|
|
|
Bugünkü Yeni Şafak |
|
|
|
|
|
|
İran Cumhurbaşkanı Ahmedinecad'ın ülkesinin nükleer programına yönelik baskılar karşısındaki savunmasından söz ediyorduk... Aslına bakacak olursanız İran'a atfedilen niyetler dolayısıyla bir kez daha hatırlanan "nükleer silah" dosyası gerçekten de üzerinden "ikiyüzlülük" akan bir dosya. Dünyada nükleer silaha sahip olduğu resmen bilinen 8 ülke var ve bu ülkeler -tabii olarak!- başka ülkelerin nükleer silaha sahip olmasına karşı çıkıyor.. Bildiğiniz gibi bu 8 ülkenin tamamı "varlıklı ülke" de değil; yoksulluk içinde yaşamalarına rağmen bu silaha bir biçimde sahip olan Pakistan ve Hindistan gibi ülkeleri de hatırlayın. Nobel Barış Ödülü'nün bu yıl Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu Başkanı Baradei'ye verilmesi de bu "ikiyüzlülük" çerçevesinde değerlendirebilir pekâla. Tamam, söz konusu kurum dünyada nükleer enerjiyi özendirmekle yetinmeyip, nükleerin askeri kullanımı ile mücadeleyi de sürdürüyor. Ama bu iki alanı birbirinden hepten ayırmak mümkün mü? Hindistan ve Pakistan nükleer silahlarına Kanada'nın kurduğu enerji santralından hareketle Rusya ve Çin'in yardımlarını alarak kavuşmadı mı? Yani bu iki nükleer program arasında sıkı bir ilişki var. Peki bu noktada şunu diyebilir miyiz: Ortada nükleer silaha resmen sahip 8 ülke dururken ve bu ülkelerin bu silahtan vazgeçmek yönünde hiç mi hiç niyetleri yokken, İran ya da başka bir takım ülkeler de bu silaha sahip olsalar ne çıkar? Madem öyle, bu "adaletsizlik" son bulsun ve her ülke bu silahtan makul miktarda tedarik etsin... Biliyorum bu görüşte olanlar yok değil. Ama bana göre de önerilen bu çözüm beraberinde daha çok sayıda kötülük getirecektir. Eğer ülkeler varlıklarını ve bağımsızlıklarını -bu yüzyılda da- ancak bu yolla sağlayabileceklerse, insanlığın geleceğine ilişkin iyimser olmamız imkansızdır. Bugün sadece İran'ın değil, Brezilya, Güney Kore, Mısır ve Cezayir başta olmak üzere yirmiye yakın ülkenin nükleer silah sahibi olmak için çabaladığını biliyor musunuz? Yani bir bakıma "Her eve bir nükleer silah" sloganının patlamasına az kalmış... İran'a dönecek olursak: Nükleer silah yarışını önlemeye çalışan uluslararası bir hekimler kuruluşunun başkanı olan Abraham Behar, İran'ın nükleer programının ülkenin enerji ihtiyaçıyla en ufak bir ilgisi olmadığını güzel açıklıyor. Behar'a göre enerji kaynaklarının zenginliği açısından İran'dan daha şanslı bir ülke yok... Petrol rezevrleri ülkeye 50 yıl, gaz rezevrleri ise ülkeye 100 yıl yetecek düzeydedir. Behar ayrıca, İran'ın "tritium" üretemine yönelik bir fabrikası olduğunu ve bu elementin elektrik santrali için hiçbir gereği olmadığını, bu elementin sadece hidrojen bombası üretiminde işe yarayacağını da belirtiyor. İran ayrıca, bir reaktörün ihtiyacının çok üzerinde zenginleştirilmiş uranium üretmek için çok sayıda "ultrasantrifüj"ler satın almıştır. Yani İran'ın nükleer programının asıl amacı, er ya da geç nükleer silah üretmektir. Sonuç olarak bu "çılgın" nükleer silah yarışının bir biçimde önüne geçilmesi ve eldeki silahların imhası bütün ülkelerin önünde fazla gecikilmeden yerine getirilmesi gereken bir ödevdir. "Nükleer silaha sahip ülkeler" ligine dahil olması muhtemel aday ülkelerin hevesleri kursaklarında kalmalı, ligin eskileri de hiç değilse 80'li yılların ortasında nükleer silanlanmada "yarışı durdurma" ve giderek bu silahları "imha etme" yolunda beliren umutları tekrar yeşertmelidir.
|
|
![]() |
Dünya | Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon Sağlık | Arşiv | Bilişim | Dizi |
© ALL RIGHTS RESERVED |