|
|
|
Bugünkü Yeni Şafak |
|
|
|
|
|
|
Hani kral çıplak'tı, Dostum Descartes! Kral, yani gerçek: Gerçek, yalnızca insan aklıyla kavranabilen, çıplak, bilinebilir ve görülebilir olan'dı. Fikirdaşın ve fikrini taşıyıcın Kant, "ebedî barış", ancak çıplak gerçeği kavrayan akılla, aklın hükümranlığıyla tesis edilebilir demişti! Hani, nerede o çıplak gerçek üzerine tesis edilen "ebedî barış"! Kalk da gör, dünyanın nasıl da ebedî savaş arenasına çevrildiğini! İki hamle yapmış ve akışını değiştirmiştin modern dünya tarihinin. İlk hamleni hatırlıyor musun, Dostum Descartes? Seine Nehri'nin sularını bir ânda kabartan, Paris'in artık hayaletlere dönüşüveren o devâsâ katedrallerinde kulakları sağırlaştırırcasına, gözleri ve gönülleri körleştirircesine yankılanan bir nutuk atmıştın papaz efendilere de, katran yüklü Paris'in katedralleri, kan ve can yüklü Paris'in kızları ve kızan'ları bir anda donuvermiş, kaskatı kesilmişti! "Ey papaz efendiler! Bu Kitab-ı Mukaddes, yüce bir kitaptır; yüce bir makamdan gelen ulvî bir kitap. Biz, bu kitabı anlayamayız. Bizim beşer aklımız, beşerî yetilerimiz bu ulvî kitabı, Kitab-ı Mukaddes'i anlamaya kâfî değildir. Ama anlayacağımız, anlayabileceğimiz, başka bir kitap daha var, onun üzerinde kafa yoralım yeter bize! İşte o zaman doğa üzerinde ve dünya üzerinde taht kurmamız, Paris'i dünyanın payitahtı yapmamız hiç de zor olmayacaktır. Bu başka kitap, Kitab-ı Kâinât'tır". Elbette ki, bu kutsal kitap'ın başkalaştığının, aşkınlığını ve anlaşılabilirliğini yitirdiğinin sen de farkındaydın, Seine de farkında. Bir şeyler yapmak gerekiyordu: İşte o zaman sen çıktın sahneye tam Seine'in kıyılarında/n. Bir kıyam başlattın Paris'ten: Tarih'in akışını değiştirecek kıvamda bir kıyam: Arındırmak istiyordun aklı bulanan ve aklını bir türlü bulamayan, kullanamayan insanı ve Seine'in bulanan ve aradığını bulamadığı için de sürgit kirlenen sularını. Bir satranç oyunu oynar gibi oynadın papaz efendilerle! Ve ilk hamlenle bu oyunda kazanan sen oldun. Seine'se, bir türlü dinmeyen, dinginleşemeyen, durmadan kabaran, kabardıkça bulanıklaşan ve kararan sularıyla senin zaferini mahzun bir öfkeyle seyretti ve kaydetti. İkinci hamleni hatırlıyor musun Dostum Descartes? Cogito ergu sum (Biliyorum, o hâlde, varım!) diye haykırmıştın. Bilen, yalnızca bir insan teki olarak sen'din, insandı. Seine'se bilenen. Tanrı'dan şüphe ediyordun ama kendinden, insan teki'nden aslâ! Herkese kral çıplak gerçektir diyordun. Senden (insandan) başka kimse bir şey biliyor olmazdı. Gerçek, "ortada"ydı: Apaçık, apaşikâr, görünebilir ve tabiî kontrol edilebilir olandı. Görünmeyen, apaşikâr olmayan, ölçülemeyen, kontrol edilemeyen, kontrol altına alınmayan gerçek, dolayısıyla "kral" olamazdı. İkinci hamlende de sen kazandın, Seine sadece seyretti, olup bitenlere şaşkınlıkla tanıklık etti. Sen kazandıkça Seine dengesini kaybetti: Gerçek, çıplak, gözle görülen, ölçülebilen ve kontrol edilebilen olamazdı çünkü: Gerçeği sadece insan biliyor olamazdı; gerçek yalnızca insanın bilgisi ve bildiği olamazdı. Öyle olmuş olsaydı, gerçeği yalnızca insan biliyor olsaydı, gerçeğin, gerçeklerin bu kadar ters yüz edilmesine, insanların cadı kazanlarına atılmasına, sudan sebeplerle birbirleriyle bu kadar boğuşmasına, kan dökmesine izin vermezdi, veremezdi; engel olurdu bütün bu facialara ve maceralara. Seine, gerçeğin sadece insan tarafından bilinemeyeceğine, aksine insan tarafından tersyüz edildiğine, insan tarafından hayatının cehenneme çevrildiğine bizzat şahitti; hatta "şehit düşmüştü"; kaç kez suları, insan kanıyla boyanmıştı; kaç kez arındırılmak adına bulandırılmıştı da bulandırılmıştı; o yüzden kaç kez kabarmış ve taşmıştı Seine'in suları öfkesinden. Dostum Descartes! Belki bütün bu olup bitenleri sen hatırlamıyor, hatırlayamıyor olabilirsin; elbette ki, bütün bunları hatırlamaya gücün, kuvvetin ve kudretin yetmiyor! Bunu anlamalı ve bilmelisin artık. Ama Seine her şeyi biliyor, her şeyi hatırlıyor; her şeye şahit çünkü. İstersen sen sus da, bir kerecik de olsa Seine konuşsun, anlatsın tanık olduklarını: "İlk önce barbar istilalarına tanık oldum. Ardından yüzyıllarca süren, prensler arasında yaşanan savaşlara… Yüzyıl savaşları, 30 yıl savaşları, Alman prensleriyle, Habsburg hanedanlarıyla yaşanan savaşlara. Hatta bu 30 yıl savaşlarında iyi hatırlıyorum, sen de savaştın, hem de komutan olarak; bir yüzbaşı olarak çadırında bir elinde kılıcınla askerlerine komutlar, diğer elinde de kaleminle dünyaya nizamat veriyordun! Cadı kazanlarında yakılan, engizisyon mahkemelerinde ölüme mahkûm edilen, din savaşlarında, prensler arasındaki kabile ve iktidar savaşlarında kanı dökülen, telef edilen insanların sayısını ben bile bilmiyorum. Bu insanlar, bilmiyordu diyemezsin." "Sonra, papaz efendilere verdiğin o hayatî dersle ve tarihin akışını değiştiren 'biliyorum, o halde varım' sözünle Kilise Makinası'na büyük darbe vurdun. İnsanlaşan Tanrı'nın, Kilise Makinası Tanrısı'nın misyonerlerinin yerini, her şeyi ben biliyorum, Kral benim artık, Tanrı'nın Krallığının yerine İnsanın Krallığını ilân ediyorum diyen Tanrılaşan İnsanların birbirleriyle bitmek tükenmek bilmeyen, sonu gelmeyen kavgaları aldı. Benim sularımı kirlettiler; milyonlarca kara deriliyi sularımdan geçerek ve geçirerek Paris'e köle olarak getirdiler. Kıyılarımda köle pazarları kurdular. Sonra… Bir devrim oldu. Fransız Devrimi'ne tanıklık ettim. Paris'te giyotinler kuruldu. Terör kasıp kavurdu her tarafı. Sularım kana gömüldü yeniden. Sularımdan yine insan kanı aktı oluk oluk bir kez daha." "Şimdi Paris yine kanıyor, yine kaynıyor. Alev alev yanıyor. Bu kez Parisliler, yani Fransızlar değil, kendilerini Fransız olarak kabul edemeyen ama Fransızlaşmaya direnen Afrika'dan köle niyetine getirilen insanlar, Fransızların hâllerine, sorunlarına, dertlerine fransız kalmaları nedeniyle Paris'i ateşe veriyorlar. Afrika'dan getirilen kara derililerin çocukları ve torunları, 'başkaları cehennemdir' diyen torununun torunu Sartre'a da, sana da, sularımın etrafında kurduğunuz şehre ve kendilerini adam yerine koymayan, aç ve işsiz bırakan, derisinden, derisinin renginden, inancından, inancının türü ve niteliğinden ötürü itip kakan, köle muamelesi yapan, başkası diye cehennem gözüyle bakan, Paris'te yaşananlara fransız kalan Fransızlara ve tüm dünyalılara isyan bayrağı açtılar. Sularım bir kez daha kabarmaya başladı."
|
|
![]() |
Dünya | Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon Sağlık | Arşiv | Bilişim | Dizi |
© ALL RIGHTS RESERVED |