|
T Ü R K İ Y E ' N İ N B İ R İ K İ M İ |
||
![]() | ||
| Y A Z A R L A R | 15 KASIM 2005 SALI | ||
|
|
Ekonomi politikalarını yönlendirenler, ekonomiye ne ölçüde ve nasıl müdahale etmelidir? 1970'lerde Bretton Woods sisteminin çökmesiyle birlikte hükümetler, özellikle parasal büyüklüklerde ipin ucunu kaçırmışlar, bunun üzerine çıldıran enflasyon ve faizleri dizginlemek için yeni arayışlar içine girmişlerdi. O gün bugündür, ekonomi politikalarının katı kurallarla mı, yoksa politikacıların takdirine bırakılarak mı yönetilmesi gerektiği tartışması sürüyor. Nobel KazandIran Teorİ 1977'in Haziran'ında dünyaca meşhur iktisadî akademik dergi Journal of Political Economics'de çıkan makalelerinde Kydland ve Prescott, katı kurallar lehine ilk golü atmayı başarmışlardı. Kullandıkları modelde iyi niyetli bir hükümet ve bu hükümetin azami seviyeye çıkarmak istediği bir refah fonksiyonu vardı. Ancak model, ekonomi politikalarının başarıya ulaşıp ulaşmayacağını halkın beklentilerinin belirlediğini ve iyi niyetli de olsa hükümetin uygun ortamda atacağı adımların, bu beklentileri daha başlangıçta, menfî bir şekilde etkileyebileceğini öne sürüyordu. Neticede uzun vadede halkın refahının istenilenden çok daha az bir seviyede kalacağı sonucuna ulaşılıyordu. Bu teori yazarlarına Nobel Ekonomi ödülünü getirdi. Şüphesiz modelde kullanılan refah fonksiyonunun, halkın refahıyla ilgili bütün unsurları kapsayıp kapsamadığı ve hangi unsurlara ne kadar ağırlık verdiği ayrı bir tartışma konusu. Keza halkın beklentilerinin nasıl oluştuğu da, modelin sonucu açısından oldukça önemli. Nitekim, hükümetlerin katı kurallar yerine kendi takdirlerini kullanmaları gerektiğini öne süren Keynesciler, modelde yukarıdaki noktalarda değişiklikler yaparak sonucu değiştirebilmişlerdir. Daha sonraları bu tartışmaya, hükümetlerin tek gayesinin ülke refahı olmadığı, bir sonraki seçimde yeniden işbaşına gelmenin kendileri için daha öncelikli olduğu tezi de eklendi KATI KURALLAR ETKİLİ Mİ? 1970'lerin ortalarında ivme kazanan kurumsalcı iktisatçılar, söz konusu tartışmaya bir başka yönden daldılar. Bu yeni ekole göre, hükümet kavramını, kendi içinde tutarlı tek bir varlık olarak anlamak büyük bir hata idi. Zira hükümetler, kendi içlerinde farklı varlık gayeleri taşıyan birçok birim tarafından oluşuyordu. Aynı zamanda devlet denen daha geniş bir karar alma mekanizmasının bir parçası olmaları sebebiyle, kendi başlarına karar alma yetkisini hâiz olmayan hükümetler, aldıkları kararları uygulama aşamasında da mutlak bir güce sahip değillerdi. Dahası, hükümetler netice itibariyle kendilerine oy vermiş olsun olmasın, kitle örgütleri ve diğer sivil güçlerle de siyasî ilişkiler içindeydi ve ekonomi politikalarında bu ilişkileri gözetmek durumundaydı. Turgut Özal'ın bütçe dışı fonları buna iyi bir örnek teşkil eder. Bu fonlar, yapısal uyum programları gereğince indirilen gümrük oranları yüzünden zarar gören yerli sanayicilerin baskısıyla ve onları kısmen koruma gayesiyle yeni gümrük duvarları olarak tesis edilmişlerdi. Hükümetlerin ellerini bağlamak kolay olmuyor. Çoğu zaman iyi de olmuyor.
|
![]()
| ||||||||||||||||
|
Ana Sayfa |
Gündem |
Politika |
Ekonomi |
Dünya |
Aktüel |
Spor |
Yazarlar Televizyon | Sağlık | Bilişim | Diziler | Künye | Arşiv | Bize Yazın |
| Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak Tasarım ve içerik yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi |