TALU'NUN YORUMU Fakat 24 Mayıs tarihli Sabah'ta Seydişehir olaylarının bu mini minnacık haberle hepten orantısız bir biçimde ele alındığına da şahit oluyoruz. Tahmin ettiğiniz gibi bu bir köşe yazısı. Umur Talu -sanki mini minnacık habere inat olsun diyerek- "Akıllı olun!" başlıklı yazısını özellikle Seydişehir'deki olaylara neden olan "akıl"ı merkeze koyarak kaleme almış. Güzel bir yazı. "Piyasa koşulları" adı verilen yeni "akıl"ın Seydişehir'de olup bitene nasıl kayıtsız davrandığını (davranmak zorunda olduğunu!) güzel açıklıyor. Yazının bir bölümü şöyle: "Seydişehir işçileri, protestoda, sakallıdır. Seydişehir işçilerinin çoğunun eşi, başörtülü, türbanlıdır. Konya Seydişehir'de AKP hatırı sayılır bir destek bulmuştur. Seydişehirli'nin kafası karışmış, AKP'li kimi bakanın, kimilerinin tatil köylerinde Rus bağlantılı Seydişehir pazarlamalarının göbeğine oturmasına, yani o kadar mali işlere dalmasına şaşırmış. O yüzden, Seydişehirli; inancının yanına tepkisini, öfkesini, hani hiç hoşlanılmayan deyişle sınıfını filan koyar; elinde Türk bayrağıyla biber gazını yer. 'Piyasa' bütün bunları çok ilkel bulur; bu devirde, safraların bir an önce işlerinden, ekmeklerinden, yörelerinden koparılmalarını 'üstün akıl' adına talep eder...." Görüyorsunuz; Talu, "'Piyasa' bütün bunları çok ilkel bulur" derken, sanki, "medya piyasası"nın "aktörler"inden birisi olan Sabah'ın "mini minnacık haberi"ni de işaret ediyor gibi değil mi?! Neyse... 24 Mayıs tarihli Sabah'ta karşımıza çıkan manzara (yani "mini minnacık haber" ve devasa bir yorum manzarası) tabii ki sadece bu gazeteye mahsus bir durum değil. Benzer manzaralarla başka gazetelerde de karşılaşıyoruz. Gazete haberi "görmemiş"se de gazetenin farklı düşünen köşe yazarı gazetesinin görmediği haberi didiklemekle meşguldür. Takdir edersiniz ki bu manzaraları bizde çok sık tekrarlanan "Tarafsız haber hür yorum" düsturu ile açıklayabilmek mümkün değildir. Bu düsturu bu memlekette "Taraflı haber ama hür yorum" olarak tercüme etmek daha yerinde değil midir? (K.B.)
|
|
![]() |
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Sağlık | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |