T Ü R K İ Y E ' N İ N    B İ R İ K İ M İ
Y A Z A R L A R 15 KASIM 2005 SALI
  Ana Sayfa
  Gündem
  Politika
  Ekonomi
  Dünya
  Aktüel
  Spor
  Yazarlar
  Televizyon
  Sağlık
  Karikatür
  Bugünkü Yeni Şafak
 
  657'liler Ailesi
  Bilişim
  Çalışanın Sesi
  Diziler
  Düşünce Günlüğü
  Kültür-Sanat
  Nar-ı Beyza
  Okur Sözcüsü
  Röportaj
  Yemek
 
  Bize Yazın
  Abone Formu
  Temsilcilikler
  Reklam
  Künye
 
  Arşiv

  Yeni Şafak'ta Ara
 

Akif EMRE

Aziz Nesin'den 'türban dersi'

1980'lerin sonu, Londra'da Aziz Nesin, çoğunluğu mülteci olmak üzere Türkiye'den gelen dinleyicilere hitap ediyor. 12 Eylül sonrası yurtdışına kaçıp oraya yerleşen solcular, yeni moda olmaya başlayan kürt sığınmacılar ve ekonomik gerekçelerle iltica eden, sol örgütlerin şemsiyesi altında kendine hayat alanı bulmaya çalışan sempatizanlar… Aziz Nesin, Türkiye'deki demokrasi sorununu anlatıyor. Konuşmanın sonunda demokrasi ve özgürlük için aydınların (ve tabi Aziz Nesin'in) Türkiye'de neden gerekli mücadeleyi vermedikleri yönünde küçümseyici tondaki soruya fena halde kızdığını hatırlıyorum. Londra'ya yerleşmeyi tercih eden demokrat vatandaşa karşı Nesin, kendisinin her hafta DGM'de ifade vermekle ömür geçirdiğinden bahisle idam cezası hariç bir gerekçenin Türkiye'yi terk etmeyi, mücadeleden vaz geçmeyi meşrulaştıramayacağı yönünde tumturaklı bir ders verdi. Bir bakıma oradaki hazirunu hariçten gazel okumakla itham edip, özgürlük ve bedel konusunda, ders verdiğini iyi hatırlıyorum.

Aziz Nesin'in tespitleri dinleyenlerin bir kısmını kızdırsa da pek çoğunu sarsacak muhtevadaydı. Türkiye'de kimse ne demokrasi ne de özgürlük yolunda bedel ödememişti. Tepeden inme verilen özgürlükler yine tepeden in-

me darbelerle alınmıştı. Nesin'e göre; Türkiye'de bedel ödenen tek değer, İslam'dı. İslam uğruna bu ülkede yüzyıllardır insanlar kan ve can vermişlerdi; ancak İslam söz konusu olduğunda kitleler harekete geçebilirdi…

Aziz Nesin'in 'bedel ve hak ilişkisi'ne getirdiği yorum; tekabül ettiği tarihi ve sosyal gerçeklik konusunda bugünlerde Müslümanların payına düşen hayli dersin olduğunu hatırlatmıştır bana. Bu ülkenin Aziz Nesinin tabiriyle "kan ve can vererek bedel ödediği tek değer" olması hasebiyle müslümanlık ve bedel konusunda yeniden düşünmek gerekiyor.

AİHM baş örtüsü konusunda aldığı karar ışığında ibadet özgürlüğü konusunda Müslüman çevrelerin düştüğü çelişkiyi ortaya sermesi bakımından hayli sarsıcı olmalı. AİHM kararlarının ne evrensel hukuku ilkeleri ne de daha önce dini özgürlükler konusunda aldığı kararlarla çeliştiği üzerinde durarak, meseleyi teknik bir karar alma sürecine indirgemek; AİHM'ne getiriliş sürecindeki var olan iyimser yönlendirmenin ortaya çıkardığı Batı/Avrupa ve din özgürlüğü konusundaki yanılsamayı tekrarlamak olacaktır. Alınan karar vesilesiyle siyaset ve medeniyet tutumu açısından şunlar söylenebilir.

- Hiçbir kavram nötr değildir, her kavram içinde büyüdüğü kültürel ortamın, tarihi süreçlerin sonunda oluşan değer yargılarını temsil eder; ya da o yargıların esiridir.

- Din, ifade özgürlüğü, laiklik, sekülerizm, kamusal alan gibi kavramlar her kültürün kendi zihin dünyasının ve tarihsel süreçlerinin ürünüdür. Örneğin laikliği, devletin dinler karşısında eşit mesafede olması diye tanımlayanlar, Avrupa'da yüzlerce yıl süren mezhep kavgaları sonunda varılan konsonsüs gereği (her biri farklı din gibi algılanan) bu mezhepler karşısında tarafsızlığı içermesi İslam konusunda da AB'nin eşit mesafede olacakları anlamına gelmez.

- Jakoben Fransız laisizmine karşı liberal anglo-sakson sekülerizmini savunan nev-zuhur muhafazakarlar, hayatın tüm alanını kuşatıcı, profanlaştıran, kutsalla olan tüm bağı çözen bu tür sekülerizmin dinin toplumsal temellerini daha rafine yöntemlerle dinamitleyici etkiye sahip olduğundan bihaberdir.

- Hayatın ve zihniyet dünyasının tüm alanlarını sekülerize eden modernitenin son projesi olan AB'ye din konusunda "tatlısufrenkleri"ni aratmayacak bir iyimserlik sergilenmesi, ilk önce bu niyet sahiplerini sukutu hayale ugratır.

- Dini kamusal alanda etkisizleştiren seküler Batı medeniyetinin İslama yaklaşımı, Hristiyanlık bir yana herhangi bir dünya diniyle aynı değildir. En azından bilinçaltında, Batının ötekisi olan İslam bir tehdit unsur olarak algılanmaktadır. Çünkü moderniteye karşı direnebilecek tek ontolojik duruş Müslüman yaşayışıdır. Bunun için militan bir fundamantalist olmanız gerekmez.

- AB'yi oluşturan dünya görüşünün başörtüsüne bakışı, alternatif bir hayat tarzı, medeniyet çerçevesi sunan İslamın tehditkar simgesidir.

- Son bir söz: hiçbir özgürlük bahşedilmez.

Geri dön   Mesaj gönder   Yazdır   Yukarı


ALPORT Trabzon Liman İşletmeciliği

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Aktüel | Spor | Yazarlar
Televizyon | Sağlık | Bilişim | Diziler | Künye | Arşiv | Bize Yazın
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak
Tasarım ve içerik yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi