|
T Ü R K İ Y E ' N İ N B İ R İ K İ M İ |
||
![]() | ||
| Y A Z A R L A R | 17 KASIM 2005 PERŞEMBE | ||
|
Geçen hafta Bahreyn'de yapılan BOP toplantısı Türkiye'de sessizce geçiştirildi. Toplantının, ortak karar bile açıklanmadan bitmiş olması ne Amerikanın BOP'dan ne de bölgeye ilişkin stratejik hesaplarından vaz geçtiği anlamına gelyor kuşkusuz. Toplantıdan hatırda kalan tek husus, Ortadoğuda demokratik siyaset kanalları açılması ve sivil toplumun gelişmesi için kurulan "Gelecek Vakfı"na yarılan 100 milyon dolarlık bütçenin hangi sivil toplum kuruluşları kanalına aktarılarak yapılacak olmasıydı. Sivil toplum girişimlerinin yükselişini salt hak ve özgürlüklerin genişlemesi olarak okuyan, nötr bir kavram olarak algılayan Türkiye'deki sol ve yeni "muhafazakar-demokrat" muhafazakarların, küreselleşmeyle birlikte bunun yükselişe geçişindeki stratejik boyutu hakkında yeterince uyarıcı olmuştur. Türkiye'nin de Dışişleri Bakanı düzeyinde katıldığı Bahreyn'deki toplantının ardından konu BM'lere taşınarak İslam dünyasının modernleştirilmesi gündeme getiriliyor. Böylece Amerika bir dönem işlevsiz gördüğü BM'yi devreye sokarak, diplomatik anlamda stratejik bir adım atmaya hazırlanıyor. Amman'daki saldırıların Bahreyn'deki BOP toplantısına denk gelmesi ve BM toplantısının hemen öncesinde gerçekleşmesi daha önceki patlamaların zamanlamasıyla karşılaştırılınca ilginç bir tablo ortaya çıkıyor. Her önemli toplantı ya da karar arefesinde mutlaka ses getiren kanlı bir eylem gerçekleşiyor; Amerika'nın küresel işgal stratejisi için bir tür PR çalışmasına dönüşüyor. Ortadoğu'daki çatışmaların, gerilimin kaynağı; yeni konsepte göre de terörü besleyen en önemli uyuşmazlık olarak gösterilen Filistin sorunun Amerikan stratejisindeki yerini göstermesi bakımından Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas'ın açıklaması ilginçti. Bir tür İsrail'den icazet alarak iş başına getirilen Abbas'ın, 1988 yılında sürgünde Bağımsız Filistin Devleti'nini ilan edilişinin yıldönümündeki sözleri Arafat'ın son dönemini aratmayacak türdendi... İsrail'in Filistinliler arasında iç savaşı körüklediğini söyleyen Abbas; "İsrail, kendisi tarafından kontrol edilen geçici sınırları bulunan; yerleşim birimleri aracılığıyla birbirinden izole birimlere ayrılmış bir Filistin devleti kurulması gibi çok tehlikeli bir seçeneği dayatmaya çalışıyor" diyerek "terör, gerilim, çatışmanın kaynağı" olarak gösterilen Filistin sorunun durumunu resmetmiş oldu. Abbas gibi uzlaşmacı bir liderin bile henüz yolun başında iken, İsrail ve dolayısıyla ABD'nin gerçek soruna ilişkin niyetleri konusunda söyledikleri; stratejik hesaplarla retorik arasındaki çelişkiyi yeterince ortaya koyuyor. Ürdün Kralı'ndan Endonezya Devlet Başkanı Susilo Bambang Yudhoyono'ya kadar Amerikan ittifakı içinde yer alan liderlerin Cuma günkü BM toplantısı öncesi, "İslam dünyasının modernleştirilerek terörün kaynağının kurutulması" sözü verirken Almanya, İngiltere, İtalya ve en son ispanya'nın Mallorca adasına kadar uzanan gizli işkence evlerinin ortaya çıktığı bir ortamda İslam'ın çağdaşlaştırılması söyleminin gerçek bir savaş propagandasından ibaret olduğu çok daha net ortaya çıkıyor. Bu arada, eski Doğu Bloku ülkelerindeki gizli hapishanelerin varlığı iddiaları çürütülmemişken AB'nin en önemli ülkelerinde CIA işkenceli soruşturma yürütüyor olması ABD barbarlığına karşı AB medeniliği soslu söyleminin neye tekabül ettiği üzerinde düşünme görevi İslami hassasiyeti ve insani duyarlılığı olan kitlelere düşüyor. Strateji şudur: terörün kaynağı olarak gösterilen İslam'ın modernleşme altında dönüştürülmesi, Müslümanların ideolojik kavramları sorgulamadan benimsetilmesi...
|
![]()
| ||||||||||||||||
|
Ana Sayfa |
Gündem |
Politika |
Ekonomi |
Dünya |
Aktüel |
Spor |
Yazarlar Televizyon | Sağlık | Bilişim | Diziler | Künye | Arşiv | Bize Yazın |
| Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak Tasarım ve içerik yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi |