|
T Ü R K İ Y E ' N İ N B İ R İ K İ M İ |
||
| Y A Z A R L A R | 28 ARALIK 2005 ÇARŞAMBA | ||
|
|
Türkiye, yıllardır kendi inisiyatifiyle bir türlü gerçekleştiremediği demokratik reformları, 'Avrupa Birliği iradesi'yle gerçekleştirdi ve demokratikleşmede geç de olsa Avrupa standartlarını yakaladı. Bir kere, her şeyden önce AK Parti iktidarının özgürlükler konusundaki "devrimci" tavrının altını çizmek gerekiyor. Ancak, siyasal iktidarın demokratikleşme yönündeki bu "güçlü iradesi"ne rağmen bir yerlerde bir yanlışlık yapılıyor. Sanki birileri, "demokratikleşme yasaları"nın satır aralarına "bubi tuzakları" yerleştiriyor. Ve sonunda iş dönüp dolaşıp, bu iktidarın özgürlükleri kısıtlamayı hedefleyen bir "niyet" içinde olduğu eleştirisine geliyor. Hiç böyle bir şey olur mu? Çünkü bu iktidarın, temel özelliği "özgürlükçü" olmasıdır. TCK'nın "Türklüğe hakaret" suçunu da düzenleyen 301. maddesi, yazar Orhan Pamuk ve gazeteci Hırant Dink'e karşı açılan davalarla yeniden gündeme gelince anlıyoruz ki, birileri gereçekten yasaların içine "ifade özgürlüğü"nü kısıtlayıcı tuzaklar yerleştirmiş. Oysa bu yasalar, esas itibariyle özgürlüklerin önünü açmak için çıkarıldı. Nitekim, yeni TCK'nın hazırlanmasında pay sahibi isimlerden birisi olan AK Parti Yozgat Milletvekili Bekir Bozdağ, bu maddelerin konulma amacının "özgürlüğü kormak" olduğunu ve 301. maddenin 4. fıkrasında "eleştiri ile aşağılamanın birbirinden ayrılması"nın öneminin vurgulandığını söylüyor. Yasayı çıkaranların esas amaçları bu ama, yazarlar, gazeteciler yargılanmaya devam ediyor. Hani yasa "özgürlükleri korumak" için çıkarılmıştı. Demek ki yasada boşluklar, yoruma açık maddeler var. İşte bu yüzden, 301. madde yeniden değiştirilmeli ve düşünceyi mahkum edecek bir yoruma mahal bırakmayacak şekilde netleştirilmelidir. Türkiye henüz, hukuksal anlamda "demokratik zihniyet" devrimini gerçekleştirebilmiş değil. Yani sorun sadece yasa çıkarmakla çözümlenemiyor. Aynı zamanda bir "zihniyet devrimi"nin de gerçekleşmesi gerekiyor. Çünkü Türkiye'deki yerleşik anlayış, neredeyse "suç"tan değil, suçlanan kişinin kimliğinden hareketle yargılanmanın yapılmasını gerekli kılıyor. Mesela, toplumun belli kesimlerinde Orhan Pamuk ve Hırant Dink'in kimliğiinden hareketle oluşan "olumsuz kanaat", sanki onların mutlaka yargılanıp cezalandılması gerektiği şeklindeki bir anlayışı önplana çıkarıyor. İşte böyle bir ortamda, açılan davanın anlam ve içeriği de kayboluyor. Sonuçta, bireyin özgürlüğü değil, "devletin korunması", milli değerler esas haline geliyor. Esas olarak özgürlüğün korunması gerekirken, kişiler ve "kimlikler" üzerinden düşünce ve düşünce özgürlüğü tahrip ediliyor. Böyle bir anlayıştan hareket edildiği sürece, "demokratikleşme" adına çıkardığımız hiçbir yasanın özgürlüklere hizmet etmesi mümkün değildir. Evet, demokratikleşme için yasalar çıkaralım ama önce "zihniyet değişimi"ni gerçekleştirelim. Mesela, Yargıtay 9'uncu Ceza Dairesi, 1 Haziran 2005'ten önce, eski TCK'nın 159'uncu maddesine aykırılıktan açılacak davaların Adalet Bakanlığı'nın iznine tabi olduğuna hükmetti. Pamuk hakkında TCK'nın 159. maddesine muhalefetten açılan davada da suç tarihi 1 Haziran 2005'ten önce olduğu için Şişli 2. Asliye Ceza Mahkemesi, Pamuk'un yargılanması için Adalet Bakanlığı'ndan izin istemişti. Yargıtay 9'uncu Ceza Dairesi'nin verdiği karar, Adalet Bakanlığı'nın Pamuk ile ilgili vereceği karara örnek teşkil edebilecek. Muhtemelen bu karardan sonra Adalet Bakanı Çiçek, Orhan Pamuk'un yargılanmasına izin vermeyecektir. Ama bu 301. maddedeki düşüncenin aleyhine yorumlanabilecek "muğlaklığı" değiştirmiyor. Çünkü işin çivisi çıkmıştır. Nitekim, AB yetkilisi Lagendijk hakkında orduya hakaretten soruşturma başlatılmıştır. İşte tam da bu yüzden, bu yasa değiştirilmelidir.
|
![]()
| ||||||||||||||||
|
Ana Sayfa |
Gündem |
Politika |
Ekonomi |
Dünya |
Aktüel |
Spor |
Yazarlar Televizyon | Sağlık | Bilişim | Diziler | Künye | Arşiv | Bize Yazın |
| Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak Tasarım ve içerik yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi |