T Ü R K İ Y E ' N İ N    B İ R İ K İ M İ
Y A Z A R L A R 17 KASIM 2005 PERŞEMBE
  Ana Sayfa
  Gündem
  Politika
  Ekonomi
  Dünya
  Aktüel
  Spor
  Yazarlar
  Televizyon
  Sağlık
  Karikatür
  Bugünkü Yeni Şafak
 
  657'liler Ailesi
  Bilişim
  Çalışanın Sesi
  Diziler
  Düşünce Gündemi
  Kültür-Sanat
  Nar-ı Beyza
  Okur Sözcüsü
  Röportaj
  Yemek
 
  Bize Yazın
  Abone Formu
  Temsilcilikler
  Reklam
  Künye
 
  Arşiv

  Yeni Şafak'ta Ara
 

Mehmet OCAKTAN

'Ulema' bahane, 'oyunbozanlık' şahane!

İnsanlık tarihinin başından bu yana, insanoğlunun macerası göstermiştir ki, diktatörler, krallar, totaliter yönetimler dahil, hiçbir güç 'din gerçeği'ni, insanlığın "dini hakları"nı yok edememiştir. Hemen bütün yüzyıllarda, değişik toplumlarda inanç özgürlüğüne karşı acımasız baskılar uygulanmış, "dini hakları" elinden alınmaya çalışılmıştır.

Uygarlık tarihinde, dinlere, inançlara baskılar uygulayan despotların, diktatörlerin sonunda dramatik bir şekilde yokolup gittiğini ama "din gerçeği"nin hala varolduğunu görürüz.

Ne yazık ki, yaşadığımız yüzyılda da "dini haklar" üzerindeki baskılar değişik biçimlerde yine devam ediyor. İnanç özgürlüğünün ihlal edildiği ülkelerin başını Türkiye ve Fransa çekiyor. Bu konuda, son günlerdeki tartışmaların odağında ise Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi bulunuyor. Türk medyası her zaman olduğu gibi bu konudaki gelişmeleri, açıklamaları, değerlendirmeleri tahrif etmekte, "inanç özgürlüğü"ne karşı yüz kızartıcı görüntüler sergilemeye devam ediyor.

Başbakan Tayip Erdoğan'ın son Danimarka ziyareti sırasındaki açıklamalarıyla ilgili medyanın tavrı kelimenin tam anlamıyla utanç verici. Oysa Başbakan'ın açıklamaları çok açık: "Mahkeme inanç hiçbir zaman yasanın önüne geçemez" diyor. Benim bu kızımın böyle bir iddiası yok ki... İnancı böyle olduğu için başını örtüyor, o halde saygı duymak lazım. Mahkemenin de bu konuda söz söyleme hakkı yoktur. Söz söyleme hakkı din ulemasınındır. Açarsın o dinin mensubuna, Musevi ise o dinin mensubuna, Hıristiyansa o dinin mensubuna sorarsın, bunun dinde gerçekten emredici bir hükmü var mı? Varsa saygı duymak zorundasınız."

Bir kere, "dini hüküm" konusunda söz söyleme hakkı Diyanet'e aittir, Tapu Kadastro'ya değil. Zaten, laiklik açısından da durum böyledir. Mesela, başörtüsünün dinen ne anlama geldiği konusunda siyasi otorite ya da herhangi bir mahkeme çıkıp bir görüş beyan edemez. Laikliğin gereği de budur. AİHM, Leyla Şahin davası ile ilgili kararında başörtüsünü tanımlamıştır. Yani AİHM dini bir hükmün din açısından ne anlama geldiğini tanımlamıştır. Oysa AİHM bir hukuk kurumudur, dini otorite değil. Elbette "dini bir hüküm" konusunda din bilginlerinden görüş sorabilir. Nitakim AİHM, Avrupa ile ilgili davalarda Hristiyan din bilginlerinden görüşler almıştır ama kararı "evrensel hukuk" kurallarına göre vermiştir.

İşte Başbakan Erdoğan, AİHM'nin son Şahin kararını değerlendirirken tam da bu konuya işaret etmiş ve "başörtüsü" konusunda mahkemenin "din bilginleri"nin görüşlerini alma gereği duymadığını söylemiştir. Başbakan "başörtüsü sorununu ulema çözer" demiyor ki, "türbanın dini mahiyetinin ne olduğuna ulema karar karar verir" diyor. Peki bunun neresi laiklik ihlali?

Eğer kafanızda dine karşı takıntılarınız yoksa, Türkiye'deki "huzur ortamı"ndan rahatsız olmuyorsanız, Başbakan Erdoğan'ın söylediklerinin esas itibariyle "laiklik hassasiyeti"ni korumayı hedeflediğini çok rahatlıkla görebilirsiniz. Ama niyetiniz "oyunbozanlık" yapmaksa işte onun şifası yok...

Geri dön   Mesaj gönder   Yazdır   Yukarı


ALPORT Trabzon Liman İşletmeciliği

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Aktüel | Spor | Yazarlar
Televizyon | Sağlık | Bilişim | Diziler | Künye | Arşiv | Bize Yazın
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak
Tasarım ve içerik yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi