|
|
|
Bugünkü Yeni Şafak |
|
|
|
![]() |
|
Başbakan Erdoğan 22 Haziran Çarşamba günü AKP Siyaset Akademisi'nde yaptığı konuşmada seçim barajı meselesine de değindi. "Boşuna heveslenmeyin, dedi. Seçim barajının düşürülmesini isteyenlere... "Bizim öyle bir derdimiz yok." Erdoğan bazı konularda hayal kırıklığı yaratıyor. Bu hayal kırıklıklarının başında, kıyasıya eleştirdiği eski siyasetçilerin eleştirdiği yaklaşımlarını benimsemesi geliyor. Onlar da seçim öncesinde bazı sözler verip, bazı ilkelerden bahsedip iktidar olduktan sonra bu sözlerinden vazgeçerlerdi. Erdoğan da şimdi seçim barajı meselesinde aynı yaklaşımı gösteriyor. "Halk yüzde 34,4 oy vererek bizi Parlamento'ya taşıdı" diyor. Tabiî yüzde 34,4 oyla bu kadar milletvekilin kazanılmasının bu seçim sistemine bağlı olduğunu kendisi de biliyor. Eski, hırslı ve ilkesiz politikacıları kastederek, "Kendi hazırladıkları seçim sistemi bizim işimize yaradı. Bu seçim sistemi 1987'de Özal döneminde hazırlandı. Yüzde 10 barajı o zaman getirildi. Şimdi "Yüzde 10 barajı düşürülsün" falan diyorlar. (...) İstikrar için buna ihtiyacımız var" diyor. İstikrar adına, demokratik katılım eksikliğinin yol açaçağı ve milli iradenin Meclis'e tam olarak yansımamasının doğurduğu sorunlarla mücadele etmek şartmış gibi konuşuyor. Ayrıca, Meclis'te bir muhalefet partisinin hatta partilerinin bulunmayışının çok büyük bir eksiklik olduğunu en iyi takdir edecek durumda olan da AKP liderinin kendisidir. Meclis'te muhalefet partisi olarak değil de rejimin, bürokrasinin temsilcisi gibi bulunan bir partinin yol açtığı rahatsızlıklar ortada. Bu parti, tam olmasa da demokratik sayılan bu sistemi tahrip edecek her türlü söylem ve eylem içinde bulunuyor. Ve ne hazindir ki, yaptığı muhalefetle değil de bu tahripkar faaliyetlerle AKP'yi daha fazla sıkıştırıyor. CHP, kendi haline bakmadan AKP'yi erken seçime zorlamaya çalışıyor. Bu amaçla 'zinde güçler' dedikleri, bazıları 'sivil toplum örgütü' kisveli ama 'resmi, devletçi' ve tabanı olmayan örgütü sokağa çıkarmaya hazırlanıyor. Başbakan'a bakılırsa seçim barajını düşürmek gibi bir 'siyasi kriter' Kopenhag kriterleri arasında yer almıyor. Acaba Avrupa'nın bütün kriterleri Kopenhag Kriterleri arasında sayılıyor mu? Ne gezer? Avrupa'nın temel kriterlerinden ancak en temel olanları bu metnin içinde bulunuyor. Bunların dışında da ortaya çıkmış, yerleşmiş, gelenek olmuş, uygulamalara geçmiş bir çok anlayış ve demokratik ilke var. Onları nasıl yok sayabilirsiniz? Geçmişe baktığımızda, 2002'de AGİT'in, 2004'te de AB Konseyi'nin, yüzde 10'luk seçim barajı konusunda Türkiye'yi uyardıklarını hatırlıyoruz. Avrupa Komisyonu'nun Türkiye'ye verdiği 12 maddelik ev ödevi listesinde, yüzde 10 barajının düşürülmesi konusunda Türkiye'nin bir kere daha dikkatinin çekildiği biliyoruz. Demek ki Avrupa Birliği bu meseleyi o kadar da keyfe bağlı bir iş olarak görmüyor. Daha çok demokrasi meselesi olarak gördüğü muhakkak. Avrupa Birliği'nin ve diğer Avrupa organlarının istikrar meselesine yaklaşımı kuşkusuz Başbakan Erdoğan'ınkiyle pek uyuşmuyor. Yüzde 10 baraj olan yerde katılım ve uzlaşmanın olamıyacağını bugün artık her eğilimden insan biliyor. Böyle bir ortamda, örgütte, ülkede demokrasinin bulunduğunu iddia etmenin de zor olduğu ortada. Öyleyse Erdoğan barajın kalkmaması gerektiğini niçin söylüyor? İstikrar adına mı? AKP, barajın düşürüleceği bir seçim sistemi getirse bundan da az mı oy alacak? Temsilde adalet ve yönetimde istikrar ilkelerini bağdaştıracak biçimde düzenlenecek bir seçim sistemi ile istikrar uğruna‚ 'temsilde adalet' ilkesinden vazgeçmek zorunda kalınmayabilir. Böylke bir karar rejimi de tıkanıklıklardan kurtarır. Ülkede sağlıklı bir muhalefetin doğmasını kolaylaştırır. Böyle bir muhalefet de siyasi iktidar için büyük faydalar sağlar. Ülkede demoksinin gelişmesine katkıda bulunur. Türkiye'de, Meclis dışında kalan partilere verilen geçerli oyların oranı 1995'te yüzde 14, 1999'da yüzde 19 ve 2002 seçimlerinde yüzde 45 oranına ulaşıyor. Başbakan bu meselenin Avrupa kriterleri arasında olmadığını söyleyerek Türkiye'nin bu oranla AB'ye girebileceğini sanıyorsa herhalde yanılıyor olmalı. AB ülkelerinden genel kabul gören sınırlama yüzde 3 ila 5 oranları arasında değişiyor. Bu ülkelerde arada sırada hükümet bunalımları falan olsa da bir istikrarsızlığın olmadığını hepimiz biliyoruz. Öyleyse mesele istikrar değil. Ayrıca bir iktidar partisi, her zaman istikrararı sağlayacak bir çoğunluğu sağlamayı hedeflemek durumunda. "Acaba baraj nedeniyle ben istikrarı sağlayacak bir çoğunluk kazanamayabilir miyim?" demek de yanlış. Üstelik de parçalı bir iradeyi istikrarın önündeki engel olarak görmek daha da büyük bir yanlış değil mi? Önemli olan öyle bir durumda da istikrarı sağlayacak bir hükümet oluşturabilmek. Böylece, Meclis'te temsil edilemeyen gruplar ve partilerin legal siyaset yapmalarının da önü açılmış olur. Bu durumda barajı düşürerek demokrasinin daha sağlıklı işlemesine olanak tanımak tam da AKP'nin işi olmalı.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Sağlık | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |