|
T Ü R K İ Y E ' N İ N B İ R İ K İ M İ |
||
![]() | ||
| K İ T A P | 15 KASIM 2005 SALI | ||
|
|
Bir roman okudum kahramanı ben oldum
Romanın etki gücü, okur üzerinde bazen öyle dönüştürücü olur ki; kişi romanı bitirdikten sonra artık aynı kişi değildir. Ve bazen okur, kahramana dönüşür.
Orhan Pamuk'un "Yeni Hayat" romanı "Bir gün bir kitap okudum, bütün hayatım değişti" cümlesiyle başlar. Kitabın yayınlanmasından sonra çok popüler olan bu cümle, bir gerçekliğe de tekabül ediyor: Romanın etkileme gücüne. Kitabın tarih boyunca hem sakıncalı hem de kutsal sayılma nedeninin bir özeti gibidir bu cümle. Kitap zaman zaman trajedilere dahi yol açmış bir gerçekliktir. Goethe'nin bunalımlı bir aşk öyküsünü anlattığı "Genç Werther'in Acıları" adlı romanının kahramanı anlatının sonunda canına kıyar. Roman öylesine bir etki yaratır ki, Almanya sokakları bir "Werther salgını"na uğrar. Ortalık mavi ceket, sarı pantolon giyen duygulu gençlerle dolar. Bu gençlerden bazıları okuduklarının etkisiyle romanın kahramanı gibi ölümü seçer. Hepimizin hayata bakışını etkilen ya da kalbini titreten bir kitap olmamış mıdır? Bizi gidemediğimiz uzak diyarlara, zamanlara alıp götüren... Ya da bizi içinde bulunduğumuz toplumun kayıtsız kaldığımız taraflarıyla yüzleştiren... Öğreten, ders veren, okuyanı romanın kahramanına benzeten, ilham ile donatan. İşte bu etki sonrasındadır ki, bazen filme, bazen bir tiyatro oyununa bazen bir şiire dönüşür o roman. Biz de romanın bu gerçekliğinden yola çıkarak yazın dünyamızın ünlü simalarına hayatlarını değiştiren ve etkileyen romanları sorduk. İşte yazarlarımızın sorumuza verdiği çarpıcı yanıtlar:
BANA PAHALIYA MAL OLDULAR Adnan Özer/ Şair: Jorge Amado'nun Orta Avrupa romanı havasını taşıyan buna rağmen modern bir şehir anlatısı olmamayı başaran Gecenin Çobanları romanı, benim kenar mahalle delikanlılığı havasından kurtulamamamın sorumlusudur. Bu yüzden bana pahalıya mal oldu. G. Garcia Marquez'in gerçekle insanın düşlerini yine insanı yücelten bir şekilde anlattığı romanı "Yüzyıllık Yalnızlık" ise, kalamayacağım yerlere ait sürekli düşler beslememe yol açtığı için sırtıma taşınması güç bir yük bıraktı. Yaşar Kemal'in "Yer Demir Gök Bakır" romanı da bir Trakyalı olarak Anadolu'nun kırsal gerçekliğini anlamamı, tanımamı ve sevmemi sağladı. KUTSAL KİTAP TADI ARIYORUM Ömer Lütfü Mete/ Senarist: Sefiller ile Suç ve Ceza, ilk gençlik yıllarımda büyük, derin olayları ve karmaşık insanları anlattığı için beni hayran bırakmıştır. Ama artık kendimi kaptırmıyorum. Cengiz Aytmatov ve G. Gabriel Marquez'in romanları beni cezbediyor. Kutsal kitapların lezzetini ve klasik tadları taşımayan romanları beğenmiyorum. Benim romanda görmek istediğim karakterler delice yaşayan, etli canlı kanlı ve olağan dışı insanlar. Özellikle böyle karakterleri okuma zevkini Trevanian'ın Şibumi adlı gibi polisiye/ macera tarzı romanlarında yakalıyorum. Huzur Sokağı ile bir dönüşüm yaşadım Senai Demirci/Yazar: Şule Yüksel Şenler'in Huzur Sokağı romanı, 10'lu yaşlarımda bir dönüşüm yaşamama vesile oldu. Roman sayesinde müslümanca yaşamaya taraftar oldum. Hermann Hesse'nin Narzissus und Goldmund isimli eseri de bende insanın içine doğru tefekkürüne dair ufuklar açtı. Böylece en büyük hazinenin iç duyarlılık olduğunu anladım. Paulo Coelho'nun Simyacı romanı ise bana içten ve sade yazmanın önemli ve öncelikli olduğunu öğretti. Ülkemin insanlarına bakış açımı değiştirdi Tuna Kiremitçi/Yazar: Roman olmasa da Nazım Hikmet'in Memleketimden İnsan Manzaraları, okurken bir roman okur gibi haz aldığım bir eserdir. Hem memleketime hem de onun insanlarına bakışımı derinden etkilemiş ve değiştirmiştir. Orhan Kemal'in Bereketli Topraklar Üzerinde isimli romanı romancılığım üzerinde etkilidir. Onun insan gerçeğini hem aydınlık hem de sade bir biçimde anlatması benim kalemime de örnek olmuştur.
