|
|
|
Bugünkü Yeni Şafak |
|
|
|
|
|
|
Yeni TCK’da o kadar itiraz edilen madde vardı, onların âkıbeti ne oldu sahi? En azından, gazeteciler bir inat bir murat cezaevine girecekler mi? Bu sorunun cevabını bildiğinizi sanmam; medya konunun bu yönüyle ilgili değil çünkü. Bütün dikkat, Meclis’te ufak bir ceza indirimine uğratılan ‘kanuna aykırı eğitim’ maddesi üzerinde yoğunlaşmış durumda. Böyle durumlarda, ben, hemen “Acaba?” ile başlayan sorular sorarım. Size de tavsiye edeceğim iki soru şu: “Acaba, yasanın en kritik tarafı, üzerinde fazla bir değişiklik yapılmadığı halde bunca öfke boşalmasına yol açan o madde miydi? Madde üzerinde değişiklik yapılmadan geçseydi, TCK yürürlüğe girdiğinde, nelerle karşılaşacaktık acaba?” “Öfke boşalması” deyimini yabana atmayın sakın. Hürriyet, dün, Kamuran Zeren imzalı haberle, yalan olduğu defalarca yazılmış, kimin uydurduğu (İlhami Soysal) iyi bilinen “Kur’an Kursu andı” konusunu bile hatırlattı. Zaman’dan Tamer Korkmaz “Yine mi ben?” demesin, hatırım için o yalan andın öyküsünü bir daha yazsın lütfen... Ben bile gâfil avlandığımı itiraf edeyim de rahatlayayım. TCK düzenlemesinde dikkatimin neredeyse bütününü, basına öngörülen hapis cezalarına vermiştim. Önce can, sonra cânan hesabı... Hangi maddede ne tür bir hak elimizden alınıyor, olmaması gereken hangi kısıtlamayla özgürlüklerin üzerine şal örtülüyor? Yazılarımda, televizyonlarda, ‘kanuna aykırı eğitim kurumu’ ile ilgili düzenlemenin yanlışlığına da değindim; ama işte öylesine... Oysa, bir tanıdığım, “Devletin bazı kurumları işgüzarlık yaparak bazı dershaneleri tespit etmişler; TCK yasalaşır yasalaşmaz tam tamına 3750 dershanenin kapısına kilit vuracaklar” bilgisini kulağıma fısıldamıştı. O zaman fazla ilgilenmediğim bu bilginin, kopan gürültüye bakarak, doğru olabileceğini düşünüyorum şimdi. Hesapları neyse, milletvekillerinin ufak bir çalımı, o hesabı kökünden berhava etmişe benziyor. Yoksa, yasa metninde hâlâ duran, sadece cezası hafifletilmiş anlamsız bir madde için bunca gürültü koparılmazdı. Dört ay kadar önce kopartılan ‘zina’ gürültüsünün de sırf bu maddeyi gölgelemek için çıkarıldığını düşünmemi de haksız bulmazsınız umarım... TCK’da basın ve medyaya dar gömlek giydiren maddelerin varlığı tam yürürlüğe girmek üzereyken farkedildi. Bazı meslektaşlar “Uyumuşuz” dediler sonradan... Oysa, bugünden geriye bakıldığında, bana hiç de uyumuş gibi gelmiyorlar. ‘Zina’ konulu o tartışma da, besbelli, TCK’nın esas bu maddesini görmemizi engellemek için ortaya atılmış bir perdeleme kampanyasıymış... Onlardan çok bizler, o kampanyada, herşeye rağmen keşfedip üzerine gitmemiz gereken bu ‘tuzak’ maddeyi gözden kaçırmışız... Acaba Başbakan Tayyip Erdoğan, grubuna, “İcabına bakın” tâlimatını verirken, bu maddenin nasıl bir tuzak olduğunun farkında mıydı? Herhalde farkındaydı ki, Adalet Bakanı Cemil Çiçek’i bile dinlemeyip, CHP ile mutabakatı bozma pahasına, o tâlimatı verdi. Bana sorarsanız, Ak Parti iktidarı, kendisini halkın bütününden koparacak korkunç bir yanlışlıktan o sâyede kurtulmuş oldu. Geçmişte bir çok ‘sağ’ iktidarın başına gelen ‘halktan kopma’ süreci, Ak Parti için, bir kez daha devre dışı kaldı. Bu müthiş bir rahatlama... CHP o maddenin böylesine bir ‘tuzak’ olduğunu biliyor muydu? Benim Deniz Baykal’a zaafım olduğunu biliyorsunuz; bu sebeple soruya “Evet” cevabını vermekte zorlanıyorum... CHP, bütün unsurlarıyla, o maddede yapılan küçücük değişikliği yeri göğü inletmek için kullanmasına rağmen... Deniz Bey’in, bir hafta önce Kudüs’te, Kubbet-üs Sahra’da öğle namazı kılması ile CHP’nin şimdi kopardığı “Kaçak Kur’an Kursu” yaygarası birbirine ne kadar ters, değil mi? Hele, TCK’nın şimdi gürültü koparan o maddesinin, değişiklik yapılana kadar, din ve Kur’an ile ilintisizmiş gibi takdim edildiğini düşünürseniz... ‘Kanuna aykırı eğitim kurumu’ başlıklı madde, artık biliyoruz, hükümet ile halkı ters düşürmek üzere TCK içine yerleştirilmiş bir bubi tuzağıymış... Ancak, ortaya çıkan bu tablonun en vahim tarafı medyanın tuzaktaki payı. Bazı gazeteler ve gazeteciler, o maddenin ‘tuzak’ olduğunu biliyormuş; buna bugün hiç kuşkum yok. Bütün hazırlıklarını o maddenin geçmesini bekleyerek yapmışlar. Meclis’in tavrı tuzağı işlevsiz bırakınca sergiledikleri kızgınlık bunu açığa vuruyor işte... Sorun ‘kaçak’ Kur’an Kursu da değil. Eğer öyle olsaydı, bunu en fazla Ak Parti sorun yapardı. Netice itibarıyla, Cumhuriyet düşmanı yetiştirmek üzere devletten kaçak yapılan bir kurs faaliyeti varsa, o faaliyet CHP ve CHP zihniyetli medyadan çok Ak Parti ve bizleri rahatsız ederdi. CHP’nin dert edinmesi gereken kendisine yakın yanlışlıklar olmalı; başını yakınlık yüzünden ağrıtacak yanlışlıklar... Ak Parti için de kendisiyle irtibatlanacak yanlışlık siyaseten daha büyük rahatsızlık potansiyelidir; Ak Parti’nin siyasî rakibi CHP buna neden itiraz etsin ki? Konu emin olun bu değil... İktidar partisi, vaktinde devreye giren öngörü sâyesinde, büyük bir bâdire atlatmış oldu. Herhalde, yaşanan TCK süreci, o süreçte yeri olan siyasîler açısından da bir güzel gözden geçirilir... Ahmet Taşgetiren’in ‘Cemil Çiçek Olayı’ yazısındaki soruların yüksek sesle sorulmasını nâçizâne ben de tavsiye ederim...
|
|
![]() |
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Sağlık | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |