T Ü R K İ Y E ' N İ N    B İ R İ K İ M İ
Y A Z A R L A R 14 KASIM 2005 PAZARTESİ
  Ana Sayfa
  Gündem
  Politika
  Ekonomi
  Dünya
  Aktüel
  Spor
  Yazarlar
  Televizyon
  Sağlık
  Karikatür
  Bugünkü Yeni Şafak
 
  657'liler Ailesi
  Bilişim
  Çalışanın Sesi
  Diziler
  Düşünce Günlüğü
  Nar-ı Beyza
  Okur Sözcüsü
  Politik Fis-Kos
  Yemek
 
  Bize Yazın
  Abone Formu
  Temsilcilikler
  Reklam
  Künye
 
  Arşiv

  Yeni Şafak'ta Ara
 

Taha KIVANÇ

Hem rahatladım hem kafam karıştı

Önce rahatladım. OYAK Dosyası’nın kapağını aralayalı beri Umur Talu’nun sütununda astsubaylar ve uzman çavuşların mektuplarını okudukça içim daralıyordu. Sabah’ta çıkan yazılarda ortak yakınma, karşılaştıkları ayırımcı muameleydi... Oysa, işte gördük, Kara Kuvvetleri Komutanı Org. Yaşar Büyükanıt bir uzman başçavuşu yakından tanıyormuş... Hem de ona karakter referansı verecek kadar...

Ben rahatlamayayım da kim rahatlasın...

Türkiye’de bir ordu evleri var, bir de astsubay orduevleri... Dışarıdan bakana, üniformada rütbe yeri farklı iki sınıf, sanki iki ayrı dünya imiş gibi görünüyor... Bu açıdan, Org. Büyükanıt’ın, “Ben o astsubayı tanırım, karargâhımda çalışmıştı; bunu yapacak birisi değildir” demesi şaşırtıcı... Belki Umur Talu’nun mektup arkadaşları bu konuya da bir açıklık getirirler...

Şemdinli’de olanlar geçmişte çok yankı uyandırmış Susurluk Skandalı’nın ortaya döktüğü çarpık ilişkilere benziyor mu? Bu önemli bir soru. Türk basınında Şemdinli konusunu işlemeye değer bulan yazarların büyük çoğunluğu “Evet, benziyor” cevabını verdi bu soruya. Şu sırada Türkiye’ye hayli uzaktayım; bana bile aynı izlenimi veriyor olayların gelişme biçimi...

Mehmet Altan Susurluk üzerinde en fazla kalem oynatanlardan biri. Önceki günkü “Susurluklar Ölmez!” başlıklı yazısında iki olay arasında çarpıcı benzerlikler bulmuştu Sabah yazarı... O böyle durumlarda TBMM Susurluk Komisyonu Raporu’nu yeniden okur; ben ek olarak dönemin hükümetinin görevlendirdiği Kutlu Savaş’ın imzasını taşıyan ‘Susurluk Raporu’na da göz atmadan edemem... Bu defa da öyle yaptım; vardığım sonuç “Bu, bir yeni Susurluk” oldu...

Susurluk’ta belgeler ve silâhlar bulunmuş, ölen kişilerin irtibatları devlet içinde ‘çete’ yapılanması bulunduğu sonucuna götürmüştü. Hepimiz, şimdilerde Gen. Veli Küçük’ün ağzından çıktığı söylenen, “Böyle bir iş yapan belgeleri ve silâhları ortada mı bırakır?” kuşkusunu taşımıştık bir süre; ama bugün Merceders’in bagajından çıkan belgelerin gerçek, silâhların da kirli olduğunu biliyoruz. Demek ki, bu işleri yapanlar, nedense, böyle garip davranıyorlar...

Kriminal dünyayı izleyenler şu kuralı bilir: “Suç mahalli kâtili mutlaka kendine çeker...” Garip bir davranış biçimi, ama dünya garipliklerle dolu zaten... Susurluk’tan sonra Şemdinli de, bu tür işlere bulaşanların yanlarında belgelerle dolaştıklarını gösteriyor. Demek ki, işin raconu bu... Yakalanan, o yolla, birilerine haber iletmiş oluyor...

Herkesin, ama özellikle konuyu ciddiye alması gerekenlerin mutlaka okumalarını istediğim bir araştırma var. İsviçre’nin İtalyanca konuşulan bölgesinde doğup büyümüş Daniele Ganser’in London School of Economist (LSC) üniversitesinde yaptığı doktora tezi bu. “NATO’nun Gizli Orduları” adıyla Türkçeleştirilen (Güncel Kitaplar) kitap, Avrupa ülkelerinde bir ‘devlet içinde devlet’ yapılanması bulunduğunun belgeleriyle dolu. O kitap da, bana, “Şemdinli ile Susurluk arasında akrabalık var” diyor...

İşte bu noktada kalemim tutuluyor, parmak uçlarım uyuşuyor. Çünkü, Umur Talu ile Mehmet Altan’ın yazılarını yayımlayan, Şemdinli’de yaşananları manşetinden Susurluk ile ilintilendiren Sabah gazetesinin Ankara Temsilcisi Aslı Aydıntaşbaş, dün, “Hayır, yanılıyorsunuz” diyen bir yazı ile çıktı okurların karşısına. Yazısının başlığı bile kışkırtıcı: “Şemdinli Neden Susurluk Değil”.

En iyisi yazının önemli bölümlerini beraberce okumak: “Şemdinli'de yaşanan farklı bir durum. Soruşturmanın göbeğindeki üst düzey bir yetkili ‘Bu oradaki beş altı kişinin işi. Kanun dışı davranıyorlar. Ancak Susurluk değil, çünkü Ankara'da uzantıları yok’ diyor. // Devletin her biriminde konuyla ilgili yetkilileri aradım. PKK'yla mücadelede ‘önleyici savaş’ için yetkilendirilen ‘özel harp’ birimleri mevcut değil. / Kuşkusuz Şemdinli'de güvenlik güçlerinin içinde olduğu bir illegalite var. Bunu savunmak mümkün değil. Ama bu tepeden inme değil, aşağıdan gelen bir refleks.”

Hükümetin ‘kara kara düşünmesi’ gerektiğine inanıyor Aydıntaşbaş. Ne konuda mı? Okumaya devam edelim: “Hükümetin asıl kara kara düşünmesi gereken, bölgedeki güvenlik güçlerinin ‘Ankara bizi yalnız bıraktı’ psikolojisinde olduğu gerçeği. Bunlardan bir bölümünün PKK'yla mücadeleyi kendi başlarına yürütmek amacıyla amatör örgütlenmelere gittiğini, özel yeminler ve kendi kafalarınca birimler kurmaya çalıştığını bir süredir duymaktayız. Belli ki Şemdinli olayını yapanlar da bu tarz bir ‘yerel’ yapılanma çerçevesinde geçen ay PKK tarafından öldürülen 3 astsubay ve 2 uzman çavuşun ‘öcünü almak’ için yasa dışı yöntemlere başvuruyor. / Kabul edilemez! Ancak Şemdinli'de ortaya çıkan acıklı ‘sahipsizlik’ tablosuna ne demeli? Zora giren bir polis, neden çaresizlik içinde Mehmet Ağar'ı arıyor.”

İlginç bir soru. Merak etmeyin, devam edeceğiz.

Geri dön   Mesaj gönder   Yazdır   Yukarı


ALPORT Trabzon Liman İşletmeciliği

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Aktüel | Spor | Yazarlar
Televizyon | Sağlık | Bilişim | Diziler | Künye | Arşiv | Bize Yazın
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak
Tasarım ve içerik yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi