|
T Ü R K İ Y E ' N İ N B İ R İ K İ M İ |
||
| Y A Z A R L A R | 28 ARALIK 2005 ÇARŞAMBA | ||
|
|
Türk aydınları, geçen yüzyılın başında Türkiye'nin Avrupa ülkeleri karşısında ekonomik üstünlüğünü yitirdiğini görünce, kurtuluşu Doğu değerlerinden daha çok Batı değerlerinde aramaya başladılar. Zayıf düşmenin doğurduğu korku ve telaşla, Türkiye borçları dışında Osmanlı devletinden kalan bütün mirası yok saydı. Mirası reddetme sürecinde, Batı'nın yüzyılların içinde oluşturduğu kültürel ve siyasal gelenekleri, olduğu gibi Türkiye'ye aktarıldı. Günlük yaşama ve kıyafet tarzıyla, tüketim değerlerinin Batılılara benzetilmesi, ürün, hizmet ve bilgi üretim değerlerinin de onlara benzemesini sağlamadı. Başta devletin yönetici kesimleri olmak üzere, toplumun önemli bir bölümü, tüketimde Avrupalıları birçok alanda geçecek kadar başarılı oldu. Ancak, bütün toplum, üretimde onlara yetişmede büyük bir başarısızlığa uğradı. Yirmibirinci yüzyılın başından geriye doğru bakıldığında, Türk toplumunun tüketmede Batıları geçtiği, üretmede ise, onların çok gerisinde kaldığı görülür. Bir toplumda insanların yerel kıyafetlerini bırakarak, onların yerine Batılı kıyafetleri benimsemeleri, onları örnek aldıkları ülkenin ekonomik gücüne ulaştırmıyor. Kurtuluşu Batı'da aramayan aydınlar, bu yolun çıkmaz olduğunu biliyorlardı. Ancak onların çalışmaları yabancılaşma sürecini tersine çevirmeye yetmedi. Türkiye'de "Safahat" ile bütün Anadolu'nun sesi olmuş Mehmet Akif, geçen hafta Malatya'da Beşar Eğitim Kurumları Genel Müdürü Mahmut Çeliktürk ile Burç FM Genel Yayın Yönetmeni Bünyamin Şen'in öncülüğünde düzenlenen panelde anıldı. Anadolu'da yazıları ilgiyle izlenen gazeteci Hüseyin Öztürk'ün yönettiği "Akif'i Anma ve Anlama" toplantısına konuşmacı olarak, her ikisi de bir Akif uzmanı olan Vehbi Vakkasoğlu, Mehmet Doğan ve ben katıldım. Akif kurtuluşu "Tek dişi kalmış canavar" olarak nitelediği Batı'da aramayan düşünür ve şairlerin başında gelir. Sezai Karakoç'un "Mehmet Akif" isimli incelemesinde vurguladığı gibi: "Türk Edebiyatında Akif kadar, hayatı şiire ve şiiri hayata sokmuş şair yoktur. O "Kanayan bir yara" gördü mü, "Onu dindirmek için" çiğnenmeyi göze almaktan kaçınmaz. Hayatı boyunca "zalimin" düşmanı ve "mazlumun" dostu olmuştur. Zulmü hiçbir zaman alkışlamamış, zalimi de asla sevmemiştir. Türkiye'de Tanzimat'tan bu yana, iki ana görüş ekonomik, kültürel ve siyasal alanda çatışmaktadır. Bir görüş Anadolu'nun geleceğini Batı'da ararken, diğer görüş de Doğu'da arıyor. Birinin referans çerçevesi seküler kültürün kaynağı Yunan ve Roma iken, diğerininki peygamberlerin öncülüğünü yaptığı kutsal kültürdür. Birincisi normatif değerleri dışlarken, diğeri pozitif değerleri içselleştirir. Akif "Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem" diyerek, Anadolu insanının geleceğini, geçmişi bütünüyle inkar etmede değil, tam tersine geçmişten kendisine sağlam bir dayanak bulmada arar. Bunun için de, Türk toplumuna evrensel bir misyon ve vizyon önerir. O da, Anadolu insanının, yeni bir ruh ve donanımla, İslam'ı yüzyılın algılayabileceği bir eylem ve düşünceyle anlatmasıdır. Yalnızca bal demekle ağız tatlanmadığı gibi, uygulanmayan ilkeleri durmadan tekrarlamakla da, bir Avrupa gücü olunmaz. Kutsal değerler hem doğu hem de batı için gereklidir. İnananlar ümitleriyle birlikte üstünlüklerini de yitirmezler.
|
![]()
| ||||||||||||||
|
Ana Sayfa |
Gündem |
Politika |
Ekonomi |
Dünya |
Aktüel |
Spor |
Yazarlar Televizyon | Sağlık | Bilişim | Diziler | Künye | Arşiv | Bize Yazın |
| Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak Tasarım ve içerik yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi |