|
T Ü R K İ Y E ' N İ N B İ R İ K İ M İ |
||
![]() | ||
| Y A Z A R L A R | 15 KASIM 2005 SALI | ||
|
|
Şaziye Yenge askerdeki oğluna mektup yazdırmak için, komşu kapısını tıklatırdı ayda bir iki defa. Elinde bir zarf, bir kâğıt. Utana sıkıla aklındakileri söyler, komşunun çocuğu bir bir yazardı. Oğlundan mektup aldığında yine gelirdi. Asker mektubu okunacak, cevap yazılacak. Evvela selâm eder, gözlerinden öperdi her seferinde. Ve hiç unutulmayan bir cümle de şuydu: "Burada havalar iyi, orada nasıl?" Burada havalar hep iyiydi ya, bir de kendi mektubunu kendi yazabilseydi keşke. Mahrem havadislerini acemice şifrelemeye çalışmadan.
Ayşe Teyze bineceği otobüsü bir türlü seçemezdi. Kaç defa yanlış otobüse bindi; son durağına kadar gitti tanımadığı, adını bile duymadığı semtlerin. Hele bir keresinde ne bileti, ne parası kalmıştı elinde. Otobüs şoförü, helal süt emmiş biri olmasaydı, dönemeyecek, oralarda kalakalacaktı.
Fabrikada çalışırken işine son verdiler Mükerrem Abla'nın. "Niye?" diye sordu, geçen sene imzaladığı sözleşmeden bahsettiler. "Sen bütün şartları kabul etmişsin bacım!.." Halbuki o neyin altını imzaladığını bilmiyordu; okuma yazması yoktu. Zaten imza değildi attığı, parmağını basmıştı uzatılan kâğıdın alt tarafına. Açıklama falan yapmadan, 'şurası' demişlerdi sadece. Nereden bilsindi.
İki cihan güneşi Efendimiz (sav) "İlim Çin'de bile olsa gidiniz" buyurmuş; sadece erkekler gitsin dememiş.
"OKUYUP SARAYA KÂTİP Mİ OLACAKSIN?" AB'ye girmeye çalışan bu memlekette kaç tane Şaziye Yenge, kaç tane Ayşe Teyze ve kaç tane Mükerrem Abla var biliyor musunuz? Okuma yazma bilmeyenlerin oranı yüzde on. Türkiye'de yedi milyon insan okur yazar değil. Bunun beş milyonu kadın. Dünyanın en geri ülkeleri arasındayız. Bu ayıpla daha kaç yıl gideriz?
İstanbul'un Bağcılar İlçesi'nde kapı kapı dolaşılarak tarama yapılmış, 32 bin kişinin okur yazar olmadığı tespit edilmiş. Belediye Başkanı Feyzullah Kıyıklık, Milli Eğitim Bakanlığı ile temasa geçerek "Eğitim Seferberliği" için kolları sıvamış. Emine Erdoğan'ın desteğiyle çalışmalar başlamış. Hedef, herkese okuma yazma öğretmek.
BÜYÜK ÖDÜL DAYALI DÖŞELİ EV 16 bin kişinin kaydı yapılmış. Mazeretleri tek tek yok etmişler önce. "Ufak çocuğumu kime bırakacağım" diyenler için kreşler, yuvalar açmışlar. "Maddi durumum iyi değil" diyene yardımda bulunmuşlar. Ayrıca kursa katılan herkesi sağlık taramasından geçirmiş; üç bin kişiye gözlük dağıtmışlar. Kursa devamı sağlamak ve câzip hâle getirmek için, ödüller koymuşlar. Kamyon dolusu çamaşır makinesi, süpürge, buzdolabı, tencere seti vs. Ve bir kişiye dayalı döşeli bir ev.
Sonuç: Yüzde 82 başarı. 13 bin kişiye önceki gün törenle MEB onaylı sertifikaları ve ödülleri dağıtıldı. Eli öpülesi Başkan Feyzullah Kıyıklık, dayalı döşeli ev sayısını üçe çıkardıklarını bildirdi. Salondaki alkışı görmeliydiniz.
YÜZLER GÜLÜYOR Teyzeler, nineler okuma yazma öğrendi. İçlerinde genç kızlar da vardı, birkaç erkek de. Artık yanlış otobüse binmeyecek, katakulli ile işten atılmayacaklar. Tehlike uyarısı taşıyan tabelaları farkedecekler. Yüksek gerilim, girmek yasaktır yahut ölüm tehlikesi yazılarından haberdar olacaklar. Dilekçelerini, telefon numaralarını yazabilecekler. Mektup yazdırmak için başkasına ihtiyaç duymayacaklar. Çocuklarına, torunlarına masal okuyabilecek, ders çalıştırabilecekler. Kul olmayacaklar başkalarının kalem tutan ellerine. İki satır için hiç kimseye yalvarmadan, kendi başlarına yazacaklar. Kula kulluk yakışır mı Allah'ın kullarına?
Yakında ikinci grubun kursu başlayacak. Birinci dönem sertifikalarını alanlar için de meslek edindirme kursları başlayacak. Meslek sahibi ve çalışan kadın oranında da son sıradayız çünkü.
KİMLER VARDI?
Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik, Devlet Bakanı Nimet Çubukçu, milletvekilleri, Vali Muammer Güler, MEB İl Müdürü Ömer Balıbey... Sanatçılar; Levent Kırca, Ahmet Yenilmez, Nihat Nikerel, Kibariye... Yazarlar; İskender Pala, Abdurrahman Şen, Mustafa Miyasoğlu, basın mensupları ve teyzeler, yengeler, nineler. KİMLER YOKTU? Şaziye Yenge yoktu ne yazık ki. O yıllar önce vefat etti. Hayatı boyunca tek satır yazı yazamadan, okuyamadan. Daha onun gibi niceleri o şekilde geldikleri gibi gittiler.
KURS ÜÇÜNCÜSÜ
Mustafa Yazıcı. Erzurumlu. 64 yaşında. Otuz yıllık İstanbullu. Torun torba sahibi. Kursta üçüncü olmuş. Hediyesi tencere seti. "Askerde öğretmediler mi?" diye sorduk, "Beni almadılar" dedi. "Bir gözüm sağlam olmadığı için... Rahmetli babamdan Kur'an-ı Kerim öğrenmiştim fakat okula gidememiştim. Köyde okul yoktu. Burada kursa dört-beş hafta Cumartesi Pazar gittim, söktüm. Bu yaşta okuma yazma öğrendim. Çok şükür. Öğrenmenin yaşı yok."
|
![]()
| ||||||||||||||||
|
Ana Sayfa |
Gündem |
Politika |
Ekonomi |
Dünya |
Aktüel |
Spor |
Yazarlar Televizyon | Sağlık | Bilişim | Diziler | Künye | Arşiv | Bize Yazın |
| Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak Tasarım ve içerik yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi |