|
|
|
Bugünkü Yeni Şafak |
|
|
|
![]() |
|
Cumartesi günkü yazıda, değerli okurumuz Arif Bilgin'in deniz gıdaları somut örneğinde fıkıh mezheplerinin helal-haram yaklaşımlarını ele almaya başlamıştık. Bugünkü yazıda bu önemli konuya devam ediyoruz. Önceki yazımızda, gıdalar konusundaki ilkelerden helal-haram kılma yetkisi, aslî serbestlik (ibâha-i asliyye) ve temiz/pis karşıtlığı ilkelerini ele almıştık. Gıdalarla ilgili diğer ilkeleri, bu yazımızda da ele almayı sürdüreceğiz. Vahşî ve Yırtıcıların Haramlığı
Hz. Peygamber (s.a.), ehlî eşek etini (Buharî, megâzî, 38, zebâih, 27, 28; Müslim, nikâh, 30), köpek/azı dişli yırtıcıları ve yırtıcı pençesi olan kuşları yemeyi yasaklamıştır. (Müslim, sayd, 15, 16; Ebu Davud, et'ıme, 32; Tirmizî, sayd, 9-11) Bu son hadiste yer alan "sibâ" (yırtıcı) kelimesi, müçtehitler tarafından üç şekilde yorumlanmıştır: * Hanefilere göre "sibâ", "et yiyenler" demektir. Dolayısıyla, bu tür hayvanların yenmesi haramdır. Bu görüş, genişletici bir yorumla haram sayısını arttırıyor. * İmam Şafiî'ye göre "sibâ", "insanlara saldıran ve parçalayan (canavar)" hayvanlardır. Bu yüzden ona göre, tilki ve çakal haram değildir. Bu, birinciden daha geniş, üçüncüden daha dar bir yorumdur. * İmam Malik ise, "sibâ" kelimesinin farklı anlamlarını göz önünde tutarak, haram yerine mekruh olduğu görüşünü savunmuştur. Bu görüş, yasaklamaktan çok, hoş olmadığını belirterek haram sınırını daha daraltıyor, helal hayvanların sayısı artıyor. Ayrıca, âyette sadece domuz eti doğrudan haram kılınmıştır, âyetteki genel izin hadisle sınırlanamaz. Şüphelilerden Sakınma
Helalliği-haramlığı şüpheli şeyler konusunda Hz. Peygamber (s.a.) sınır çizgileri hassasiyetini hatırlatarak "hükümdarın korusu" eğretilemesiyle veciz biçimde belirtmektedir: "Helal apaçık bellidir. Haram da, apaçık bellidir. Bu ikisi arasında, halktan birçoğunun, helal mi, haram mı olduğunu bilmediği şüpheli şeyler vardır. Dinini ve namusunu korumak için, bunları yapmayan esenliktedir. Bunlardan bazısını yapan ise, haram işlemeye çok yaklaşmış olur. Nitekim korunun çevresinde hayvanlarını otlatan kimse de koruya dalma tehlikesiyle burun buruna gelmiş olur. Dikkat ederseniz, her hükümdarın bir korusu vardır. Allah'ın korusu ise, haram kıldığı şeylerdir." (Buharî, iman, 39, büyu, 2; Müslim, müsakat, 107; Tirmizî, büyu, 1; İbn Mâce, fiten, 14) Buna göre, sınırları belirlenmiş alanlar konusundaki hassasiyet kadar, sınırı geçme tehlikesiyle karşı karşıya bırakan şüpheli şeylerden de kaçınmak, onların uzağında olmak gerekir. Hz. Peygamber (s.a.), Abdullah bin Abbas (r.a.) ve Halid bin Velid'le (r.a.) Hz. Meymûne'nin evinde yemeğe oturmuşlardı. Necid bölgesinden bir akrabasının getirdiği kızarmış iri bir keler (:kertenkelegillerden bir hayvan) sofraya konmuştu. Hz. Peygamber (s.a.) bu kelerden yemeyince, İbn Abbas "Bunu yemek haram mıdır, ey Allah'ın elçisi?" diye sordu. Hz. Peygamber, şu cevabı verdi: "Hayır, fakat bizim taraflarda olmayan bir yemektir. Hoşuma gitmediği için yemiyorum." Halid ise, bu olayla ilgili olarak, "Sonra ben o yemeği önüme çektim ve yedim. Rasulullah da yediğimi görüyordu" demiştir. (Buharî, zebâih, 33) Hz. Peygamber'in bu örnekte olduğu gibi, yerel gelenek ve damak zevki gibi kültürel etkenler dolayısıyla çeşitli gıdalarla ilgili şahsî tercihlerine dayalı uygulamaları elbette dinî bir bağlayıcılık niteliği kazanmaz. Bununla birlikte, gıdalar konusunda, kişisel titizliklerin de önemli olduğunu, ama buna rağmen yemek isteyenlere müdahale edilemeyeceğini de ortaya koyar.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |