|
|
|
Bugünkü Yeni Şafak |
|
|
|
|
|
|
Hileli ya da güdümlü bir referandum sonrasında kabul edilen Irak Anayasası'nın Irak'la ilgili çok şeyi değiştireceği belliydi. Herşeyden önce Türkiye'de bazı şeyleri değiştireceği muhakkaktı. Mesela, en başta da şimdiye kadar inat ve ısrarla sürdürülmüş olan yanlış Irak ve Kuzey Irak politikasını... Çok beklememiz gerekmedi. İlk açıklama, bu konuda konuşacak ilk kişi olmaması gereken Genelkurmay Başkanı'ndan geldi. Irak ve Kuzey Irak politikasının (ki Kuzey Irak Kürtlerine ilişkin politikalar demek daha doğru) artık oluşan yeni gerçeklere göre şekillenmesi gerektiğini söyledi. Bu sırada sivil yöneticilerimiz susuyordu. Ya da ne bileyim bu konuda belki bazı görüşleri vardı ama önce konuşan olmamayı tercih ediyorlardı. Suskunlukları, yakın geçmişimizin bu konuda erken konuşan ama kısa zamanda hidayete erip yaptıkları açıklamaları alelacele yalanlayan ve bir daha da bu mevzulara girmeyen politikacıların serüvenleri ile dolu olduğunu bilmelerinden geliyordu belki de... Gazetelerin bazıları bu konuşma çerçevesinde, Türkiye'nin yeni Irak ve Kürt siyasetinin şekillenmekte olduğunu yazmaya başladılar. Bu şekillenmeye bakılırsa, "Ankara, Irak-Türkiye sınırının Kürtlerce kontrol edildiği gerçeğine alışıyor"muş. Yine ortaya çıkan bazı gelişmeler sonrasında (Mesela Barzani'nin Bush, Blair ve Merkel ile Kürdistan Özerk Bölgesi Başkanı resmi sıfatı ile görüşmesi gibi) Kürdistan liderlerine artık 'aşiret lideri' gibisinden sıfatlarla değil, uluslararası camia nasıl hitap ediyorsa ve Irak'ın yeni hukuki statüsü nasıl gerektiriyorsa öyle hitap etmek gerektiği ortaya çıkmış. Hatta önümüzdeki günlerde, Barzani'nin aynı sıfatla Türkiye'ye resmi bir ziyaret yapabileceği de konuşuluyormuş. (Aslında Barzani ilk ziyaretini Ankara'ya yapabilmeliydi.) Bu konuda önemli olan, Irak'ta uzun bir süredir ortaya çıkmış olan gerçekliliğin şartların dayatmasıyla da olsa kabul edilmesi yolunda adımların atılması. Bu yaklaşım, kaçmakta olan Kuzey Irak treninin son vagonuna yetişme çabaları olsa bile yararlı. Türkiye'nin üzerine yıllardır değişmez bir yanlış politika olarak yapıştırılmış olan bu saplantıların asında Türkiye'nin çıkarlarına uygun olmadığının anlaşılmaya başlanması da bir kazanç. Buna rağmen birçok anlayışın, yerleşik tabunun ve kuşkuların hemen ortadan kalkmasını beklemek de yanlış. Mesela, bu yeni politik yaklaşım çabalarının derinlerine indiğimizde, Türkiye'nin temel korkularının aynen devam ettiğini görüyoruz. Ankara'da bu politika değişikliğini öneren çevrelerin -İlk açıklamayı Genelkurmay Başkanı yaptığına göre Silahlı Kuvvetler- bu reel politika değişikliği ile ilerde olası bir Kürt devleti oluşumunu engelleyebilmeyi amaçladığı ortaya çıkıyor. Bu çevrelerin, gerek Irak'ın parçalanmasının önüne geçecek, gerekse Kürtlerin bağımsız bir devlet kurmasını engelleyecek tek formülün gevşek bir federasyon olduğu gerçeğini bu nedenle savunmaya başladığı anlaşılıyor. Amaç, Kürtlerin nihai hedefleri olan Bağımsız Kürt devletini engellemek. Ya da bunu geciktirmek. Bu niyetin Kürtler tarafından anlaşılmayacağını düşünmek tabii mümkün değil. Bu nedenle de, bölgede Türkiye'nin nüfuzunu arttırmak üzere uygulanacak politikalara Kürtlerin sıcak bakması olasılığı güç görünüyor. Oysa Türkiye, Çekiç Güç döneminden başlayarak Kürtlerle iyi ilişkiler kurabilseydi bugün bölgede en fazla nüfuza sahip ülke olabilirdi. Yine de, "zararın neresinden dönülse kârdır" diyerek, bu politikanın acilen oluşturulup yürürlüğe konulması için acele etmek gerekir. Ama, Kürt meselesinin sadece sınırın öte tarafındaki Kürtlere ilişkin bir konu değil, Türkiye sınırları içindeki Kürt meselesiyle de yakından ilgili olduğunu kabul etmek şartıyla. Çünkü PKK'nın bölgedeki varlığı nedeniyle Türkiye Kürtleri ile Irak Kürtleri içiçe geçmiş durumda. PKK'nın bölgedeki varlığı ve Türkiye'deki etkinliği Türkiye'yi yakından ilgilendiriyor. PKK'nın varlığı sadece Türkiye'yi ve Kürtleri değil, ABD'yi de yakından ilgilendiriyor.. Bakın ABD'nin Ankara Büyükelçiliği Maslahatgüzarı Nancy McEldowney bu konuda ne diyor: "Bölgede demokrasi ve istikrarı gerçekleştirebilmenin yolu, Irak ve Türkiye arasında güçlü ilişkiler geliştirmektir. Böylelikle bütün sorunların, buna PKK sorunu da dahil, üstesinden gelinebilir." Bu laflarda, Türkiye'de politika oluşturan odakların, önümüzdeki dönemde Kürt meselesi hakkında da bazı tabuların dışına çıkarak yeni fikirler geliştireceklerine ilişkin bir beklenti seziliyor. Bu değişim de, öyle görünüyor ki şartların dayatması ile gerçekleşecek. Bunun için acele edilse iyi olur. Çünkü artık, devam edip giden çatışmalarda daha fazla gencimizin ölmesini ve daha fazla insanın acı çekmesini kimse istemiyor. Kürt meselesini halledemeyen bir Türkiye, ne demokratik ne de ekonomik alanda çok fazla ilerleme sağlayamaz. Bu nedenle, böylesine hayati meseleler hakkında sivil yöneticilerimiz de birkaç laf etseler iyi olacak.
|
|
![]() |
Dünya | Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon Sağlık | Arşiv | Bilişim | Dizi |
© ALL RIGHTS RESERVED |