|
|
|
Bugünkü Yeni Şafak |
|
|
|
|
|
|
KÖLN (Almanya)- Başbakan Tayyip Erdoğan'ın yarım günlük Almanya çıkarması, hem zamanlaması hem de gayesi açısından, olağanüstü önemli bir döneme rastladı. Geçen hafta Paris'te başlayan kitle hareketlerinin bütün Fransa'ya ve oradan da Avrupa'nın öteki ülkelerine sıçrama ihtimalinin konuşulduğu bir dönemde yapıldı gezi ve amacı da o kitle hareketlerini çıkartanlarla aynı dinî kimliği paylaşan Avrupalı Türklerin yeniden yapılanmasına destek vermekti. Gezinin mesajının başta Fransa olmak üzere bütün Avrupa tarafından doğru değerlendirmesi umulur. Bu, yalnız benim umudum değil; gidiş yolunda çeşitli konulardaki düşüncelerini bizlerle paylaşan Başbakan Erdoğan da bu umudu paylaşıyor. Avrupa'daki Müslüman nüfusun yaşadıkları ülkelerle uyumu projesinin, o insanları 'vatandaş' kabul etmiş ülke yönetimleri tarafından yeterince değerlendirilemediğini düşünüyor Başbakan Erdoğan; bu alanda Türkiye'nin rahatlıkla üstlenebileceği işlevin artık fark edilmesi gerektiğine de inanıyor. Bir süre önce geniş bir Fransız topluluğu önünde yaptığı konuşmada, yanlışlıklar yapılırsa, çatışmacı ortamlar doğabileceği uyarısında bulunmuş Tayyip Erdoğan. 1,5 yıl önceki toplantıda şunları söylemiş: "Hıristiyanlık ve İslâm dünyaları arasında bir anlayış ortamı egemen olmalı. Medeniyetler çatışması yerine medeniyetler ittifakı gerçekleşmeli. AB üyesi ülkeler Türkiye'nin üyeliğine bunu sağlayacak bir unsur olarak bakmalı. Türkiye bu alanda önemli bir rol üstlenebilir." Fransa'nın bu mesajı tam algılayabildiği konusunda kuşkusu var Başbakan Erdoğan'ın. Fransız eğitim sisteminin uygulamaya koyduğu 'başörtüsü yasağı'nı kast ederek, "Okullarda başlayan süreç yanlıştı; daha önce olmayan ve herhangi bir sıkıntı da doğurmayan böyle bir uygulamayı başlatmamalıydılar" dedi Başbakan Erdoğan. 3 Ekim'de son âna kadar muhalefetini sürdüren Avusturya'yı ise, Türkiye'den giden başörtülü kızlara eğitim imkânı sağladığı için övmekten geri durmadı. Almanya'ya giderken, hepimizin aklında, başbakanlığı teslim almaya hazırlanan Angela Merkel'le 'randevu krizi' konusu olması doğal. "Kriz yok" dedi Başbakan Erdoğan. Herhangi bir görüşme talebi olmamış; yalnızca karşılıklı olarak "Görüşelim" temennisinde bulunulmuş o kadar... Alman politikacı dostları, Tayyip Erdoğan'a, "Merak etmeyin, Türkiye politikasında değişiklik olmaz" güvencesini de vermişler. Başbakan, Angela Merkel'in Fransa'da başgösteren kitle hareketlerinden sonra, Türkiye'ye bakışında 'olumlu' değişiklikler meydana gelmesini bekliyor. Avrupalı Türk Demokratlar Birliği (ATDB) bu açıdan önemli bir proje. Almanya'da doğmuş-büyümüş, ya da eğitimini Almanya'da tamamlamış genç Türkler'in çatı örgütü olarak tasarlanmış ADB. Alman dilini konuşan, toplumunu tanıyan, konulara ideolojik yaklaşmayan genç Türkler'in Almanya ile Türkiye arasında bir tür köprü işlevi göreceği beklentisi var. "Elbette anavatan siyasetiyle de ilgilenebililer, ama yaşadıkları ülkenin sorunlarına da uzak kalmamalılar" dedi. ATDB üyelerinin yaşadıkları ülkelerin toplumsal ve siyasî hayatına entegre olmaları bekleniyor. Türkiye'nin dışarıdaki varlığına sahip çıkan bir anlayışın benzer iç sorunlara duyarsız kalması beklenemez. Başbakan Erdoğan'ın bir süre önce başlattığı 'Kürt sorunu' ile ilgili açılım bu yönden önemliydi. "Ne oldu?" diye sorup ekliyor: "İlk hevesle dil kursları açıldı; şimdi kursların devamı için bizden yardım bekliyorlar. Bir-iki yerde duvarlarda Kürtçe ilân asıldı diye kıyamet mi koptu?" Bu arada, Türkiye'yi 2006'da erken seçime götürme arzularına kesin bir dille karşı çıktı Başbakan Erdoğan. "2006 seçim değil, partimizin kongreler yılı olacak" dedi. Erken seçim talebini cumhurbaşkanlığı seçimiyle, bunu da kendisinin Çankaya'ya çıkma niyetiyle irtibatlayanlara da benzer kesin ifadelerle cevap verdi: "Gündemimizde böyle bir şey de yok, böyle bir niyetim de söz konusu değil."
|
|
![]() |
Dünya | Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon Sağlık | Arşiv | Bilişim | Dizi |
© ALL RIGHTS RESERVED |