Eğitimci kimliğim 'Gülün Adı' ile gelişti
Umberto Eco'nun "Gülün Adı" isimli romanı beni en çok sarsan romanlardan biridir. Bir eğitimci olarak bu kitapta eğitimin nasıl olması gerektiğini anladım. Bana model olan, yetinmeyen, merakı tükenmeyen, kapıların arkasında kalan bilgileri araştırmaktan vazgeçmeyen bir eğitimci ile karşılaştım. Araştıma nasıl yapılır? göstererek, gezerek nasıl öğretilir? sorularıma cevap buldum. Tekrar tekrar okuduğum, felsefi, psikolojik ve duygusal kimliğimi geliştiren bu romanla, insanın içinde bulunduğu labirentin içinden kimsenin yardımı olmaksızın kendi yolunu bularak çıkması gerektiğini farkettim.
'Öteki'ni algılamamı sağladı Nazım Hikmet'in Memleketimden İnsan Manzaraları adlı eseri beni, Türkiye'nin bilmediğim öteki yüzleri ile tanıştırdığı için, Yaşar Kemal'in 'İnce Memed'i de haksızlığa karşı koymayı ve içimizdeki saklı gücün boyutlarını anlamamı sağladığı için çok etkiledi. Dostoyevski'in Suç ve Ceza adlı romanı ile Doris Lessing'in kadın zekasının ikincil durumunun evrenselliğini algılamamı sağlayan Altın Defter isimli eseri de benim için değerlidir. Bütün bu romanlar 'öteki'ni algılamamı sağladı.
Yazar yanımı keşfettim Ahmet Hamdi Tanpınar'ın Huzur isimli romanı derin psikoljik açılımlara yer verdiği için benim en çok etkilendiğim romanlardan biri. Çocukluğumun en hissi hayal zenginliğine ve en hüzünlü dönemine kapı araladığından Peyami Safa'nın Dokuzuncu Hariciye Koğuşu isimli romanı benim için önemli. Öte yandan Dostoyevski'nin Karamazov Kardeşler, Stendhal'ın Kırmızı ve Siyah romanları da yazar yanımı kamçıladıkları için değer verdiğim romanlar.
Özal öldü mü öldürüldü mü?
Cüneyt Ülsever'in kaleme aldığı "Topal Devrimci Cinayeti" bir cumhurbaşkanının; Türkiye Cumhuriyeti'nin sekizinci Cumhurbaşkanı Turgut Özal'ın yaşamını sonlandıran suikastın öyküsünü anlatıyor. Hâlâ tartışılan "Özal öldü mü, öldürüldü mü?" sorusunu merkezine alan polisiye romanda kurgu için belgeler ve tanıklıklara başvurulmuş. Bu yönüyle, gerçekliğe de işaret eden roman, üzerine düşünmeyi fazlasıyla hak ediyor. "Topal Devrimci Cinayeti", bugün sıklıkla gündeme gelen islami teröre, Özal döneminde dünyada yaşanan en önemli olaylardan biri olan ve Türkiye'nin de bir şekilde müdahil olduğu Körfez Savaşı'na, devlet düzeninin işleyişine ve Türkiye'nin yakın dönem siyasi olaylarına dair çok şey söylüyor. Everest Yayınları tarafından yayınlanan kitap, Özal dönemini en iyi bilen isimlerden biri olan Ülsever'in kaleminden çıkmış olduğu için de önem arzediyor. Türkiye'nin 'Turgut Özal'lı yıllarını polisiye bir kurgu içinde anlatan"Topal Devrimci Cinayeti" isimli romanda kitap kurgusu içinde dönemin cumhurbaşkanı Turgut Özal, İslami terörün hedef tahtasında yer alıyor. El Kaide bağlantılı terör örgütü Turgut Özal'ı İslam'ı yozlaştırmakla suçluyor ve ortadan kaldırılması için çalışmalar başlatıyor. Cumhurbaşkanının vekilharcının kızının da içinde aktif bir şekilde yer aldığı örgüt Özal'a çok yaklaşmayı başarıyor. Örgüt bu sinsi yakınlaşmanın ardından harekete geçiyor ve Özal'ı öldürüyor. Ancak bu ölüm, sırlarla dolu olduğunudan hiç kimse bir şeyden emin olamıyor; Özal öldü mü, öldürüldü mü? Her şey bir rastlantı mı yoksa bilinç yanılır, insanı kandırır mı? "Topal Devrimci Cinayeti" polisiye türünü sevenlerin nefes nefese okuyacağı bir roman.
İslam'ın soykütüğünü merak edenlere
Orta Doğu'dan Güney Asya'ya kadar kurulmuş İslam hanedanlıklarını ayrıntılı bir biçimde ele alan "Doğuşundan Günümüze İslam Hanedanlıkları" isimli kitap Kaknüs Yayınları tarafından okuyucuya sunuldu. Clifford Edmund Boswort'un kaleme aldığı çalışma 186 hanedanlığı kapsıyor ve 17 bölümden oluşuyor. Kitap, İslam coğrafyasını tanımak ve anlamak isteyenler için önemli bir başvuru kaynağı niteliğinde.
Afrika, tehlikeli ve gerilimli
"Afrika Prensi" kitapları dünyada satış rekorları kıran Ram Oren'in Türkçe'ye çevrilen ilk kitabı olma özelliğini taşıyor. GOA tarafından yayınlanan roman Afrika'nın egzotik coğrafyasında, uluslarası elmas sektörünün entrikaları arasında gelişiyor.
Avrupa ile fırtınalı aşkımız
Avrupa ile asırlardan beri süren ilişkimiz savaşlara, ittifaklara ve entrikalara sahne oldu. Yıllar geçtikçe derinleşti ve ortaya maceralı, fırtınalı bir aşk çıktı. İşte "bu aşk" Burak Artuner'in, Truva'dan çıkan "Avrupa ile Aşkımız" kitabında enine boyuna irdeleniyor.
'Babam öldü' sıra yüzleşmede
Ölüm fikriyle yüzleşmek zor, bir ölüyle yüzleşmek daha da zordur. İşte bu karmaşık durumdan yola çıkan Osman Akınhay, Agora'dan çıkan ikinci kitabı 'Ölüme Bakmak' da babası ölen bir adamın iç dünyası ve sosyal hayatında yaşadığı buhranları anlatıyor.
Uluslarası cinayetler zinciri
En iyi polisiye roman ödülünü kucaklamış, Henning Mankell'in "Riga'nın Köpekleri" isimli romanı Atın Kitaplar tarafından okurla buluşturuldu. Dedektif Kurt Wallander serisinin devamı olan romanda bir cinayetin uluslarası boyuttaki sır perdesi aralanıyor.
|
![]()
|
|
Ana Sayfa |
Gündem |
Politika |
Ekonomi |
Dünya |
Aktüel |
Spor |
Yazarlar Televizyon | Sağlık | Bilişim | Diziler | Künye | Arşiv | Bize Yazın |
| Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak Tasarım ve içerik yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi |