T Ü R K İ Y E ' N İ N    B İ R İ K İ M İ
Y A Z A R L A R 15 KASIM 2005 SALI
  Ana Sayfa
  Gündem
  Politika
  Ekonomi
  Dünya
  Aktüel
  Spor
  Yazarlar
  Televizyon
  Sağlık
  Karikatür
  Bugünkü Yeni Şafak
 
  657'liler Ailesi
  Bilişim
  Çalışanın Sesi
  Diziler
  Düşünce Günlüğü
  Kültür-Sanat
  Nar-ı Beyza
  Okur Sözcüsü
  Röportaj
  Yemek
 
  Bize Yazın
  Abone Formu
  Temsilcilikler
  Reklam
  Künye
 
  Arşiv

  Yeni Şafak'ta Ara
 

Dil Burcu
İbrahim KARDEŞ


Bikin'den bugün'e, yırna'dan yarın'a

Ukrayna Oteli'nin önünde, ulu ağaçların gölgesinde dikilmiş beklerken o uzun boylu, kıvırcık saçlı adamın bana doğru yaklaştığını görüyorum. Ben de gülümseyip elimi uzatıyorum. El sıkışıyoruz. Türkçenin Uluslararası Şiir Şöleni için buradayız. Yazarlar Birliği'nin girişimiyle 1992 yılında başlatılan ve Türkçe konuşan bütün ülkelerin ve bölgelerin şairlerini bir araya getirmeyi hedefleyen şölenlerin altıncısı burada, Ukrayna'ya bağlı Kırım Özerk Cumhuriyeti'nin başkenti Simferepol'de, eski adıyla Akmescit'te yapılıyor. Şölene Kırım Tatar Yazarlar Birliği ile Kırım Mühendislik ve Pedagoji Üniversitesi ev sahipliği ediyor.

Karşımda duran güleç yüzlü adam Çuvaşistan'dan gelmiş. Çuvaşça benim için Yakutça ile birlikte çok eski zamanlarda Türkçeden ayrılmış bir lehçe. Talat Tekin'in bu iki lehçeyi Türkçe ile ilgisi kopmuş iki ayrı dil saydığını, böylece meselâ Muharrem Ergin'den farklı düşündüğünü hatırlıyorum. Hafızamda Çuvaşça hakkında bunun dışında hiçbir bilgi yok.

Beni bu Çuvaş kardeşle Osman Özbahçe tanıştırdı. Tanışma işaretlerin de yardımıyla birbirimizin isimlerini öğrenmekle başladı. Nikolay, adını söyledikten sonra, "Nigolay" diye tekrarlamıştı. Kelimeyi bu şekliyle bizim daha kolay söyleyeceğimizi sanıyor olmalıydı. Türkiye Türkçesindeki sertleş-tir-me eğilimini nereden bilsindi Nikolay?

Birbirimizi anlamak için çok uğraşmamız gerekti. Cümle düzeyinde anlaşmamızın neredeyse imkânsız olduğunu görünce ortak kelimeler aramayı denedik. İlk buluşumuz "anne" oldu. Öksüz kaldığını sanırken analarına kavuşmuş çocuklar gibi sevindik. Sonra "baba"mızı aradık. Çuvaşçada "baba", biraz değişik bir "ata" idi; "attee" gibi söyleniyordu. Nikolay kelimeyi söyler ve anlamamız için tekrarlarken çocuk dilimizin "Attaa'ya gitmek" tabirini düşünmekten kendimi alamadım. Acaba bir zamanlar, babaya gitmek, gezmeye gitmek kadar heyecan verici ve zor bir iş miydi? Balalardan ırak mıydı babalar?

Gökte ay vardı o akşam. Onu gösterip "Ay, ay!" dedik. Nikolay ona baktı ve "Uykh!" dedi. Türkiye'de gırtlak ünsüzü "hı" sesini yitirdiğimizi, oysa Türk ülkelerinin hemen hepsinde bu sesin yaşatıldığını ve "x" işaretiyle gösterildiğini hatırladım.

Şimdi bu serin 12 Kasım sabahında Nikolay ile Akmescid'in ulu ağaçları altında bekleşirken, sanki ikimiz de birbirimize söyleyebileceğimiz ortak kelimeler bulma derdindeyiz. Söylediği ilk cümleyi hiç anlamıyorum. Başka kelimelerle sözünü tekrarlıyor. Nikolay'ın "bugün" ne yapılacağından, "yarın" ayrılacağımızdan bahsetmek istediğini anlayabiliyorum. Fakat o "bugün" yerine, "bikin" diyor; "yarın" yerine "yırna". Bu "yırna"nın yalın hâlde "yarın" mı, yoksa "-e" hâlinde "yarına" mı olduğunu kestiremiyorum. Bu belirsizliği gidermek yerine kelimelerimizi tekrarlamayı tercih ediyorum: "Bikin, bugün!" Nikolay söylüyor: "Bikin, bugün!". Ben söylüyorum: "Yırna, yarın!" Nikolay tekrarlıyor: "Yırna, yarın!"

Kelimeler arasındaki kök birliğinden, ses yakınlığından ötürü içime bir sevinç doluyor; sanki aynı sevinç Nikolay'ın içine de doluyor. Gülümsüyor, gülümsüyorum. Gülümsüyorum, gülümsüyor. İşte Osman Özbahçe de geliyor ve elbette o da gülümsüyor. "Dün"ü aramak geçmiyor hiçbirimizin aklından: Bikin bugün oluyor, yırna yarın oluyor aramızda. Ve bu oluşun bütün Türk dünyasına yayılması için yapılması gereken ne çok iş var!

Televizyon ve radyo yayınlarıyla, kitap, dergi ve gazetelerle Türk sesi, Türkçenin sesi damla damla yayılmaya bir başlasa, sağanak sağanak rahmetlere, dalga dalga bereketlere vesile olacak sanki. Böyle bir gelişmenin kimseyi ürkütmemesi gerekir. Tarafsız bakışlar, Türk soyunun öldürmekten çok yaşatmaya, Türk suyunun boğmaktan çok canlandırmaya yatkın olduğunu kolayca görebilirler.

Köklerimizin canlanışı, damarlarımızı sızlatıyor; Kırgızistan'dan pırıl pırıl Altınbek, Yunus Emre'nin şiirlerini Kırgızca'ya çeviriyor: "Gelin tanış olalım / İşi kolay kılalım / Sevelim sevilelim / Dünya kimseye kalmaz."

Geri dön   Mesaj gönder   Yazdır   Yukarı


ALPORT Trabzon Liman İşletmeciliği

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Aktüel | Spor | Yazarlar
Televizyon | Sağlık | Bilişim | Diziler | Künye | Arşiv | Bize Yazın
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak
Tasarım ve içerik yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi