AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ
Bugünkü Yeni Şafak
Y A Z A R L A R

ALPORT Trabzon Liman İşletmeciliği
'Bankacılık Kanunu' niçin bu kadar önemli?

Biliyorsunuz, Meclis Genel Kurulu şu sıralar çok hareketli. Bu hareketliğe sebep olan gelişmelerden birisi de geçen hafta sonunda "içtüzük"ün değiştirilmesiydi. AKP grubu Anayasa Mahkemesi'nin bu konuya ilişkin iptal kararları ortadayken, içtüzüğü bir kez daha değiştirdi. İçtüzüğün değiştirilmesinin nedeni belli: Hükümet, Bankacılık ve Sosyal Güvenlik Kanunu başta olmak üzere istediği kanunları muhalefetin işi ağırlaştırmasına fırsat tanımadan hızla Meclis'ten geçirmek istiyor.

Ayrıca hatırlatmak gerekir: DSP-MHP-ANAP koalisyonu 2001'de içtüzük değişikliğini gerçekleştirince, düzenlemeyi Anayasa Mahkemesi'ne götüren Refah Partisi idi. Dolayısıyla bugün bazı gazetelerin TBMM Başkanı Bülent Arınç'ın zamanında içtüzük değişikliğine ilişkin sarfettiği "Bir felaket. Bu, bizim var olma, yok olma mücadelemiz kadar önemli. Suskun Meclis istemek yanlış. Bu teklif, adeta bir Takrir-i Sükun Kanunu gibidir. Böyle bir ayıptan TBMM'yi kurtarın" şeklindeki sözlerini hatırlatması yerinde bir davranış doğrusu...

Şimdi gelelim asıl konumuza: İçtüzük değişikliğine gidilmesine bile neden olan kanun tasarılarından birisi olan Bankacılık Kanunu niçin bu derece önemli? İlk bakışta cevabı kolay bir soru. Çünkü IMF bu kanunun çıkmasını istiyor... O halde şimdi de ikinci soru: IMF bu kanunun çıkmasını neden istiyor?

Hemen söyleyeyim ki kimse telaşlanmasın; Bankacılık Kanunu'nu önüme açıp bilmediğim bir konuda serbest atışlar yapacak değilim! Ben bu kanunla ilgili olarak sadece, gazetelerde yer alan haberlerden derlediğim soru işaretlerinden söz edeceğim.

Bankacılık Kanun Tasarısı geçen hafta TBMM komisyonunda tartışıldı ve aynen geçti. Tartışmalar bu sefer de çok hararetliydi. Tasarının tartışmalara neden olan maddesi ise "Bankalar Kanunu'nun yükümlülüklerini yerine getiremeyen bankaların TMSF'ye devrini" düzenleyen madde idi. CHP'li Akif Hamzaçebi, söz konusu madde ile getirilen düzenlemenin niçin gerekli olduğunun açık olmadığını, Bakanlar Kurulu'nun elinde bir kriz durumunda gerekirse zordaki bütün bankaları tasfiye etmek yerine fona devredebileceğine ilişkin bir yetki olduğu halde, tasfiyenin yanısıra fona devir seçeneğinin tek tek bankalar için de getirilmesini yabancılara yüksek borcu olan bankaların hiçbir şekilde tasfiye edilmeyip fona devrine zemin hazırlamak için düzenlendiğini söyledi. Hamzaçebi'ye göre böylece yabancıların tüm alacaklarının devlet tarafından ödenebilmesi mümkün olacaktı.

Görüyorsunuz, gazetelerin birinci sayfalarını meşgul etmese de çok ciddi bir iddia ile karşı karşıyayız. CHP milletvekili bu tasarının kanunlaşması halinde, "fona devir halinde, mevduatın yanısıra ticari alacakların da devlete kalacağını" belirtiyor. Komisyonda söz alan bir başka CHP milletvekili, Mustafa Özyürek ise tasarının taşıdığı sorunları geçmişe dönük olarak şöyle açıklıyor: "Geçmişte batan bankalar fona alınmayıp tasfiye edilseydi, devlet sadece mevduatı ödeyip ticari alacakları üstlenmemiş olacaktı."

Yani kısaca, CHP'liler tasarıda yer alan "fona devir yetkisi"nin kaldırılmasını istiyorlardı.

Buraya kadar CHP'lilerin tepkisini aktardığıma bakarak "gizli CHP'li" olabileceğim yolunda bir izlenim edinmeyin lütfen! Komisyonun AKP'li üyesi Melik Özmen de CHP'liler gibi düşünüyor ve konuşuyordu. Özmen, serbest piyasa ekonomisinde borcun riskini alacaklının yüklendiğini hatırlatıp, riski bütün millete ödetmenin bu ekonominin (serbest piyasa) ilkelerine aykırı olduğunu belirtiyordu. Özmen'e göre "Her şey piyasa ekonomisine uygun olsun diyorsak, fona devir olmamalı, hatta fon bile olmamalı"ydı.

CHP'nin değişiklik önerileri AKP'lilerin oyuyla reddedildi ve tasarı geldiği gibi çıktı komisyondan.

Peki bu tartışmada ben nerede duruyorum? CHP'lilere mi yoksa AKP'lilere mi yakın bir yerde? Açıkça söylemem gerekirse bir karar veremiyorum doğrusu. IMF'nin "yabancılara yüksek borcu olan bankaları" kollayacağı benim için "a priori" bir bilgi özelliği taşıyorsa da; CHP milletvekillerinin ve AKP'li Melik Özmen'in açıklamaları benim için epeyce ikna edici nitelikteyse de, hükümetin aklında iddia edilen hedefin bulunduğunu ilan etmek kolay değil benim için. Yani nerede durmam gerektiğine karar veremiyorum!

Oysa böyle mi olmalıydı? Gazeteleri dolduran onca ekonomi sayfası ve ekonomi yazarı varken, bir okur olarak benim ve benim gibilerin bu tartışmayı çok daha iyi kavrayabilmesi gerekmez miydi? Tamam ekonomi yazarlarının bir bölümü zaten banka yönetim kurullarında görevli ve dolayısıyla "tarafsız" yorum kaleme almak onlar için kolay değil. Ama yine de sonuç böyle mi olmalı, bu derece ortada, bu derece kararsız mı kalmalıydık?

Benim bu hikayeden çıkardığım sonuç şu: Ekonomi sayfalarında dikkatimizi çekmeyen, bizi ilgilendirmediğini sandığımız ama aslında hepimiz için çok önemli birtakım olaylar cereyan ediyor!


4 Temmuz 2005
Pazartesi
 
KÜRŞAT BUMİN


Künye
Temsilcilikler
Abone Formu
Mesaj Formu
Online İlan

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Sağlık | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED