|
|
|
Bugünkü Yeni Şafak |
|
|
|
![]() |
|
CHP lideri Deniz Baykal, milleti sokağa, sokak siyasetine çağırıyor. Siyasette güç ve meşruiyet halktan, halkın iradesinden gelir. Ama halk ile sokak, siyaset literatüründe aynı anlamda değildir. Halkın demokratik bir tepki olarak sokaklarda yürümek, sokaklarda tepki göstermek gibi bir hakkı elbette vardır. Siyasal destek veya protesto sokak eylemleriyle yapılabilir ve yasalar çerçevesinde kalmak kaydıyla bu gösteriler demokrasinin çerçevesi içinde değerlendirilebilir. Ama buradaki sokak çağrışımı demokratik sistemin içinde bir cüz olan eylemliliği değil, demokratik iktidarın, kaba kuvvet ve baskıyla alaşağı edilmesini çağrıştıran bir başkaldırıyı akla getirmektedir. Bu yönüyle de iktidara değil, demokrasiye karşı bir eylemlilik, demokrasiye karşıt bir çıkış olarak da yorumlanabilir. Demokratik sistemlerde ihtilal çağrısı ima eden bu tür yaklaşımlar bir yöntem olarak kabul göremezler. Demokratik eylem ile demokrasiyi alaşağı edecek eylem arasında ince bir çizgi vardır. Baykal'ın ifadeleri bu çizgiyi zorlayıcı ifadelerdir. Eğer her siyasal görüş ve muhalefet bileğini bükemediği iktidara karşı böyle bir çağrı yapar ve bu yöntem alışkanlık haline gelirse, bundan öncelikle demokratik sistem zarar görür. Bu çağrı diğer yönden, başörtüsünden dolayı okuyamayan ve çalışamayanları, katsayı adaletsizliğiyle boğuşan meslek liselileri, YÖK'ün keyfi ve ideolojik düzenlemeleriyle yıllardır mağdur olan üniversite camiasını sokağa dökülmeye teşvik eden bir yöntemi ortaya koyar. Böyle bir yöntem, siyasal sistemimize sokulmamalıdır. Birileri kalkar rejimin kazanımları yok ediliyor diye halkı sokağa davet ederse, diğerleri de kalkar milletin değer ve hassasiyetleri yok sayılıyor diye benzer bir çağrı yapma hakkını kendinde bulur. Bu kör restleşme sistemin de, demokrasinin de, hukukun da zedelenmesi anlamına gelir ki, herkes bundan şiddetle sakınmalıdır. Baykal'ın kadın ve erkek herkesi göreve çağıran bu yaklaşımı, Ecevit'in "haddini bildirme" çağrısını andırıyor. Sol partilerde görülen bu tavır, sadece rejimle ilgili bir paranoyaya dayanmıyor, aynı zamanda siyasi anlayışlarında yatan bir çarpıklığa ve demokrasi anlayışlarındaki zafiyete dayanıyor. Bugün kendisini "ulusalcı" diye niteleyen bir kısım çevrelerin bazı yaklaşımları demokrasi özürlüdür. Millet iradesini, milletin değer ve kültürünü, toplumun sorun ve önceliklerini değil, kendilerinin söz sahibi oldukları bir yönetim anlayışını kutsamaktadırlar. Türkiye'de demokratikleşmenin milleti önemsemek, milletin değer dünyasını kabullenmek anlamına geleceğini düşündükleri için demokrasiden çok korkmaktadırlar. Demokratik açılımları içlerine sindirememektedirler. Bu ülkenin temel sorunu birilerinin rejimi değiştirmeye çalışmaları değil, birilerinin demokrasiyi hazmedemeyerek demokratik sistemi sulandırmaya çalışmalarıdır. Türkiye'de pratik karşılığı olan yakın tehlike, demokrasi hazımsızlığıdır. Bugün bir tehlike varsa, demokratik kurum ve kuralları keyfi ve ideolojik saplantılarla rayından çıkarmaya çalışanlardır. Siyasal partilerin siyaset ve demokrasi dışı yöntemlere sarılmaları siyasetin de, demokrasinin de altını oyar. CHP, siyasal sistemimizin selameti açısından çok önemli bir partidir, itinayla korunması ve yaşatılması gerekir, çünkü muhalefetin devredışı kaldığı bir ortamda başka kurum ve mekanizmalar sistem içinde taraf olarak hareket etmeye başlar. Ancak CHP'nin de kendi varlık zeminini ortadan kaldıracak bu tür çıkışlarda bulunmaması gerekir. Her konunun ve sorunun rejim meselesi haline getirilerek siyaset zemininden taşırılması siyaseti boğar. CHP artık bu yanlıştan dönmelidir. Türkiye siyasetinin ve demokrasisinin istikbali sağduyulu yaklaşımlara muhtaçtır.
|
|
|
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Sağlık | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |