|
T Ü R K İ Y E ' N İ N B İ R İ K İ M İ |
||
| Y A Z A R L A R | 28 ARALIK 2005 ÇARŞAMBA | ||
|
|
Türkiye, istikrarı çok pahalı fiyatla satın almıştır. Uzun süren kriz yılları, işten çıkarmalar, yüksek faizli devlet borçlanmaları, IMF kredi şartları ve faizleri, faiz geri ödemelerinin Bütçenin en zorlu kalemi olması, Bütçe açıkları, sosyal güvenlik açıkları, faiz dışı fazla disiplinine mecburiyet vb. istikrarsızlık faturaları, bu bedelin yüksekliğini göstermiyor mu? Hala bu tür olumsuzlukların sürmesini isteyenler varsa, bunların toplum düşmanı olduklarından hiç kuşku duymamak gerek. Hiçbir toplumsal tınının, istikrarı gıdıklayacak tarzda sunulması gerekmiyor. Önerme ve davranış yanlışlıkları, bir başka yanlışlıkla ve ideolojik tez ya da antitezler haline sokulan fikir antrenmanı yöntemleriyle giderilemez. Bütün çevrelere politik ve ekonomik istikrarı koruma gayreti gösterme borcu, yüklenmiştir, kanımca. İstikrarın 3 yıl daha bozulmaması halinde Türkiye'nin kriz fobisini aşarak iktisadi tırmanışını sürdürebilir konuma geleceği hususunda fikir birliği oluşmuştur.
İş adamları, sendikalar, işçiler, yazarlar, siyasi partiler, akademisyenler aynı telden mi çalacaklar, istikrarı korumak için? Hayır. Farklı fikirlerin terennümü de istikrarı besleyen bir sürece dönüştürülebilir. Ve bunu ustalıkla başarmalıyız. Bu yapıyı oluşturmaktan aciz değiliz. Ancak geleceği biçimleyici fikirleri acemi sunumlara mahkum etmemeliyiz. Ve durağan tezlerin zararlı sonuçlar doğurmasını önlemeliyiz.
Türkiye, 1991-2001 yılları arasında 300 milyar dolar faiz rantı öderken, özlenen bir ülke manzarası çizebiliyor muydu? Türkiye Sanayi Sevk ve İdare Enstitüsü'nde (TÜSSİDE) düzenlenen MÜSİAD Genel İdare Kurulu toplantısında konuşan MÜSİAD Başkanı Ömer Bolat, istikrarı bozma amaçlı sanal gündemlerin sona ermesini isterken bu hususa dikkat çektikten sora, Göztepe'de cami yapımı, olmayan içki yasağı, imam-hatip liseleri ve başörtüsü tartışmalarının suni şekilde istikrarı bozmak için siyasi müdahaleye araç olarak gündeme getirildiğini ifade etmiş ve "Türkiye, 1991-2002 arası dönemde 300 milyar doları faiz rantına harcadı. Bu dönemde ülkenin % 40 fakirleşmesine neden olan siyasi istikrarsızlık sürecini yeniden başlatma çabalarını esefle karşılıyoruz. Bu durumdan sadece belirli çıkarları olan ve rantları kesilen çevreler medet umabilirler. Unutmayalım ki, 1991'deki toplam milli gelir 159 milyar dolar ve kişi başı gelir de 2621 dolar iken, 2001 yılındaki milli gelirimiz 143 milyar dolar ve kişi başı milli gelir 2140 dolar oldu. Yani 2001'deki rakam 1991'den daha daha geride idi. İrlanda, İspanya, Çin ve Güney Kore gibi ülkeler bu dönemde milli gelirlerini 2.5 kat artırırken, Türkiye, koca bir 10 yılını kaybetmiştir. Kurumlar Vergisinin indirilmesi, sevindirici; ancak yatırım indirimlerinin kaldırılması değil."görüşlerini savunmuştur.
Türkiye'nin son 4 yılda yakaladığı büyüme gerçekleşmesi, 2006'dan itibaren durgunluk ya da küçülmeye (krize) dönüşmemelidir. Siyasî istikrarın devamıyla birlikte, ekonomideki büyüme eğiliminden beslenerek ekonomik istikrarın da sürdürüleceğini, istikrarın birkaç yıl daha sürmesi halinde, Türkiye'nin 10 yılda bir yaşadığı krizlerin tarihe karışacağını ve yabancı sermayenin ekonomiyi krizlere dayanıklı kılacağını düşünüyorum.
|
![]()
| ||||||||||||||
|
Ana Sayfa |
Gündem |
Politika |
Ekonomi |
Dünya |
Aktüel |
Spor |
Yazarlar Televizyon | Sağlık | Bilişim | Diziler | Künye | Arşiv | Bize Yazın |
| Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak Tasarım ve içerik yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi |