|
T Ü R K İ Y E ' N İ N B İ R İ K İ M İ |
||
![]() | ||
| Y A Z A R L A R | 17 KASIM 2005 PERŞEMBE | ||
|
Fransa Cumhurbaşkanı J. Chirac'ın, ulusa sesleniş konuşmasında üç haftadır devam eden "göçmen ayaklanması" üzerinde durması ve son derece önemli noktaların altını çizmesi, bir bakıma yönetimin gerçeklerle yüzleşmesi olmuştur. Chirac'ın, yaşanan krizi "bir duygu, düşünce ve kimlik krizi" olarak tanımlaması ve analizlerini bunun üzerine oturtması dikkat çekici bulunmuştur. Evet, Fransa'da üç haftadır yaşanan ve azalmakla birlikte devam eden "göçmen ayaklanması" temelde bir "kimlik ve duygu krizidir". Fransa yönetimi yaşanan bu krizi aşabilmek için yarım asırdır uygulanmayan tedbirleri ve sokağa çıkma yasağını devreye koymuş, bir takım özgürlükleri kısıtlama yoluna gitmiş ve yeniden kamu düzenini tesis etmek için hiç çekinmeden zecri tedbirlere baş vurmakta tereddüt etmemiştir. Her yönetim karşı karşıya bulunduğu krizleri aşmak için ne gerekiyorsa onu yapmakta tereddüt etmemektedir. Uygulanan tedbirlerin demokrasi ve hukuk devletiyle bağdaştırılması gerekiyor. Bu bakımdan devletler için bu tür olaylar bir tür test işlevi görmektedir. Chirac'ın altını çizdiği gibi bu olaylar neden bir "kimlik krizi" olarak ortaya çıkmaktadır? Dahası "kimlik krizi"nden ne anlaşılmaktadır? Kimlik meselesi toplumsal ve siyasal hayatın en hassas ve en temel konularının başında gelmektedir. Geleneksel toplumlarda insanlar kimliklerini içine doğdukları aileden, klandan, sınıftan, kabileden, dinden, çevreden alırlardı. Bir bakıma bir kimliğin kazanılmasında temel belirleyici faktör doğulan ortam ve yerdi. Kişiler kimliklerini kendi iradeleri dışında elde ederlerdi. Modernite pek çok alanda olduğu gibi kimlik konusunda önemli bir değişiklik getirdi. Kimlikler siyasi irade ile inşa edilmeye ve iktidarlar tarafından vatandaşlara verilmeye başlandı. Kimlik doğal bir duruma işaret ederken bu özellik terk edilerek yasa ve siyasi irade ile yaratılan, tanımlanan, inşa edilen bir duruma dönüştürüldü. Kişilerin kimlikleri bir yasa, bir siyasi irade ve tercih konusu haline geldi. Bir ülkede yaşayanların kimliğinin ne olduğu anayasalar tarafından belirlenir oldu. Kişilerin kendi tercihleri kimliklerin tanımında anlamını kaybetti. Doğal olan kimlik ve kimlik özellikleri yok sayıldı, anlamını kaybetti... Mesela toplumsal düzeyde kişinin kendi kimliğini tanımlamasında veya kimliğini oluşturmasında son derece önemli olan etnik, yerel ve dini özellikler yok sayıldı. Bir kişinin Müslüman, Hıristiyan veya Musevi olması toplumsal ilişkilerde son derece önemli bir kimlik özelliği iken siyasal planda yok sayılır hale geldi. Dinin veya yerel geleneksel değerlerin kimlik tayininde bir etkisinin olamayacağı benimsendi. Oysa ki özellikle hakim kimlik dışında farklı kimlik unsurlarına mensup olanlar için bu tür farklılıkların önemi çok büyüktü. Fransa'da yaşayan bir "yabancı" için Müslüman olmak, siyah olmak, Arap olmak, Türk olmak Fransız vatandaşı olmaktan önce gelmektedir. Onun farklı kimliğinin en önemli faktörleridir. Çünkü onu farklı kılan Müslümanlığı, Araplığı veya Türklüğüdür. Bu yerel ve farklı kimlik unsurlarını yok saydığınızda veya kabul etmediğinizde onu tanımamış, kabul etmemiş ve kimliğini yok etmiş oluyorsunuz. Kimliği yok edilen kişi milyonların içerisinde bir hiçtir, yoktur ve varlığını başkalarına kanıtlama ihtiyacı içerisindedir. Bu durum modern kent toplumlarındaki "anomi" haliyle birleşince modern toplumların en önemli toplumsal sorunu olan "yabancılaşma/alienation" sorunuyla bizi tanıştırmaktadır. Binlerce, hatta milyonlarca insanla aynı mekanda yaşamakla birlikte yapayalnızsınız, başkalarıyla paylaştığınız bir şey yoktur ve varlığınızdan başkaları haberdar değildir! Bu duruma bir de toplumsal ve ekonomik farklılıklar, işsizlik ve ayrımcılık gibi yakıcı sorunlar da eklenince banliyölerdeki ayaklanmaya dönüşüyor. Her toplumsal krizde olduğu gibi bu olayların tek boyutlu sebepleri olduğunu iddia etmek asla doğru değil. Olayları yaratan pek çok sebep var, ancak bu gelişmelerde merkezi nitelikte role sahip temel sorunun "kimlik", "duygu" ve "düşünce" farklılıkların tanınmaması, kabul edilmemesi ve "farklı olana" tahammül edilememesinin olduğu söylenebilir. Modernitenin yerel ve farklı kimlikleri yok sayıp homojen bir toplum ve kimlik yaratma çabasının yol açtığı olayların ağır faturalarını ödemek kolay olmayacaktır.
|
![]()
| ||||||||||||||||
|
Ana Sayfa |
Gündem |
Politika |
Ekonomi |
Dünya |
Aktüel |
Spor |
Yazarlar Televizyon | Sağlık | Bilişim | Diziler | Künye | Arşiv | Bize Yazın |
| Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak Tasarım ve içerik yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi |